Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.

وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

ve ceǎlnā bne meryeme ve ummehu āyeten ve āveynāhumā ilā rabvetin ƶāti ḳarārin ve meǐynin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَجَعَلْنَاve ceǎlnāج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakve kıldık
2ابْنَbneب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aileoğlunu
3مَرْيَمَmeryemeمريمMeryem
4وَاُمَّهُٓve ummehuا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]ve annesini
5اٰيَةًāyetenا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.bir mu'cize
6وَاٰوَيْنَاهُمَٓاve āveynāhumāا و يSığınmak, barınmak veya dinlenmek için bir yere gitmek, başvurmak, konaklamak, misafir etmek, konukseverlik göstermek için hamza eklenerek ve mükemmel şekilde ikiye katlanan bir fiil.ve onları yerleştirdik
7اِلٰىilā
8رَبْوَةٍrabvetinر ب وArtmak, yükselmek, çoğalmak, şişmek, büyümek, nefes nefese kalmak, solumak. Tefecilik yapmak, faiz almak, aşırı artış göstermek, normal alınması gerekenden fazlasını elde etmek. Rabiyatun - sürekli artan, şiddetli. Arba (karşılaştırmalı form) - daha çok, daha fazla artmış.bir tepeye
9ذَاتِƶāti
10قَرَارٍḳarārinق ر رSerin olmak veya serinlemek, sessiz kalmak, sebatlı olmak, sağlam olmak, ferahlamak, istikrarlı olmak, sağlam olmak, almak tatmin etmek, doğrulamak, kabul etmek, yerleşmek, sürmek. Karar - istikrar, sabit veya güvenli bir yer, emanet yeri, ilerideki yer. Kurratun - serinlik, keyif. Akarra (fiil 4) - onaylamak, dinlendirmek veya kalmaya sebep olmak. İstakarra (fiil 10) - sağlam kalmak. Müstakırrun - sağlam şekilde sabit kalan veya onaylanan, gizlenen, kalıcı olan, kesinlikle gerçekleşen, varlığında/hedefinde/amacında yerleşik olan. Müstakar - sağlam şekilde sabit/yerleşik, geçici ikamet, mesken. Kurratun - serinlik, ferahlık, neşe ve rahatlık kaynağı. Kawarir (karuratun'un çoğulu) - bardaklar, kristaller.oturmaya uygun
11وَمَعِينٍve meǐyninع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.ve suyu bulunan

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve Meryemoğlunu ve anasını kudretimize birer delil olarak yaratmış, onları düz, otlak ve sulak bir tepede barındırmıştık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve Meryemoğlunu ve anasını kudretimize birer delil olarak yaratmış, onları düz, otlak ve sulak bir tepede barındırmıştık.

Adem Uğur

Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.

Ahmed Hulusi

Meryemoğlu'nu ve anasını bir mucize kıldık. . . Ve o ikisini akarsuyu olan yüksek bir yere yerleştirdik.

Ahmet Tekin

Meryem’in oğlunu, Îsâ’yı ve annesini de sınırsız kudretimizi gösteren bir mûcize olarak ortaya koyduk. Onları yerleşmeye elverişli akarsuyu bulunan bir tepeye, yaylaya yerleştirdik.

Ahmet Varol

Meryem oğlunu ve annesini de bir ayet kıldık ve onları oturmaya uygun ve çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.

Ali Bulaç

Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.

Ali Fikri Yavuz

Meryem’in oğlu İsa’yı da annesiyle (kudretimize delâlet eden) bir alâmet kıldık; (çünkü onu babasız yarattık, annesine bir insan dokunmamıştı). İkisini düz ve suyu bulunan yüksek bir yerde barındırdık.

Ali Rıza Safa

Meryem Oğlu ve annesini de bir mucize yaptık. İkisini de oturmaya elverişli ve akarsuyu olan yüksek bir tepeye yerleştirdik.

Bayraktar Bayraklı

Meryemoğlunu ve annesini de bir ders kıldık; onları yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.

Bekir Sadak

Meryem oglunu da, annesini de mucize kildik. Her ikisini de, pinari bulunan, oturmaya elverisli yuksek bir yere yerlestirdik. *

Celal Yıldırım

Meryem'in oğlu ile onun anasını da bir mu'cize olarak sunduk. Onları yüksekçe pınarı olan düz, oturmaya elverişli bir tepeye yerleştirip barındırdık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Meryem oğlu ile annesini de bir mûcize yaptık; ikisini de kalmaya elverişli, kaynak suyu bulunan yüksekçe bir yere yerleştirdik.

Diyanet İşleri

Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.

Diyanet İşleri (eski)

Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

Diyanet Vakfi

Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Meryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Meryem oğlunu ve annesini bir mucize kıldık ve ikisini oturaklı ve temiz sulu bir tepede barındırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

İbni Meryemi de anasiyle bir ayet kıldık ve ikisini bir oturaklı ve temiz sulu bir tepeye barındırdık

Erhan Aktaş

Meryem Oğlu'nu ve annesini bir ayet kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Meryem oğlunu ve annesini bir ayet kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

Fizilal-il Kuran

Meryemoğlu İsa ile annesini gücümüzün bir kanıtı olarak ortaya çıkardık. Onları yaşamaya elverişli ve akarsulu bir tepeye yerleştirdik.

Gültekin Onan

Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.

Hamdi Döndüren

Meryem’in oğlunu ve annesini de bir mucize kıldık ve onları yerleşmeye uygun olan ve suyu bulunan yüksek bir yere yerleştirdik.

Hasan Basri Çantay

Meryemin oğlunu da, anasını da (kudretimize) bir ayet (ibret) kıldık. Onları düz (ya'ni oturmıya yarar) ve akar suya malik bir tepede barındırdık.

Hasib Asutay

Meryemoğlunu ve annesini bir mucize kıldık; onları yerleşmeye elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.

Hayrat Neşriyat

Meryemoğlunu (Îsâ’yı) da, annesini de bir mu'cize kıldık ve onları barınmaya elverişli ve suyu akan bir tepeye yerleştirdik.

İbni Kesir

Biz; Meryem'in oğlunu da, annesini de bir ayet kıldık. Her ikisini de sulak, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

Mehmet Okuyan

Meryem oğlunu ve (onun) annesini de bir ayet (mucize) kılmıştık. Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik.

Muhammed Esed

Ve (Musa'yı nasıl onurlandırdıysak) Meryem oğlunu ve anasını da (rahmetimiz için) bir sembol kıldık: Ve o'nların her ikisini de ebedi esenliğin, berrak çeşmelerin bulunduğu yüce bir makama eriştirdik.

Mustafa İslamoğlu

Yine (aynı amaçla) Meryem oğlunu ve annesini de birer simge kıldık; ve o ikisini kalıcı bir güzelliğin görkemli makamına ve esenliğin bereketli kaynağına yerleştirdik.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve Meryem'in oğlunu ve anasını bir harika kıldık ve ikisini bir oturaklı ve akar sulu yüksek bir mekanda barındırdık.

Ömer Öngüt

Meryem oğlunu ve annesini bir âyet (mucize) kıldık. Her ikisini de yerleşmeye elverişli, suyu bulunan, yüksek bir yere yerleştirdik.

Suat Yıldırım

Meryem’in oğlunu ve annesini birer ibret vesilesi kıldık ve onları pınarları akan ve yerleşmeye elverişli yüksekçe bir yere yerleştirdik.

Süleyman Ateş

Meryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.

Süleymaniye Vakfı

Meryem'in oğlunu /İsa'yı ve annesini, bir ayet /bir mucize yaptık. Onları, kalınabilecek yeri ve akar suyu olan bir tepeye yerleştirdik.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Meryemoğlu'nu ve annesini birer belge yaptık. Oturmaya elverişli olan ve gözesi bulunan bir tümseğe yerleştirdik.

Şaban Piriş

Meryem'in oğlunu da, annesini de bir belge kıldık. O; İkisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.

Tefhim-ul Kuran

Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.

Ümit Şimşek

Meryem oğlu ile annesini de bir âyet yaptık ve kalınabilecek sulak bir tepede barındırdık.

Yaşar Nuri Öztürk

Meryem'in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz Məryəm oğlunu və onun anasını bir möcüzə etdik. Onları əlverişli bir yerdə, çeşmə axan bir təpədə yerləşdirdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Məryəm oğlunu (İsanı) və (bakirə) anasını (qüdrətimizdən yaranmış) bir möʼcüzə etdik. Onları abad (rahat) və axar sulu uca bir yerdə yerləşdirdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir machten den Sohn Marias und seine Mutter zu einem Zeichen, und Wir gewährten ihnen sichere Zuflucht auf einer Anhöhe mit gutem Boden und Wasser.

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir machten den Sohn Maryams und seine Mutter zu einem Zeichen und gewährten ihnen Zuflucht auf einer Anhöhe mit festem Grund und Quellwasser.

Almanca — M. A. Rassoul

Und Wir machten den Sohn der Maria und seine Mutter zu einem Zeichen und gewährten ihnen Zuflucht zu einem Hügel mit einer grünen Fläche und einem fließenden Quell.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und WIR machten Ibnu- Maryam und seine Mutter zu einer Aya und gewährten ihnen Unterkunft bei einem Hügel mit Aufenthaltsmöglichkeit und fließendem Wasser.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And We made the son of Maryam (Mary) – Isa (Jesus)- and his mother an emblem of Our Omnipotence and Authority and We provided them with a shelter on a high land affording them security and peace of mind, and beneath which flowed a spring.

Abdul Haleem

We made the son of Mary and his mother a sign; We gave them shelter on a peaceful hillside with flowing water.

Abdullah Yusuf Ali

And We made the son of Mary and his mother as a Sign: We gave them both shelter on high ground, affording rest and security and furnished with springs.

Abul A'la Maududi

And We made Mary's son, and his mother, a Sign, and We gave them refuge on a lofty ground, a peaceful site with springs flowing in it.

Aisha Bewley

And We made the son of Maryam and his mother a Sign and gave them shelter on a mountainside where there was a meadow and a flowing spring.

Al-Hilali & Khan

And We made the son of Maryam (Mary) and his mother as a sign, and We gave them refuge on high ground, a place of rest, security and flowing streams.

Ali Quli Qarai

and We made the son of Mary and his mother a sign, and sheltered them in a highland, level and watered by a stream.

Amatul Rahman Omar

And We made the son of Mary and his mother a sign, (and a model of virtue), and We gave them both refuge upon a worth-living lofty plateau abounding in (green and fruitful) valleys and springs of running water.

Arthur John Arberry

and We made Mary's son, and his mother, to be a sign, and gave them refuge upon a height, where was a hollow and a spring:

Bijan Moeinian

I made son of Mary and his mother a sign of Mine, and I gave them both a lovely place (having meadows and springs) on a high ground to rest and have peace.

E. Henry Palmer

And we made the son of Mary and his mother a sign; and we lodged them both on a high place, furnished with security and a spring.

Edip-Layth

We made the son of Mary and his mother a sign, and We gave them refuge on high ground, a place for resting and with a flowing stream.

George Sale

And We appointed the son of Mary, and his mother, for a sign: And We prepared an abode for them in an elevated part of the earth, being a place of quiet and security, and watered with running springs.

Hamid S. Aziz

And We verily gave Moses the Book, that per chance (or possibly) they might be guided.

Mahmoud Ghali

And We made Maryam's (Mary's) son and his mother a sign, and gave an abode to (both of) them upon a mound, with (Literally: owing, comprising) a (refreshing) residence and a profuse (spring).

Marmaduke Pickthall

And We made the son of Mary and his mother a portent, and We gave them refuge on a height, a place of flocks and watersprings.

Mohamed Ahmed - Samira

And We made the son of Mary and his mother a sign, and gave them shelter on an elevated ground, sequestered, watered by a spring.

Muhammad Asad

And [as We exalted Moses, so, too,] We made the son of Mary and his mother a symbol [of Our grace], and provided for both an abode in a lofty place of lasting restfulness and unsullied springs.

Mustafa Khattab

And We made the son of Mary and his mother a sign, and gave them refuge on high ground—a ˹suitable˺ place for rest with flowing water.

Progressive Muslims

And We made the son of Mary and his mother a sign, and We gave them refuge on high ground, a place for resting and with a flowing stream.

Sahih International

And We made the son of Mary and his mother a sign and sheltered them within a high ground having level [areas] and flowing water.

Sam Gerrans

And We made the son of Mary and his mother a proof, and We gave them shelter upon high ground: a fixed lodging and a running spring.

Shabbir Ahmed

And We made the son of Mary and his mother a symbol (of Our Grace). And, We gave them abode on an elevated resort, affording rest and security and fresh water springs. (As they migrated from Canaan after the attempted crucifixion.)

Syed Vickar Ahamed

And We made (Isa or Jesus) son of Maryam (Mary) and his mother like a Sign: And We gave them both protection on high ground, offering rest and security and gave them springs (for water).

Taqi Usmani

And We made the son of Maryam (Mary) and his mother a sign, and gave them shelter on a height, having a place of rest and running springs.

The Monotheist Group

AndWe made the son of Mary and his mother a sign, and We gave them refuge on high ground, a place for resting and with a flowing stream.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et Nous fîmes du fils de Marie, ainsi que de sa mère, un prodige; et Nous donnâmes à tous deux asile sur une colline bien stable et dotée dʹune source.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me kurê Meryemê (Îsa) û dayîka wî jî kirine nîşanek (li ser qudreta xwe) û me ew li cihekî bilind ku xwedan dar û kanî ye niştecih kirin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij hebben de zoon van Marjam en zijn moeder tot een teken gemaakt en Wij gaven hun een onderkomen op een heuvel met een stevige bodem en bronwater.

Hollandaca — Siregar

En Wij maakten de zoon van Maryam en zijn moeder tot een Teken en Wij gaven hun een onderkomen op een hoogplegen plaats, bewoonbaar met stromend water.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И Мы сделали сына Марьям [пророка Иису] и мать его знамением [чудом, показывающим Нашу мощь] и дали им (двоим) убежище (от преследовавших их) у холма, где было место для пребывания [плодородная земля] и источник (с пресной водой).

Rusça — Osmanov

Мы сделали сына Марйам и его мать знамением и поселили их в убежище на холме, где в укромном месте протекал ручей.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och Vi gjorde Marias son och hans moder till ett tecken (för människorna) och förde dem till en plats på en skyddad höjd som erbjöd vila och som vattnades av friska källor.