Kehf Suresi 93. Ayet — Elfaz
İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
1حَتّٰٓىHattānihayetİbtida (Başlangıç) Edatı
2اِذَاiƶāne zaman kiZaman Zarfı
3بَلَغَbeleğaulaştıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak
4بَيْنَbeynearasınaMekan Zarfıب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
5السَّدَّيْنِs-seddeyniiki sedMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس د دDoğru yapmak, doğruya yöneltmek, isabet etmek, kapamak, tıkamak, engel olmak, düzeltmek, ödemek, borç ödemek, yardım etmek
6وَجَدَvecedebulduMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak
7مِنْminHarf-i Cer
8دُونِهِمَاdūnihimāonların dışındaİsim+Zamirد و نaşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında
9قَوْمًاḳavmenbir kavimİsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
10لَاlāHarf-i Nefi
11يَكَادُونَyekādūneneredeyseMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibك و دneredeyse, az daha (?)
12يَفْقَهُونَyefḳahūnehiç anlamayanMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibف ق هİlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak.
13قَوْلًاḳavlensözİsimق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele