Furkan Suresi 67. Ayet — Elfaz
Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīneveBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
2اِذَٓاiƶāzamanZaman Zarfı
3اَنْفَقُواenfeḳūinfak ettikleriMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
4لَمْlemHarf-i Nefi
5يُسْرِفُواyusrifūisraf etmezlerMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıس ر فAşırı gitmek, haddi aşmak, israf etmek, savurganlık yapmak, müsrif olmak, saçıp savurmak, fazla harcamak, ölçüyü kaçırmak, gereksiz yere harcamak
6وَلَمْve lemve etmezlerBağlaç+Harf-i Nefi
7يَقْتُرُواyeḳturūcimrilikMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق ت رCimri, eli sıkı, pintice olmak, kıt kanaat geçinmek, zar zor yetmek (geçim), kıt kanaat geçim sağlamak. Qatarun ve qataratun - toz, keder bulutu, karanlık, cimrilik. Qaturun - cimri. Muqtirun - dar koşullarda olmak, sıkıntıda olmak.
8وَكَانَve kāneve olurBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
9بَيْنَbeynearasındaMekan Zarfıب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
10ذٰلِكَƶālikebu (ikisinin)İşaret Zamiri
11قَوَامًاḳavāmendengeliİsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh