Neml Suresi 15. Ayet — Elfaz
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
1وَلَقَدْve leḳadve andolsunBağlaç+Lam-ı Te'kid+Kesinlik Edatı
2اٰتَيْنَاāteynābiz verdikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
3دَاوُ۫دَdāvūdeDavud'aÖzel İsim
4وَسُلَيْمٰنَve suleymāneve Süleyman'aBağlaç+Özel İsim
5عِلْمًاǐlmenbir ilimİsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
6وَقَالَاve ḳālāve dedilerBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Tesniye Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
7الْحَمْدُl-HamduhamdolsunMarife (Belirlilik Takısı)+İsimح م دBirini övmek veya yüceltmek veya takdir etmek, birisinden olumlu olarak bahsetmek, bir şeyi onaylamak, birine hakkını ödemek/vermek, övgüye değer veya takdire şayan olmak.
8لِلّٰهِli (a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
9الَّذِيelleƶīkiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10فَضَّلَنَاfeDDelenābizi üstün kıldıMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıف ض لüstün olmak, seçkin olmak, aşmak, üstün, kazanmak/hediye, fayda/nimet/iyilik/lütuf bahşetmek
11عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
13مِنْmin-ndanHarf-i Cer
15الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīneinananMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman