Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.

وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ

ve iƶā ğaşiyehum mevcun ke Z-Zuleli deǎvu (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne fe lemmā neccāhum ilā l-berri fe minhum muḳteSidun ve mā yecHadu bi āyātinā illā kullu ḣattārin kefūrin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاِذَاve iƶāve zaman
2غَشِيَهُمْğaşiyehumغ ش وaldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamakonları sardığı
3مَوْجٌmevcunم و جKarmaşa içinde olmak, tedirgin olmak, kargaşalı olmak, çatışmak veya çarpışmak, karmaşık ve rahatsız bir durumda olmak, şaşkın veya hayret içinde olmak, ileri geri hareket etmek, yandan yana hareket etmek.dalga(lar)
4كَالظُّلَلِke Z-Zuleliظ ل لKalmak, sürmek, devam etmek, bir şey yapmayı sürdürmek, olmak, dönüşmek, bir şeye dönüşerek büyümek, sebat etmek, bir şey yapmaya devam etti. Gölgelemek, üzerine gölge yapmak. Gölge, gölgelik, barınak. Tente, barınak, kulübe, örtü, gölge veren bulut, koruma, rahatlık ve mutluluk hali.gölgeler gibi
5دَعَوُاdeǎvuد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmekyalvarırlar
6اللّٰهَ(a)llaheAllah'a
7مُخْلِصِينَmuḣliSīneخ ل صSaf/hakiki/karışımsız/berrak olmak, güvende/emniyette/utanç veya zorluk ya da yıkımdan uzak olmak, insanların yanından çekilmek/ayrılmak, gelmek/yaklaşmak/ulaşmak, bir şeyi berrak veya saf yapmak, açıklamak/izah etmek/yorumlamak, birisiyle karşılıklı saflıkla davranmak, saf ve samimi olmak, bir şeyi veya kişiyi tamamen kendine mal etmek, saf ve samimi şekilde inanmak (ikiyüzlülükten uzak).yalnız has kılarak
8لَهُlehuO'na
9الدِّينَd-dīneد ي نİtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin etmek, onu yönetmek/idare etmek, ona sahip olmak, bir şeye alışmak/adet edinmek, tasdik/onaylama, ölüm (herkesin ödemek zorunda olduğu bir borç olduğu için), belirli bir yasa/kanun, sistem, adet/alışkanlık/iş, bir davranış/hareket tarzı/yolu, geri ödeme/tazminat.dini
10فَلَمَّاfe lemmāfakat o zaman
11نَجّٰيهُمْneccāhumن ج وKurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek.onları kurtarınca
12اِلَىilā
13الْبَرِّl-berriب ر رİyilik yapmak, ihsan etmek, doğru olmak, sadık olmak, gerçek olmak, yemin etmek, haklı çıkmak, yerine getirmek, sözünde durmakkaraya çıkarıp
14فَمِنْهُمْfe minhumiçlerinden bir kısmı
15مُقْتَصِدٌmuḳteSidunق ص دNiyet etmek, ılımlı olmak, orta yolu tutmak, doğruca ilerlemek, hedeflemek, amaçlamak, onarmak, tasarlamak, ölçülü davranmak. Qasdun - doğru yol, orta yol, doğru yön, doğru yola yönlendirme, amaç, niyet, düz ve doğru yol, adil. Qasidun - kolay veya ılımlı (yolculuk). Muqtasidun - doğru ve ılımlı yolda kalan, iki uç nokta veya üst limit ile alt limit arasında olan, iyi niyetli olan kişi.orta yolu tutar
16وَمَاve māzaten
17يَجْحَدُyecHaduج ح دBir şeyi inkar etmek veya kabul etmemek, cimri veya açgözlü olmak, fakir olmak veya az iyiliğe sahip olmak, dağılmış veya saçılmış olmak, miktar olarak az, kıt olmak.inkar etmez
18بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.bizim ayetlerimizi
19اِلَّاillābaşkası
20كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
21خَتَّارٍḣattārinخ ت رKusma eğilimi nedeniyle huzursuz olmak (ruh veya mide), başka birine karşı ihanet/vefasızlık/sadakatsizlikle (veya aldatma, hile ya da oyunla) davranmak, birine kötü veya bozuk şekilde davranmak, kişinin ruhunu veya midesini bozmak ve gevşemesine neden olmak (şarap veya içecek için söylenir), halsiz ve gevşek/ağır/uyuşuk/ateşli olmak, hastalık sonucu vücutta halsizlik.gaddarlardan
22كَفُورٍkefūrinك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkarcıdan

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onları, gölgeler yapan, dağlar gibi dalgalar sardı mı dîni, yalnız ona âit bilerek ve özlerini yalnız ona bağlayarak Allah'ı çağırırlar; onları kurtarınca içlerinde aşırı gitmeyen, geri kalmayan ve vaadine vefâ eden kişiler bulunur ve zâten de ahdine hiç vefâ etmeyen nankör kişilerden başkası bile bile inkâr etmez delillerimizi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onları, gölgeler yapan, dağlar gibi dalgalar sardı mı dîni, yalnız ona âit bilerek ve özlerini yalnız ona bağlayarak Allahʼı çağırırlar; onları kurtarınca içlerinde aşırı gitmeyen, geri kalmayan ve vaadine vefâ eden kişiler bulunur ve zâten de ahdine hiç vefâ etmeyen nankör kişilerden başkası bile bile inkâr etmez delillerimizi.

Adem Uğur

Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlâsla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder.

Ahmed Hulusi

Onları kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, inançlarını sadece O'na halis kılarak Allah'a dua ederler. . . Onları karaya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı orta yolu tutar. İşaretlerimizi çok gaddar ve çok nankör olandan başkası bile bile inkar etmez.

Ahmet Tekin

Kara bulutlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, Allah’ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek, samimi davranıp Allah’a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit, içlerinden bir kısmı orta yolu, maksada ulaştıran hak yolu tutar. Bizim âyetlerimizi azgın nankörlerden, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen katmerli kâfirlerden, hainlerden, sözlerini, taahhütlerini bozanlardan başkası bile bile inkâr etmez.

Ahmet Varol

Onları gölgeler gibi dalgalar bürüdüğünde dini yalnız Allah'a has kılarak O'na dua ederler. Kendilerini karaya çıkarıp kurtardığında içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Gaddar nankörlerden başkası ayetlerimizi bile bile inkar etmez.

Ali Bulaç

Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez.

Ali Fikri Yavuz

O kâfirleri, kara bulutlar gibi dalga sardığı vakit, dini Allah’a halis kılarak (tam bir ihlâs ile) O’na yalvarırlar, dua ederler. Vakta ki, (Allah denizden) onları karaya çıkarır, içlerinden doğru giden de bulunur, (diğerleri ise, eski küfürlerine devam eder). Ayetlerimizi ancak gaddar, nankör olanlar inkâr eder.

Ali Rıza Safa

Karanlık gölgelere benzeyen dalgalar, karabasan gibi onların üzerine çöktüğünde, dini yalnızca Allah'a özgüleyerek, O'na yakarışlarda bulunurlar. Onları kurtarıp karaya çıkardığımız zaman, onlardan bir bölümü orta yolu tutar. Zaten alçaklık yapan nankörlerden başkası ayetlerimizi inkar etmez.

Bayraktar Bayraklı

Dağlar gibi dalgalar kendilerini kuşattığında, içten inanarak Allah'a yalvarırlar. Ama Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı sözünde durur. Ayetlerimizi nankörlerden başkası inkar etmez.

Bekir Sadak

Daglar gibi dalgalar insanlari kusattigi zaman, dini tamamen Allah'a has kilarak O'na yalvarirlar; onlari karaya cikararak kurtardiginda, iclerinden bir kismi dogru yolda kalir. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankorler inkar eder.

Celal Yıldırım

Onları dağlar gibi (veya gölge salan bulutlar gibi) dalgalar sarıp kapladığında, dini Allah'a has kılıp samimiyetle O'na duâ edip yalvarırlar. Kendilerini kurtarıp karaya çıkardığı vakit, onlardan bir kısmı sâdık kalıp verdiği söze bağlılık gösterir. Zaten bizim âyetlerimizi ancak cok nankör gaddar olanlar inadla İnkâr ederler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Dalgalar onları kara gölgeler gibi kapladığında içten bir inanç ve bağlılıkla sadece Allah’a yakarırlar; Allah kendilerini sağ salim karaya çıkardığında ise içlerinden bir kısmı ortada kalır. Hıyanete gömülmüş nankörler topluluğundan başkası âyetlerimizi inkâr etmez.

Diyanet İşleri

Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.

Diyanet İşleri (eski)

Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkar eder.

Diyanet Vakfi

Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlâsla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim âyetlerimizi öyle nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Sonra karaya çıkardığı zaman içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim ayetlerimize ancak gaddar, nankör olanlar çıfıtlık eder.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve kara bulutlar gibi dalga sardığı vakıt onları dini Allaha halis kılarak yalvarırlar, sonra karaya çıkarıldığı vakıt içlerinden doğru giden de bulunur ve bizim ayetlerimize ancak gaddar, nankör olanlar çıfıtlık eder

Erhan Aktaş

Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dini O'na has kılarak Allah'a yalvarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtardığı zaman, onlardan bir kısmı orta bir yol tutar. Ve Biz'im ayetlerimize ancak, tam hain ve tam nankör olanlardan başkası bile bile ilgisiz kalmaz.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dini O'na has kılarak Allah'a yalvarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtardığı zaman, onlardan bir kısmı orta bir yol tutar. Ve Bizim ayetlerimize ancak, tam hain ve tam nankör olanlardan başkası bile bile ilgisiz kalmaz.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dini O'na has kılarak Allah'a yalvarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtardığı zaman, onlardan bir kısmı gerçek doğru yolu tutar. Ve Bizim ayetlerimizi ancak, tam hain ve tam nankör olanlardan başkası bile bile yalanlamaz.

Fizilal-il Kuran

Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkarıp kurtardığı zaman, içlerinden bir kısmı gevşeme gösterirler. Zaten bizim ayetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.

Gültekin Onan

Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Tanrı'ya yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimize gaddar ve (çok) kafirlerden başkası kafa tutmaz (cehadü).

Hamdi Döndüren

Gemidekileri, gölge gibi dalgalar kuşattığı zaman, dini yalnız Allah’a ait kılarak O’na dua ederler. Ancak Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak çok nankör hainler bilerek inkâr ederler!

Hasan Basri Çantay

Onları altında gölgeler yapan (dağlar) gibi dalga sardığı vakit din (i) yalınız Kendisine (Ya'ni Allaha) tahsıys etmek suretiyle (ve haalis ve) muhlis (insan) lar olarak Allahı çağırırlar. Sonra (Allah) onları selametle karaya çıkardığı zaman içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Ayetlerimizi gaddar, nankör olan (lar) ın her birinden başkası bilerek inkar etmez.

Hasib Asutay

Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. (12) Zaten bizim âyetlerimizi ancak gaddar ve çok nankör olan inkâr eder. (12. Tevhitten ibaret olan orta yolda sebat eder.)

Hayrat Neşriyat

Hâlbuki onları (dağlar büyüklüğünde) gölgelikler gibi dalgalar kapladığı zaman, dinde O’na (karşı) ihlâslı (samîmî) kimseler olarak Allah’a yalvarırlar. Artık onları karaya(çıkararak) kurtarınca, bunun üzerine içlerinden bir kısmı (îman ve ihlâs üzere kalarak) orta yolu tutan bir kimse olur. Zâten âyetlerimizi ancak çok nankör olan herbir hâin bilerek inkâr eder.

İbni Kesir

Onları dağlar gibi dalgalar sardığı vakit; dini yalnız Allah'a tahsis ederek O'na yalvarırlar. Onları karaya çıkararak kurtardığı zaman da; içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Ayetlerimizi gaddar ve nankör olanın dışında başkası bilerek inkar etmez.

Mehmet Okuyan

Dalgalar onları gölgeler gibi kuşattığı zaman, dini yalnız O’na özgü kılarak Allah’a yalvarırlar. (Allah) onları karaya kurtarınca (çıkarınca), içlerinden bir kısmı orta (dengeli yolda) olur. Bizim ayetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.

Muhammed Esed

Nitekim, dalgalar onları (ölümün) gölgeleri gibi kuşattığında, (o anda) bütün içtenlikleriyle yalnız ve sadece Allah'a bağlanarak O'na sığınırlar fakat Allah onları sağ salim kıyıya ulaştırdığında da bir kısmı yolun ortasında (inanmak ile inkar etmek arasında) kalıverirler. Ama hiç kimse, haince bir nankörlüğe kapılmadıkça mesajlarımızı bile bile reddetmez.

Mustafa İslamoğlu

Derken, dalgalar onları zifiri gölgeler gibi kuşattığında, yalnız O'na yönelerek başlarlar Allah'a yalvarıp yakarmaya; fakat onları sağ salim karaya çıkarır çıkarmaz, onlardan kimileri ortada kalarak (inanmakla inanmamak arasında) bocalar durur: zaten ayetlerimizi, habis kafirlerden başkası bile bile inkar etmez.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve onları kara bulutlar gibi dalgalar sardığı zaman, onlar Allah'a dini ona tahsis ediciler olarak yalvarmaya başlamış olurlar. Sonra onları karaya selâmetle çıkardığı zaman onlardan mutedil olan vardır ve Bizim âyetlerimizi ise pek çok gaddar ve pek nankör olandan başkası inkar etmez.

Ömer Öngüt

Dağlar gibi dalgalar onları sardığında, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkararak kurtardığı zaman içlerinden bir kısmı orta yolu tutarlar. Zaten bizim âyetlerimizi gaddar ve nankörlerden başkası inkâr etmez.

Suat Yıldırım

Denizde iken onları dağlar gibi dalgalar kapladığında, bütün kalpleriyle yalnız Allah’a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca bir kısmı işi gevşetir, imanla inkâr arasında ortada kalır. Bizim âyetlerimizi gaddar ve nankör olandan başkası inkâr etmez.

Süleyman Ateş

(Denizde) onları, gölgeler gibi dalga(lar) sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı iktisad eder (Allah'a yönelmeyi kısar, gevşetir); zaten bizim ayetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan başkası inkar etmez.

Süleymaniye Vakfı

Dalgalar onları gölgelikler gibi kuşatınca Allah'ın dinine bir şey katmadan sadece ona yalvarırlar. Allah onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden (yalnızca) bir kısmı doğru yolda kalır. Sürekli döneklik ve nankörlük edenler dışında hiç kimse ayetlerimizi bile bile inkar etmez.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Dalgalar onları kara bulutlar gibi kuşatınca, dini Allah'a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkardı mı içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Sözünde durmayan nankörler dışında hiç kimse ayetlerimizi bile bile inkar etmez.

Şaban Piriş

Onları dağlar gibi dalgalar sardığı zaman, dini tamamen Allah'a tahsis ederek O'na dua ederler. Ama kurtulup, karaya ayak bastıklarında, içlerinden bazısı orta yolu tutar. Ayetlerimizi gaddar ve nankör olanlardan başkası bile bile inkar etmez.

Tefhim-ul Kuran

Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkâr etmez.

Ümit Şimşek

Dağ gibi dalgalar onları sardığında, katıksız bir inançla Allah'a yönelir ve Ona yakarırlar. Onları sağ salim karaya çıkardığımızda ise bir kısmı orta yolu tutar. Ancak gaddarlıkta ve nankörlükte ileri gidenlerdir ki, âyetlerimizi inkâr ederler.

Yaşar Nuri Öztürk

Kara bulutlar gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman; Allah'a, dini O'na özgüleyerek yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim ayetlerimize, gaddar nankörlerin tümünden başkası karşı çıkmaz.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Dağların saldığı kölgələr kimi dalğalar onları çulğadığı zaman onlar dini məhz Allaha məxsus edərək Ona yalvararlar. Allah onları xilas edib quruya çıxartdıqda isə aralarından bəziləri küfrlə iman arasında orta yol tutar. Bizim ayələrimizi yalnız nankor xainlər inkar edərlər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Kafirləri) ətrafına kölgə salan uca dağlar (yaxud qara buludlar) kimi dalğalar bürüdüyü zaman onlar dini (ibadəti) Allaha məxsus edərək yalnız Ona dua edərlər. Allah onları sağ-salamat quruya çıxartdıqda içərilərindən bəʼziləri (küfrlə iman arasında) orta mövqe tutar. (Bəʼziləri isə öz küfründə qalar). Bizim ayələrimizi yalnız çox xain, nankor olanlar danarlar!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wenn Wogen sie umhüllen wie Schatten, beten sie Gott innig an, jedoch nachdem Gott sie errettet hat, sind es nur wenige, die sich in Maßen daran halten. Es leugnet Unsere Zeichen nur, wer vollkommen treulos und höchst ungläubig ist.

Almanca — Der Edle Quran

Und wenn Wogen wie Schattendächer sie überdecken, rufen sie Allah an, (wobei sie) Ihm gegenüber aufrichtig in der Religion (sind). Wenn Er sie nun ans Land errettet, zeigen einige von ihnen ein gemäßigtes Verhalten. Und Unsere Zeichen verleugnet nur jeder sehr Treulose und sehr Undankbare.

Almanca — M. A. Rassoul

Und wenn Wogen sie gleich Hüllen bedecken, dann rufen sie Allah in lauterem Glauben an; doch rettet Er sie dann ans Land, so sind es (nur) einige von ihnen, die einen gemäßigten Standpunkt vertreten. Und niemand leugnet Unsere Zeichen, außer allen Treulosen, Undankbaren.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und wenn Wogen wie Schattenwerfende sie umhüllen, richten sie Bittgebete an ALLAH als Aufrichtige im Din Ihm gegenüber, und nachdem ER sie ans Land errettet hatte, waren manche von ihnen gemäßigt. Und ALLAHs Ayat leugnet niemand außer jedem äußerst kufr-betreibenden Hinterhältigen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And when they-people at large-are overwhelmed at sea with waves rising in billows they invoke Allah for mercy and they invoke Him exclusively. And when He saves them and delivers them to safety, then only some of them do keep their promise and begin to adopt an honest and godly course of life and eventually lift to Him their inward sight. And no one denies Our divine signs and favours ignoring Our revelations but the one who professes friendship in order to betray, mislead, deceive or seduce others and disappoint their hopes and expectations and impels himself to the feeling of ingratitude and ungratefulness.

Abdul Haleem

When the waves loom over those on board like giant shadows they call out to God, devoting their religion entirely to Him. But, when He has delivered them safely to land, some of them waver- only a treacherous, thankless person refuses to acknowledge Our signs.

Abdullah Yusuf Ali

When a wave covers them like the canopy (of clouds), they call to Allah, offering Him sincere devotion. But when He has delivered them safely to land, there are among them those that halt between (right and wrong). But none reject Our Signs except only a perfidious ungrateful (wretch)!

Abul A'la Maududi

When waves engulf them (in the sea) like canopies, they call upon Allah, consecrating their faith solely to Him. But when He delivers them safely to the land, some of them become lukewarm. None denies Our Signs except the perfidious, the ungrateful.

Aisha Bewley

When the waves hang over them like canopies, they call on Allah, making their deen sincerely His. But then when He delivers them safely to the land, some of them are ambivalent. None but a treacherous, thankless man denies Our Signs.

Al-Hilali & Khan

And when a wave covers them like shades (i.e. like clouds or the mountains of sea-water), they invoke Allâh, making their invocations for Him only. But when He brings them safe to land, there are among them those that stop in between (Belief and disbelief). But none denies Our Signs except every perfidious ingrate.[1]

Ali Quli Qarai

When waves cover them like awnings, they invoke Allah, putting exclusive faith in Him. But when He delivers them towards land, [only] some of them remain unswerving. And no one will impugn Our signs except an ungrateful traitor.

Amatul Rahman Omar

And when a huge wave covers (the sailors) like (so many) canopies, they call upon Allâh bearing sincere faith in Him. But when He brings them safe to land then (only) some of them keep to the right course (and some of them become indifferent). Yet none denies Our signs except every perfidious ungrateful person.

Arthur John Arberry

And when the waves cover them like shadows they call upon God, making their religion sincerely His; but when He has delivered them to the land, some of them are lukewarm. And none denies Our signs, except every ungrateful traitor.

Bijan Moeinian

When a violent wave [reminding the leashed power of the nature] approaches the ship, the passengers panic and [no matter how pagan they are] invoke God [to leash the awesome power of the nature for them] sincerely devoting their prayers to God alone. When God brings them safely to the land, some of them take the middle course [to please both Caesar and God!] Only a treacherous [who lied in his prayers] and an unappreciative person [who did not thank God for being taken to safety from a dangerous situation] deny the revelations of the Lord.

E. Henry Palmer

And when a wave like shadows covers them, they call on God, being sincere in their religion; and when He saves them to the shore, then amongst them are some who halt between two opinions. But none gainsays our signs save every perfidious misbeliever.

Edip-Layth

When waves surround them like mountains, they call on God, sincerely devoting the system to Him. But when He saves them to the shore, some of them revert. None discard Our signs except those who are betrayers, ingrates.

George Sale

When waves cover them, like overshadowing clouds, they call upon God, exhibiting the pure religion unto him; but when He bringeth them safe to land, there is of them who halteth between the true faith and idolatry.

Hamid S. Aziz

Do you not see that the ship rides on in the sea by the favour of Allah, that He may show you of His wonders? Verily, in that are signs to every grateful heart.

Mahmoud Ghali

And when the waves envelop them like overshadowings, they invoke Allah, making the religion His faithfully; yet as soon as He delivers them safe to the land, then (some) of them are moderate; and in no way does anybody repudiate Our signs except everyone (who is) a most perfidious, constantly ungrateful disbeliever.

Marmaduke Pickthall

And if a wave enshroudeth them like awnings, they cry unto Allah, making their faith pure for Him only. But when He bringeth them safe to land, some of them compromise. None denieth Our signs save every traitor ingrate.

Mohamed Ahmed - Samira

When the waves overshadow them like a canopy, they pray to God with all-exclusive faith in Him. But after He has safely brought them to the shore, there are some who vacillate between doubt and belief, but no one rejects Our signs except those who are perverse and disbelieve.

Muhammad Asad

For [thus it is with most men:] when the waves engulf them like shadows [of death], they call unto God, sincere [at that moment] in their faith in Him alone: but as soon as He has brought them safe ashore, some of them stop half-way [between belief and unbelief] Yet none could knowingly reject Our messages unless he be utterly perfidious, ingrate.

Mustafa Khattab

And as soon as they are overwhelmed by waves like mountains, they cry out to Allah ˹alone˺ in sincere devotion. But when He delivers them ˹safely˺ to shore, only some become relatively grateful. And none rejects Our signs except whoever is deceitful, ungrateful.

Progressive Muslims

And when waves surround them like mountains, they call on God, sincerely devoting the system to Him. But when He saves them to the shore, some of them revert. None discard Our signs except those who are betrayers, unappreciative.

Sahih International

And when waves come over them like canopies, they supplicate Allah, sincere to Him in religion. But when He delivers them to the land, there are [some] of them who are moderate [in faith]. And none rejects Our signs except everyone treacherous and ungrateful.

Sam Gerrans

And when a wave covers them like canopies they call to God, sincere to Him in doctrine; then when He delivers them to the land, some among them are lukewarm. And none rejects Our proofs but everyone treacherous and ungrateful.

Shabbir Ahmed

And so, when violent waves surround them like shadows of gloom, they call unto Allah, sincere in their faith in Him (and work according to Divine Laws). But as soon as We save them ashore, some of them compromise (with falsehood). Yet none could knowingly reject Our Messages unless he is a betrayer to his own "Self", ungrateful for such blessing.

Syed Vickar Ahamed

And when waves come over them like blankets, they (the men call to and) invoke Allah, giving Him (their) true prayers (and love). But when He has brought them safely to land, there are from them, those who stop midway between (right and wrong). And none deny Our Signs except those who break their promise and who are ungrateful.

Taqi Usmani

And when they are covered by waves like canopies, they pray to Allah, having faith exclusively in Him. Then, once He brings them safe to the land, some of them remain balanced, (while others turn ungrateful by denying Allah’s signs.) And no one denies Our signs except every ungrateful traitor.

The Monotheist Group

And when waves surround them like mountains, they call on God, sincerely devoting the system to Him. But when He saves them to the shore, some of them return. None discard Our signs except those who are betrayers, rejecters.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Quand une vague les recouvre comme des ombres, ils invoquent Allah, vouant leur culte exclusivement à Lui; et lorsquʹIl les sauve, en les ramenant vers la terre ferme, certains dʹentre eux deviennent réticents; mais, seul le grand traître et le grand ingrat renient Nos signes.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema pêlên behrê yên mîna çiyan li wan hatin hev, pêre ji dilekî xalis li ber Xwedê digerin. Gava ku Xwedê ew deranîne bejê û rizgar kirin, vêca hin ji wan kêm dişêkirênin. Ji bilî yê xeddarê nankor kes ayetên me mandel nake.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Als de golven hen bedekken, zooals schaduw afwerpende wolken, roepen zij God aan, en bekeeren zich tot den zuiveren godsdienst: maar als hij hen ongedeerd aan land brengt, zijn er van hen, die tusschen het ware geloof en de afgoderij twijfelen. Niemand verwerpt echter onze teekenen, behalve de trouweloozen en de ondankbaren.

Hollandaca — Siregar

En wanneer golven als wolken hen bedekken roepen zij Allah aan, Hem zuiver aanbiddend. Wanneer Wij hen dan hebben gered en aan land hebben gebracht, dan zijn er onder hen die gematigd (tussen geloof en ongeloof) zijn. En nieniand anders ontkent Onze Tekenen dan iedere verrader en ondankbare.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И когда покроет их [многобожников] волна, как тень (когда они плывут на судне), то они молят Аллаха (о спасении), делая поклонение исключительным только Ему [забывая всех своих ложных богов]. А когда Он спасает их (доставляя) на сушу, то среди них оказывается удерживающийся [тот, кто не благодарит Аллаха должным образом]. И отрицает Наши знамения только всякий изменник, неблагодарный!

Rusça — Osmanov

Когда волна, словно тень, накрывает неверных, они взывают к Аллаху, искренне веруя в Него. Но когда Он спасает их [и выводит] на сушу, то некоторые из них становятся умеренно верующими, [а некоторые не становятся]. Но лишь изменники и неблагодарные отвергают Наши знамения.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

När människorna (färdas på havet) och ser vågorna häva sig över dem som ett tak, anropar de Gud med ren och uppriktig tro, men när Han har fört dem (oskadda) i land försöker några av dem gå en väg mellan tro och otro. Men bara den alltigenom falske, den som inte vet vad tacksamhet vill säga, avvisar Våra budskap.