Sebe Suresi 21. Ayet — Elfaz
Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.
1وَمَاve māveBağlaç+Harf-i Nefi
2كَانَkāneyoktuMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
3لَهُlehuonunHarf-i Cer+Zamir
4عَلَيْهِمْǎleyhimonlar üzerindeHarf-i Cer+Zamir
5مِنْminHarf-i Cer
6سُلْطَانٍsulTāninzorlayıcı bir gücüİsimس ل طHüküm sürmek, egemen olmak, baskı yapmak, musallat olmak, üstesinden gelmek, yetki vermek, güç vermek, kuvvet vermek, hakim olmak, iktidar olmak
7اِلَّاillāancakHasr Edatı
8لِنَعْلَمَli neǎ'leme(ayırd edip) bilelim diyeTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
9مَنْmenkimseyiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10يُؤْمِنُyu'minuinananMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
11بِالْاٰخِرَةِbi l-āḣiratiahireteHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا خ رgeri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım
12مِمَّنْmimmenkimsedenHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
13هُوَhuveoZamir
14مِنْهَاminhāondanHarf-i Cer+Zamir
15فِيfīiçindeHarf-i Cer
17وَرَبُّكَve rabbukeRabbinBağlaç+İsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
18عَلٰىǎlāHarf-i Cer
20شَيْءٍşey'inşeyiİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
21حَفِيظٌHafīZunkorumaktadırSıfatح ف ظBir şeyi korumak/muhafaza etmek/savunmak, bir şeye bakmak, bir şeyin yok olmasını önlemek, bir şey hakkında dikkatli/özenli/düşünceli/ilgili olmak, bir şeyi saklamak, depolamak, tutmak, bir şeyi ezberlemek (hafızaya almak), hatırlamak, savunmak, bir şeyin kaybolmasını engellemek, dikkatli veya uyanık olmak, bir şeye azimle/sürekli/sebatla kendini adamak, tetikte veya ihtiyatlı olmak, bir kişiyi kızdırmak veya kızmak.