İsra Suresi 36. Ayet — Elfaz
Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
1وَلَاve lāveBağlaç+Harf-i Nefi
2تَقْفُteḳfuardına düşmeMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabق ف وTakip etmek, peşinden gitmek, arkasından yürümek, izinden gitmek, ayak izlerini takip etmek, takip etmesine veya başarılı olmasına neden olmak.
3مَاmāşeyinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
4لَيْسَleyseolmayanMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
5لَكَlekeseninHarf-i Cer+Zamir
6بِهِbihihakkındaHarf-i Cer+Zamir
7عِلْمٌǐlmunbilginİsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
8اِنَّinneçünküHarf-i Nasb
9السَّمْعَs-sem'ǎkulakMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
10وَالْبَصَرَve l-beSarave gözBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı
11وَالْفُؤٰادَve l-fu'ādeve gönülBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.
13اُو۬لٰٓئِكَulāikebunlarınİşaret Zamiri
14كَانَkāneMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
15عَنْهُǎnhuo(yaptığı)ndanHarf-i Cer+Zamir
16مَسْؤُ۫لًاmes'ūlensorumludurİsimس ا لakmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek