Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا
ve āti ƶā l-ḳurbā Haḳḳahu ve l-miskīne ve bne s-sebīli ve lā tubeƶƶir tebƶīran
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (82 / 82 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.
Abdulkadir Gölpınarlı
Akrabâya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçma, savurma.
Adem Uğur
Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
Ahmed Hulusi
Yakınlara hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da. . . (Fakat) ölçüsüz de dağıtma!
Ahmet Tekin
Akrabalara, çevresi çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcuya, Allah’ın tanıdığı, belirlediği sorumluğu yerine getir, onların hakkını ver. Malını layık olmayan yerlerde harcayarak saçıp savurma.
Ahmet Varol
Yakına hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmışa da. (Malını) saçıp savurma.
Ali Bulaç
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.
Ali Fikri Yavuz
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber (malını) büsbütün saçıp savurma.
Ali Rıza Safa
Ayrıca, yakınlara haklarını ver; yoksula ve yolda kalana da. Ve saçıp savurma.
Bayraktar Bayraklı
Bir de akrabaya, yoksula ve yolcuya/çaresiz kalana hakkını ver! Gereksiz yere de saçıp savurma!
Bekir Sadak
Yakinina, duskune, yolcuya hakkini ver; elindekiler sacip savurma.
Celal Yıldırım
Yakınlara, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve sakın saçıp savurma.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma!
Diyanet İşleri
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
Diyanet İşleri (eski)
Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.
Diyanet Vakfi
Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Akrabaya hakkını ver; yoksula, yolda kalmış olana da; bununla beraber saçıp savurma!
Elmalılı Hamdi Yazır
Karabet sahibine de hakkını ver, miskine de, yolda kalmışa da, bununla beraber saçıp savurma
Erhan Aktaş
Yakınlık sahibine,1 düşkünlere ve yol oğluna yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
Yakınlık sahibine, düşkünlere ve yol oğluna yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
Yakınlık sahibine, düşkünlere ve kendisini Allah'ın yoluna adamış olanlara yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Fizilal-il Kuran
Akrabalarına, yoksula ve yarı yolda kalan yolcuya hakkını ver. Fakat savurganca davranma.
Gültekin Onan
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.
Hamdi Döndüren
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Ama sakın saçıp savurma.
Hasan Basri Çantay
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak (lar) ını ver. (Malını) israf ile saçıb savurma.
Hasib Asutay
(Resulüm!) Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver, fakat saçıp savurma.
Hayrat Neşriyat
Akrabâya, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver; fakat isrâf ederek saçıp savurma!
İbni Kesir
Yakınlara hakkını ver. Miskine, yolcuya da. Ama saçıp savurma.
Mehmet Okuyan
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Saçıp savurma!
Muhammed Esed
Ve (ey insanoğlu,) yakın(ların)a hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın (elindekini) anlamsız, amaçsız bir biçimde saçıp savurma.
Mustafa İslamoğlu
(Ey insan!) Yakınlık sahiplerine hakkını ver; düşküne ve yolda kalmışa da... Fakat sakın ola ki (elinde avucunda olanı) amaçsız bir biçimde saçıp savurma!
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve karabet sahibine hakkını ver, düşküne de, parasız kalmış yolcuya da (ver). Ve saçıp savurma.
Ömer Öngüt
Akrabaya, yoksula, yolda kalana hakkını ver. Malını israf ile saçıp savurma.
Suat Yıldırım
(26-27) Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
Süleyman Ateş
Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.
Süleymaniye Vakfı
Akrabaya, çaresiz ve yolcuya hakkını ver; ama (elindekileri) saçıp savurma!
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.
Şaban Piriş
(26-27) Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
Tefhim-ul Kuran
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.
Ümit Şimşek
Akrabaya, yoksullara, yolculara hakkını ver; israfla saçıp savurma.
Yaşar Nuri Öztürk
Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Qohum-əqrəbaya da, yoxsula da, müsafirə də haqqını ver. Lakin malını lazım olmayan yerə sərf etmə.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Qohum-əqrabaya da, miskinə də, (pulu qurtarıb yolda qalan) müsafirə də haqqını ver. Eyni zamanda (mal-dövlətini əbəs yerə) sağa-sola da səpələmə!
Almanca (4)
Almanca — Al-Azhar
Gib dem Verwandten seinen rechtmäßigen Anteil, auch dem Armen und dem mittellosen Durchreisenden, doch sei nicht verschwenderisch!
Almanca — Der Edle Quran
Und gib dem Verwandten sein Recht, ebenso dem Armen und dem Sohn des Weges. Und handle nicht ganz verschwenderisch.
Almanca — M. A. Rassoul
Und gib dem Verwandten, was ihm gebührt, und ebenso dem Armen und dem Sohn des Weges, aber sei (dabei) nicht ausgesprochen verschwenderisch.
