Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ

fe ceǎlnāhā nekālen li mā beyne yedeyhā ve mā ḣalfehā ve mev'ǐZeten li l-mutteḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَجَعَلْنَاهَاfe ceǎlnāhāج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakve bunu yaptık
2نَكَالًاnekālenن ك لCeza vermek, yıldırmak, uzaklaştırmak, sakındırmak, geri çevirmek, vazgeçirmek, engellemek, caydırmakibretlik bir ceza
3لِمَاli māşey için
4بَيْنَbeyneب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinarasındaki (önündeki)
5يَدَيْهَاyedeyhāي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitonların iki eli
6وَمَاve māve şey (için)
7خَلْفَهَاḣalfehāخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekardından gelen
8وَمَوْعِظَةًve mev'ǐZetenو ع ظÖğüt vermek, nasihat etmek, vaaz vermek, tavsiyede bulunmak, uyarmak, ödül veya ceza bahsederek kalbi yumuşatması gereken şeyleri hatırlatmak, iyi tavsiye veya öğüt vermek, işlerin sonucunu hatırlatmak, tövbe ve ıslaha yönlendiren öğütler vermek.ve bir öğüt
9لِلْمُتَّقِينَli l-mutteḳīneو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişimüttakiler için

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

O zaman bunu görenlerle sonradan gelenlere ibret, sakınanlara da bir öğüt olmak üzere onları maymun şekline sokmuştuk.

Abdulkadir Gölpınarlı

O zaman bunu görenlerle sonradan gelenlere ibret, sakınanlara da bir öğüt olmak üzere onları maymun şekline sokmuştuk.

Adem Uğur

Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık.

Ahmed Hulusi

Bu; olayı yaşayanlara ve onlardan sonra gelenlere ibret bir ceza olsun; korunmak isteyenler de bundan öğüt alsınlar, diyedir.

Ahmet Tekin

Bu ibret dolu cezayı, bizzat görenlere ve sonraki nesillere bir ders, bir gözdağı, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrananlara, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlere de unutamayacakları bir öğüt, bir ibret vesilesi kıldık.

Ahmet Varol

Bu olayı, öncekilere ve sonradan geleceklere ders verici bir ceza ve takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.

Ali Bulaç

Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.

Ali Fikri Yavuz

Biz, o azâbı; onlarla bulunanlara, onlardan sonra gelip duyanlara, ibret; ve takvâ sâhibi müminlere de bir nasihat kıldık.

Ali Rıza Safa

Böylece, bunu, aynı dönemde yaşayanlara ve sonra gelecek olanlara uyarıcı bir örnek; sorumluluk bilinci taşıyanlara da bir öğüt yaptık.

Bayraktar Bayraklı

Biz bu cezayı, bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ders, sakınanlar için de bir öğüt vesilesi kıldık.

Bekir Sadak

(65-66) Icinizden cumartesi gunu azginlik edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara «Asagilik birer maymun olunuz» dedik"; bunu, cagdaslarina ve sonradan geleceklere bir ceza ornegi ve Allah'a karsi gelmekten sakinanlara ogut olsun diye yaptik.

Celal Yıldırım

İşte Biz bu (milletin tutumunu ve başlarına gelen kötü sonuçları) kendi devirlerinde yaşayanlara ve sonradan gelecek olanlara bir ibret ve takva (Allah'tan korkup kötülüklerden sakınan irfan) sahiplerine bir öğüt kıldık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Biz bunu, hem çağdaşlarına hem de sonradan gelenlere ibret veren bir ceza, müttakiler için de bir öğüt kıldık.

Diyanet İşleri

Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

Diyanet İşleri (eski)

(65-66) İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara 'Aşağılık birer maymun olunuz' dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.

Diyanet Vakfi

Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve bu cezayı önündekilere ve sonrakilere bir ibret dersi ve korunacaklara da bir öğüt ve nasihat yaptık.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve bu ukubeti önündekilere ve arkasındakilere bir dersi ibret ve korunacaklara bir va'z-u nasıhat olmak üzere yaptık.

Erhan Aktaş

Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere de bir öğüt olarak yaptık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Biz bunu, yanında onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere de bir öğüt olarak yaptık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere de öğüt olarak yaptık.

Fizilal-il Kuran

Bu cezayı, onu görenlere ve sonradan gelip işitenlere ibret ve takva sahiplerine öğüt yaptık.

