Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.

وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا

ve āti ƶā l-ḳurbā Haḳḳahu ve l-miskīne ve bne s-sebīli ve lā tubeƶƶir tebƶīran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاٰتِve ātiا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekve ver
2ذَاƶā
3الْقُرْبٰىl-ḳurbāق ر بYakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a yaklaştıran dindar işler ve iyi ameller, yaklaşmak için aranan araçlar. Qaribun - gece, yakında (zaman veya mekân olarak). Min qaribin - kısa süre sonra. Qurba - yakınlık, akrabalık. Qurban - kurban, Allah için yapılan sunu, Allah'a ulaşma aracı. Aqrabu - daha yakın, en yakın. Aqrabun - akrabalar, hısımlar, en yakın akrabalar. Qarrab (fiil 2) - önüne koymak, yakınlaştırmak, sunmak, kurban etmek. Muqarrabun (çoğul maqarrabuna) - yaklaşmasına izin verilen veya yakınlaştırılan kişi.akrabaya
4حَقَّهُHaḳḳahuح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhakkını
5وَالْمِسْكِينَve l-miskīneس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmekve yoksula
6وَابْنَve bneب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aileoğlu
7السَّبِيلِs-sebīliس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebepve yolcuya
8وَلَاve lā(fakat)
9تُبَذِّرْtubeƶƶirب ذ رSaçmak/dağıtmak, (örneğin tohum ekmek, tahıl serpmek), yaymak/yaygınlaştırmak, ifşa etmek/açığa çıkarmak, harcamada savurgan, gevezelik/saçmalama, savurulmuş/israf edilmiş, yok edilmiş/tüketilmiş/boşa harcanmış/mahvolmuş, hafif/önemsiz, yanlış/boş/etkisiz, çok/bol/bereketli/bolluk/artışsaçıp savurma
10تَبْذِيرًاtebƶīranب ذ رSaçmak/dağıtmak, (örneğin tohum ekmek, tahıl serpmek), yaymak/yaygınlaştırmak, ifşa etmek/açığa çıkarmak, harcamada savurgan, gevezelik/saçmalama, savurulmuş/israf edilmiş, yok edilmiş/tüketilmiş/boşa harcanmış/mahvolmuş, hafif/önemsiz, yanlış/boş/etkisiz, çok/bol/bereketli/bolluk/artışsavurarak

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.

Abdulkadir Gölpınarlı

Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.

Adem Uğur

Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

Ahmed Hulusi

Yakınlara hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da. . . (Fakat) ölçüsüz de dağıtma!

Ahmet Tekin

Akrabalara, çevresi çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcuya, Allah’ın tanıdığı, belirlediği sorumluğu yerine getir, onların hakkını ver. Malını layık olmayan yerlerde harcayarak saçıp savurma.

Ahmet Varol

Yakına hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmışa da. (Malını) saçıp savurma.

Ali Bulaç

Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.

Ali Fikri Yavuz

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber (malını) büsbütün saçıp savurma.

Ali Rıza Safa

Ayrıca, yakınlara haklarını ver; yoksula ve yolda kalana da. Ve saçıp savurma.

Bayraktar Bayraklı

Bir de akrabaya, yoksula ve yolcuya/çaresiz kalana hakkını ver! Gereksiz yere de saçıp savurma!

Bekir Sadak

Yakinina, duskune, yolcuya hakkini ver; elindekiler sacip savurma.

Celal Yıldırım

Yakınlara, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve sakın saçıp savurma.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma!

Diyanet İşleri

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.

Diyanet İşleri (eski)

Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.

Diyanet Vakfi

Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Akrabaya hakkını ver; yoksula, yolda kalmış olana da; bununla beraber saçıp savurma!

Elmalılı Hamdi Yazır

Karabet sahibine de hakkını ver, miskine de, yolda kalmışa da, bununla beraber saçıp savurma

Erhan Aktaş

Yakınlık sahibine,1 düşkünlere ve yol oğluna yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Yakınlık sahibine, düşkünlere ve yol oğluna yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Yakınlık sahibine, düşkünlere ve kendisini Allah'ın yoluna adamış olanlara yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.

Fizilal-il Kuran

Akrabalarına, yoksula ve yarı yolda kalan yolcuya hakkını ver. Fakat savurganca davranma.

Gültekin Onan

Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.

Hamdi Döndüren

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Ama sakın saçıp savurma.

Hasan Basri Çantay

Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak (lar) ını ver. (Malını) israf ile saçıb savurma.

Hasib Asutay

(Resulüm!) Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver, fakat saçıp savurma.

Hayrat Neşriyat

Akrabâya, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver; fakat isrâf ederek saçıp savurma!

İbni Kesir

Yakınlara hakkını ver. Miskine, yolcuya da. Ama saçıp savurma.

Mehmet Okuyan

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Saçıp savurma!

Muhammed Esed

Ve (ey insanoğlu,) yakın(ların)a hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın (elindekini) anlamsız, amaçsız bir biçimde saçıp savurma.

Mustafa İslamoğlu

(Ey insan!) Yakınlık sahiplerine hakkını ver; düşküne ve yolda kalmışa da... Fakat sakın ola ki (elinde avucunda olanı) amaçsız bir biçimde saçıp savurma!

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve karabet sahibine hakkını ver, düşküne de, parasız kalmış yolcuya da (ver). Ve saçıp savurma.

Ömer Öngüt

Akrabaya, yoksula, yolda kalana hakkını ver. Malını israf ile saçıp savurma.

Suat Yıldırım

(26-27) Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.

Süleyman Ateş

Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.

Süleymaniye Vakfı

Akrabaya, çaresiz ve yolcuya hakkını ver; ama (elindekileri) saçıp savurma!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.

Şaban Piriş

(26-27) Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.

Tefhim-ul Kuran

Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.

Ümit Şimşek

Akrabaya, yoksullara, yolculara hakkını ver; israfla saçıp savurma.

Yaşar Nuri Öztürk

Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Qohum-əqrəbaya da, yoxsula da, müsafirə də haqqını ver. Lakin malını lazım olmayan yerə sərf etmə.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Qohum-əqrabaya da, miskinə də, (pulu qurtarıb yolda qalan) müsafirə də haqqını ver. Eyni zamanda (mal-dövlətini əbəs yerə) sağa-sola da səpələmə!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Gib dem Verwandten seinen rechtmäßigen Anteil, auch dem Armen und dem mittellosen Durchreisenden, doch sei nicht verschwenderisch!

Almanca — Der Edle Quran

Und gib dem Verwandten sein Recht, ebenso dem Armen und dem Sohn des Weges. Und handle nicht ganz verschwenderisch.

Almanca — M. A. Rassoul

Und gib dem Verwandten, was ihm gebührt, und ebenso dem Armen und dem Sohn des Weges, aber sei (dabei) nicht ausgesprochen verschwenderisch.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und gib dem Verwandten, was ihm zusteht, sowie dem Armen und dem in Not geratenen Reisenden. Und sei nicht verschwenderisch, vergeudend!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And render to the poor being of kin his due and also to the needy and to the wayfarer who does not have the means for transportation, but do not expend extravagantly or wastefully.

Abdul Haleem

Give relatives their due, and the needy, and travellers- do not squander your wealth wastefully:

Abdullah Yusuf Ali

And render to the kindred their due rights, as (also) to those in want, and to the wayfarer: But squander not (your wealth) in the manner of a spendthrift.

Abul A'la Maududi

(iii) Give to the near of kin his due, and also to the needy and the wayfarer. (iv) Do not squander your wealth wastefully,

Aisha Bewley

Give your relatives their due, and the very poor and travellers but do not squander what you have.

Al-Hilali & Khan

And give to the kinsman his due and to the Miskîn [1] (poor) and to the wayfarer. But spend not wastefully (your wealth) in the manner of a spendthrift.[2] (Tafsir At-Tabarî)

Ali Quli Qarai

Give the relatives their [due] right, and the needy and the traveller [as well], but do not squander wastefully.

Amatul Rahman Omar

And give to the near of kin and the needy, and the wayfarer their dues, and do not squander (your wealth) wastefully.

Arthur John Arberry

And give the kinsman his right, and the needy, and the traveller; and never squander;

Bijan Moeinian

You shall fulfill your charitable obligations towards your relatives, needy people, and stranded travelers (refugees) but do not be wasteful.

E. Henry Palmer

And give thy kinsman his due and the poor and the son of the road; and waste not wastefully,

Edip-Layth

Give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.

George Sale

And give unto him who is of kin to you his due, and also unto the poor, and the traveller. And waste not thy substance profusely:

Hamid S. Aziz

And give your kinsman his due and the needy and the son of the road (wayfarer); and squander (waste) not your wealth in wantonness.

Mahmoud Ghali

And bring to a near kinsman his true (right) and (to) the indigent and the wayfarer; and do not squander wantonly (Literally: in "wanton" squandering).

Marmaduke Pickthall

Give the kinsman his due, and the needy, and the wayfarer, and squander not (thy wealth) in wantonness.

Mohamed Ahmed - Samira

So give to your relatives what is their due, and to those who are needy, and the wayfarers; and do not dissipate (your wealth) extravagantly.

Muhammad Asad

And give his due to the near of kin, as well as to the needy and the wayfarer, but do not squander [thy substance] senselessly.

Mustafa Khattab

Give to close relatives their due, as well as the poor and ˹needy˺ travellers. And do not spend wastefully.

Progressive Muslims

And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.

Sahih International

And give the relative his right, and [also] the poor and the traveler, and do not spend wastefully.

Sam Gerrans

And give thou the relative his due, and the needy, and the wayfarer; but squander thou not wastefully,

Shabbir Ahmed

And give your relative his or her Divine right, and give to those whose running businesses have stalled, who have lost their jobs, the needy wayfarer, the homeless, and the one who reaches you in a state of destitution. (For this nobility you will have to guard yourself against squandering your wealth). Do not squander your wealth senselessly. (2:261).

Syed Vickar Ahamed

And give the relatives their due rights, and (also) to those in want, and to the wayfarer: But do not waste (your wealth) like a spendthrift (or a wasteful person).

Taqi Usmani

Give the relative his right, and the needy and the wayfarer. And do not squander recklessly.

The Monotheist Group

And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ʺEt donne au proche parent ce qui lui est dû ainsi quʹau pauvre et au voyageur (en détresse). Et ne gaspille pas indûment,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Mafê xizm û xizan û rêwiyan bide û li cihê nerewa û nepêdivî destbelaviyê neke.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En geef de verwant wat hem toekomt en ook de behoeftige en wie onderweg is en wees niet verspillend.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Geef uwen naaste terug, wat gij hem schuldig zijt, en ook aan den arme en den reiziger, en verteer uw vermogen niet roekeloos.

Hollandaca — Siregar

En geef de verwanten hun recht en de armen en de reizigers (zonder proviand), en wees niet verkwistend.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И давай (о, верующий) (своему) родственнику его право [поддерживай с ним родственную связь, давай милостыню,...], и (также давай из средств закята и добровольной милостыни) бедняку, и путнику (у которого закончились средства для продолжения пути) и не растрачивай безрассудно [не расходуй свои средства не в делах повиновения Аллаху и не будь расточительным], –

Rusça — Osmanov

И давай положенное [в качестве благотворительности] родственнику, бедняку и путнику, но не расточай безмерно,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och ge den nära anförvanten vad han med rätta väntar och (ge till) den behövande och vandringsmannen, men slösa inte över all måtta.