Almanca — Muhammad Zaidan
Und gib dem Verwandten, was ihm zusteht, sowie dem Armen und dem in Not geratenen Reisenden. Und sei nicht verschwenderisch, vergeudend!
English (26)
Abdel Khalek Himmat
And render to the poor being of kin his due and also to the needy and to the wayfarer who does not have the means for transportation, but do not expend extravagantly or wastefully.
Abdul Haleem
Give relatives their due, and the needy, and travellers- do not squander your wealth wastefully:
Abdullah Yusuf Ali
And render to the kindred their due rights, as (also) to those in want, and to the wayfarer: But squander not (your wealth) in the manner of a spendthrift.
Abul A'la Maududi
(iii) Give to the near of kin his due, and also to the needy and the wayfarer. (iv) Do not squander your wealth wastefully,
Aisha Bewley
Give your relatives their due, and the very poor and travellers but do not squander what you have.
Al-Hilali & Khan
And give to the kinsman his due and to the Miskîn [1] (poor) and to the wayfarer. But spend not wastefully (your wealth) in the manner of a spendthrift.[2] (Tafsir At-Tabarî)
Ali Quli Qarai
Give the relatives their [due] right, and the needy and the traveller [as well], but do not squander wastefully.
Amatul Rahman Omar
And give to the near of kin and the needy, and the wayfarer their dues, and do not squander (your wealth) wastefully.
Arthur John Arberry
And give the kinsman his right, and the needy, and the traveller; and never squander;
Bijan Moeinian
You shall fulfill your charitable obligations towards your relatives, needy people, and stranded travelers (refugees) but do not be wasteful.
E. Henry Palmer
And give thy kinsman his due and the poor and the son of the road; and waste not wastefully,
Edip-Layth
Give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.
George Sale
And give unto him who is of kin to you his due, and also unto the poor, and the traveller. And waste not thy substance profusely:
Hamid S. Aziz
And give your kinsman his due and the needy and the son of the road (wayfarer); and squander (waste) not your wealth in wantonness.
Mahmoud Ghali
And bring to a near kinsman his true (right) and (to) the indigent and the wayfarer; and do not squander wantonly (Literally: in "wanton" squandering).
Marmaduke Pickthall
Give the kinsman his due, and the needy, and the wayfarer, and squander not (thy wealth) in wantonness.
Mohamed Ahmed - Samira
So give to your relatives what is their due, and to those who are needy, and the wayfarers; and do not dissipate (your wealth) extravagantly.
Muhammad Asad
And give his due to the near of kin, as well as to the needy and the wayfarer, but do not squander [thy substance] senselessly.
Mustafa Khattab
Give to close relatives their due, as well as the poor and ˹needy˺ travellers. And do not spend wastefully.
Progressive Muslims
And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.
Sahih International
And give the relative his right, and [also] the poor and the traveler, and do not spend wastefully.
Sam Gerrans
And give thou the relative his due, and the needy, and the wayfarer; but squander thou not wastefully,
Shabbir Ahmed
And give your relative his or her Divine right, and give to those whose running businesses have stalled, who have lost their jobs, the needy wayfarer, the homeless, and the one who reaches you in a state of destitution. (For this nobility you will have to guard yourself against squandering your wealth). Do not squander your wealth senselessly. (2:261).
Syed Vickar Ahamed
And give the relatives their due rights, and (also) to those in want, and to the wayfarer: But do not waste (your wealth) like a spendthrift (or a wasteful person).
Taqi Usmani
Give the relative his right, and the needy and the wayfarer. And do not squander recklessly.
The Monotheist Group
And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
ʺEt donne au proche parent ce qui lui est dû ainsi quʹau pauvre et au voyageur (en détresse). Et ne gaspille pas indûment,
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Mafê xizm û xizan û rêwiyan bide û li cihê nerewa û nepêdivî destbelaviyê neke.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
En geef de verwant wat hem toekomt en ook de behoeftige en wie onderweg is en wees niet verspillend.
Hollandaca — Salomo Keyzer
Geef uwen naaste terug, wat gij hem schuldig zijt, en ook aan den arme en den reiziger, en verteer uw vermogen niet roekeloos.
Hollandaca — Siregar
En geef de verwanten hun recht en de armen en de reizigers (zonder proviand), en wees niet verkwistend.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
И давай (о, верующий) (своему) родственнику его право [поддерживай с ним родственную связь, давай милостыню,...], и (также давай из средств закята и добровольной милостыни) бедняку, и путнику (у которого закончились средства для продолжения пути) и не растрачивай безрассудно [не расходуй свои средства не в делах повиновения Аллаху и не будь расточительным], –
Rusça — Osmanov
И давай положенное [в качестве благотворительности] родственнику, бедняку и путнику, но не расточай безмерно,
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
Och ge den nära anförvanten vad han med rätta väntar och (ge till) den behövande och vandringsmannen, men slösa inte över all måtta.