Gültekin Onan

Bunu çağdaşlarına / yanında olanlara (lima beyne yedeyha) ve sonraki kuşaklara / gelecek olanlara (halfeha) bir ceza / azab / ibret verici ceza (nekalen) ve muttakiler için de bir öğüt / nasihat (mevızaten) yaptık.

Hamdi Döndüren

Böylece Biz bunu, hem o olayı yaşamış olanlara hem de onlardan sonra gelecek olanlara bir ibret ve Allah’tan sakınanlara da bir öğüt vesilesi yaptık!

Hasan Basri Çantay

Binaen'aleyh onu hem önündekilere (o zaman hazır olanlara), hem ardındakilere (sonradan geleceklere) ibret verici ceza ve (mü'minlerden) takvaaye erenler de bir öğüd yaptık.

Hasib Asutay

Biz onu (insanların maymunlaşmasını) hem o dönemde bulunanlara hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve muttakiler için bir öğüt kıldık.

Hayrat Neşriyat

Böylece bunu (bu hâdiseyi) önündekilere ve arkasındakilere (o zamanda bulunanlara ve ardından geleceklere) ibret verici bir cezâ, takvâ sâhiblerine ise bir nasîhat kıldık.

İbni Kesir

Artık bunu hem önündekilere, hem de ardındakilere ibret verici bir ceza, hem de müttakilere bir öğüt kıldık.

Mehmet Okuyan

Bunu öndekilere (onları görenlere) ve arkalarındakilere (ibretlik) bir ceza, muttakîler (duyarlı olanlar) için de bir öğüt kılmıştık.

Muhammed Esed

Ve onları hem kendi zamanları, hem de bütün gelecek zamanlar için uyarıcı bir örnek kıldık, Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara da ibret alınacak bir ders.

Mustafa İslamoğlu

Ve onları, hem ilk kuşaklar hem de sonraki nesiller için bir ibret vesikası, (taklitten) sakınanlar içinde uyarıcı bir örnek kıldık.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık bunu o zamandakilere ve ondan sonrakilere bir ibret, müttekiler için de bir nasihat kıldık.

Ömer Öngüt

İşte biz bu (maymunlaşma cezasını), kendi devirlerinde yaşayıp hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelecek olanlara bir ibret dersi, takvâ sahibi müminlere de bir öğüt yaptık.

Suat Yıldırım

Bunu, hem bu hâdiseye şahit olanlara, hem de sonradan gelecek olan nesillere bir ibret ve korunacaklara da bir öğüt kıldık.

Süleyman Ateş

Ve bunu, önündekilere ve ardından geleceklere ibret bir ceza, (Allah'ın azabından) korunanlara da bir öğüt yaptık.

Süleymaniye Vakfı

Bunu, o gün yaşayanlara ve arkadan gelenlere caydırıcı bir ders ve yanlışlardan sakınanlara öğüt olsun diye yapmıştık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunu, o gün yaşayanlara ve arkadan gelenlere ders ve müttakilere öğüt olsun diye yapmıştık.

Şaban Piriş

Böylece onların akıbetini hem önlerinde bulunanlar için, hem de kendilerinden sonra gelecekler için bir ibret ve Allah'tan korkanlar için de bir öğüt vesilesi yaptık.

Tefhim-ul Kuran

Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonradan gelecek olanlara 'ders verici bir ceza,' takva sahipleri için de bir öğüd kıldık.

Ümit Şimşek

Bunu da, hem onların çağdaşlarına, hem de sonradan geleceklere bir ibret, sakınanlara ise bir öğüt olsun diye yaptık.

Yaşar Nuri Öztürk

Bu durumu, o zamankilere ve onların ardından geleceklere ibret dolu bir ceza, takva sahiplerine de bir öğüt yaptık.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz bunu onlarla bir dövrdə olanlar və onlardan sonra gələnlər üçün ibrət, müttəqilər üçün isə öyüd-nəsihət etdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz bunu onlarla bir dövrdə yaşayanlar və sonradan gələnlər üçün ibrət və müttəqilərdən ötrü nəsihət olsun deyə etdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Das machten Wir zu einem Beispiel und einer Warnung für die Zeitgenossen und die Nachkommen und zu einer Lehre für die Frommen.

Almanca — Der Edle Quran

Und so machten Wir dies für alle mit und nach euch zu einem warnenden Beispiel und zu einer Ermahnung für die Gottesfürchtigen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und Wir machten dies zu einem warnenden Beispiel für alle Zeiten und zu einer Lehre für die Gottesfürchtigen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und Wir machten sie zu einem Strafexempel für die Zeitgenossen, für die Nachwelt und zur Ermahnung für die Muttaqi.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Such fateful attribute We ascribed to them was intended to serve as an example to their contemporaries and to those who would follow, as well as a caution to those who entertain the profound reverence dutiful to Allah.

