Kehf Suresi 77. Ayet — Elfaz
Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Musa, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.
1فَانْطَلَقَاfe nTaleḳāyine yürüdülerİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Tesniye Müzekker Gaib · İnfi'âl Bâbıط ل قBağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna gitmek, serbest veya gevşek olmak.
2حَتّٰٓىHattānihayetİbtida (Başlangıç) Edatı
3اِذَٓاiƶāZaman Zarfı
4اَتَيَٓاeteyāvardıklarındaMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Tesniye Müzekker Gaibا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
7اسْتَطْعَمَاsteT'ǎmāyemek istedilerMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Tesniye Müzekker Gaib · İstif'âl Bâbıط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yeri
8اَهْلَهَاehlehāoranın halkındanİsim+Zamirا ه لsahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar
9فَاَبَوْاfe ebevfakat kaçındılarİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibا ب يGönüllü olarak reddetmek/kaçınmak/sakınmak, geri durdu/çekindi, katılmamak/reddetmek/hoşlanmamak/onaylamamak/nefret etmek, uyumsuz/uzlaşmaz/dirençli.
10اَنْenMasdar Harfi
11يُضَيِّفُوهُمَاyuDeyyifūhumāonları konuklamaktanMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıض ي فEğilmek, yaklaşmak, batmaya yaklaşmak (güneş için). Adet görmek (kadın için). Birinin misafiri olmak, sığınmak. Bir şeyle karşılıklı ilişkili olmak. Karşılıklı ilişki veya bağıntı, öyle ki biri diğeri olmadan düşünülemez. Toplanmak, birleştirilmek, bir araya getirilmek.
12فَوَجَدَاfe vecedāderken buldularİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Tesniye Müzekker Gaibو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak
13فِيهَاfīhāoradaHarf-i Cer+Zamir
14جِدَارًاcidāranbir duvarİsimج د رKapatmak, çevresine duvar örmek, ortaya çıkmak veya patlamak, uygun veya hazır veya yetkin veya değerli hale gelmek, bir şeyi yükseltmek, bir şeyi sağlam veya güçlü bir şekilde inşa etmek ve yükseltmek, bir şeyi yok olduktan veya silindikten sonra yenilemek veya tekrar yapmak.
15يُرِيدُyurīduyüz tutanMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıر و دaramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak, isteğe karşı baştan çıkarmak (12:126'daki gibi 'an ile). yuridu - o diler, niyet eder. 18:77'deki gibi yardımcı fiil olarak kullanılır. iradah kelimesi, hem boyun eğdirme hem de seçenek ve tercih açısından güç ve kapasite için kullanılır. ruwaidan - kısa bir süre için, nazikçe git (bazı dilbilgisi uzmanlarına göre kelime, sözlü ismi kullanımda olmayan bir küçültme formudur, tekil çoğul eril dişil olarak kullanılır).
16اَنْenMasdar Harfi
17يَنْقَضَّyenḳaDDeyıkılmağaMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İnfi'âl Bâbıق ض ضDelmek/delmek, düşmek/yuvarlanmak. İnqadda (fiil 7) düşmekle tehdit etmek.
18فَاَقَامَهُfe eḳāmehuhemen onu doğrulttuİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
19قَالَḳāle(Musa) dedi kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
20لَوْleveğerŞart Edatı
21شِئْتَşi'teisteseydinMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
22لَتَّخَذْتَle tteḣaƶtealırdınLam-ı Te'kid+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatab · İfti'âl Bâbıا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
23عَلَيْهِǎleyhibuna karşılıkHarf-i Cer+Zamir