Abdul Haleem

We made this an example to those people who were there at the time and to those who came after them, and a lesson to all who are mindful of God.

Abdullah Yusuf Ali

So We made it an example to their own time and to their posterity, and a lesson to those who fear Allah.

Abul A'la Maududi

And thus We made their end a warning for the people of their own time and for the succeeding generations, and an admonition to the God-fearing.

Aisha Bewley

We made it an exemplary punishment for those there then, and those coming afterwards, and a warning to those who have taqwa.

Al-Hilali & Khan

So We made this punishment an example to their own and to succeeding generations and a lesson to those who are Al-Muttaqûn (the pious - See V.2:2).

Ali Quli Qarai

So We made it an exemplary punishment for the present and the succeeding [generations], and an advice to the Godwary.

Amatul Rahman Omar

Thus We made this (incident) an example to learn a lesson from, for those present at the time (of its occurrence) and (also) for those who came after it and an admonition to all those who guard against evil.

Arthur John Arberry

And We made it a punishment exemplary for all the former times and for the latter, and an admonition to such as are godfearing.

Bijan Moeinian

In this manner, I made them an example for God respecting people of their time, as well as for the generations to come

E. Henry Palmer

Thus we made them an example unto those who stood before them, and those who should come after them, and a warning unto those who fear.

Edip-Layth

We did this as a punishment for what they had done on it and afterwards, and a reminder to the righteous.

George Sale

And we made them an example unto those who were contemporary with them, and unto those who came after them, and a warning to the pious.

Hamid S. Aziz

Thus We made them an example unto those who stood before them, and those who should come after them, and a warning unto those who fear Allah.

Mahmoud Ghali

So We made it (i. e. the city "and its population") an (exemplary) torture for their own (Literally: between its two hands) and what is behind it (i.e. succeeding "generations") and an admonition for the pious.

Marmaduke Pickthall

And We made it an example to their own and to succeeding generations, and an admonition to the Allah-fearing.

Mohamed Ahmed - Samira

And whom We made an example for the people (of the day) and those after them, and warning for those who fear God.

Muhammad Asad

and set them up as a warning example for their time and for all times to come, as well as an admonition to all who are conscious of God.

Mustafa Khattab

So We made their fate an example to present and future generations, and a lesson to the God-fearing.

Progressive Muslims

And We did this as a punishment for what they had done in it and also afterwards, and a reminder to the righteous.

Sahih International

And We made it a deterrent punishment for those who were present and those who succeeded [them] and a lesson for those who fear Allah.

Sam Gerrans

And We made it an exemplary lesson for their time, and that following it, and an admonition to those of prudent fear.

Shabbir Ahmed

And We made it a lesson to their times and for the future generations who would (learn from history and) choose to walk aright.

Syed Vickar Ahamed

So We made it an example to (others in) their own time and to their generations, and a lesson to those who fear Allah.

Taqi Usmani

Thus, We made it a deterrent for those around and (those who came) after them - and a lesson for the God-fearing.

The Monotheist Group

So it was that We made it into an example for what had happened in it and also what had passed, and a reminder to the righteous.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Nous fîmes donc de cela un exemple pour les villes qui lʹentouraient alors et une exhortation pour les pieux.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca me ev rûdan ji bo wan ên di wê demê de û ji bo wan ên ku dê piştî wan bên kire îbret û me ji bo mutteqiyan jî xiste şîret.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zo maakten Wij het tot een afschrikwekkend voorbeeld voor hun eigen tijd en later en tot een aansporing voor de godvrezenden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En wij lieten hen dienen tot een voorbeeld voor hunne tijdgenooten en voor hunne nakomelingen, en tot eene waarschuwing voor de vromen.

Hollandaca — Siregar

Zo maakten Wij deze (bestraffing) tot een waarschuwing voor die tijd en de tijd erna en een vermaning voor de Moettaqôen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И Мы сделали его [селение] (примерным) наказанием для тех (селений), что перед этим [которые близки] и за ним [до которых дойдет весть об этом наказании], и увещеванием [назиданием] для остерегающихся (наказания Аллаха).

Rusça — Osmanov

И Мы сделали это [наказание] наглядным примером для современников и будущих поколений и назиданием для богобоязненных.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Vi gjorde detta för att ge ett varnande exempel för samtid och eftervärld och en allvarlig erinran till de gudfruktiga.