Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ

ve mā ḣaleḳnā s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā illā bi l-Haḳḳi ve inne s-sāǎte le ātiyetun fe SfeHi S-SafHa l-cemīle

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَمَاve māve
2خَلَقْنَاḣaleḳnāخ ل قBir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten yaratmak), bir konuşma veya söz uydurmak/kurgulamak, bir şeyi adil veya eşit yapmak, bir şeyi pürüzsüz yapmak, olası veya muhtemel olmak (veya olma veya gerçekleşme ihtimali), birine o kişinin doğasına göre davranmak, bir şeyi eskitmek ve yıpratmak, uygun/yeterli/münasip/doğru olmak, yapım veya oran açısından tam veya mükemmel olmak, doğuştan gelen/doğal bir eğilime/mizaca/niteliğe sahip olmak.biz yaratmadık
3السَّمٰوَاتِs-semāvātiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)gökleri
4وَالْاَرْضَve l-erDeا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve yeri
5وَمَاve māve ne de
6بَيْنَهُمَاbeynehumāب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinbunlar arasındakileri
7اِلَّاillāancak (yarattık)
8بِالْحَقِّbi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhak ile
9وَاِنَّve inneve mutlaka
10السَّاعَةَs-sāǎteس و عKötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmako sa'at
11لَاٰتِيَةٌle ātiyetunا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekgelecektir
12فَاصْفَحِfe SfeHiص ف حAffetmek/bağışlamak/görmezden gelmek, kaçınmak, kendini uzaklaştırmak, itmek, söndürmek, uzaklaşmak. safhun - af. safhan - uzaklaşma, kaçınma.şimdi sen hareket et
13الصَّفْحَS-SafHaص ف حAffetmek/bağışlamak/görmezden gelmek, kaçınmak, kendini uzaklaştırmak, itmek, söndürmek, uzaklaşmak. safhun - af. safhan - uzaklaşma, kaçınma.bir hoşgörü ile
14الْجَمِيلَl-cemīleج م لBir şey veya şeyleri toplamak, güzel olmak, kişilik olarak hoş olmak, davranış/ahlaki karakter açısından iyi olmak, ılımlı olmak, hoş/nazik olmak, yakışıklı olmak, edepli/onurlu/zarif olmak, zarif olmak, bir şeyi birleştirmek veya tamamlamak, [Jaml] erkek deve; gemi; hurma ağacı; büyük deniz balığı veya balina; bükülmüş ip.güzel

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve biz, gökleri ve yeryüzünü abes olarak halketmedik ve kıyâmet, mutlaka gelecektir, aldırış bile etme, bir hoşça vazgeç onlardan şimdilik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve biz, gökleri ve yeryüzünü abes olarak halketmedik ve kıyâmet, mutlaka gelecektir, aldırış bile etme, bir hoşça vazgeç onlardan şimdilik.

Adem Uğur

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.

Ahmed Hulusi

Biz, semaları ve arzı ve ikisi arasındakileri Hak olarak yarattık! Kesinlikle o Saat (ölüm) gelecektir. . . O halde, hoşgörü ve Hakkani görüş ile davran.

Ahmet Tekin

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları ve imkânları, ancak, haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı, hesaplı bir düzen içinde yarattık. Kıyametin kopacağı an mutlaka gelecek, sana ve dinine karşı, hesaplı, planlı düşmanlık edenleri Allah dünyada mutlaka cezalandıracaktır. Şimdi sen onlara, azarlamadan, kınamadan yumuşak davran ve güzel muamele et.

Ahmet Varol

Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri ancak hak ile yarattık. Şüphesiz o (kıyamet) saat(i) de gelecektir. Şimdi sen güzel bir hoşgörü göster.

Ali Bulaç

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.

Ali Fikri Yavuz

Biz göklerle Arzı ve aralarındaki şeyleri ancak hak ve hikmetle yarattık. (boşuna değil)... Elbetteki kıyamet gelecektir. Şimdi sen onlardan yüz çevir veya güzel muamelede bulun (Allah cezalarını verecektir.) Not: Bu âyeti kerime Kıtal âyeti ile nesh edilmiştir.

Ali Rıza Safa

Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri, yalnızca gerçek olarak yarattık. Kuşkusuz, evrenlerin sonu kesinlikle gelecektir. Artık, onlardan, güzelce yüz çevir.

Bayraktar Bayraklı

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanlarıbir amaç içinyarattık. O saat de mutlaka gelecektir. Şimdi sen onlara karşı iyice tedbirli ol!

Bekir Sadak

Biz, gokleri, yeri ve her ikisi arasinda bulunanlari geregince yarattik. Kiyamet gunu suphesiz gelecektir. O halde yumusak ve iyi davran.

Celal Yıldırım

Gökleri, yeri ve bu ikisi arasındaki şeyleri ancak Hak ile yarattık. Kıyamet mutlaka gelecektir. O halde onları bağışla da güzel-tatlı davranmaya devam et.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları ancak ve ancak hak ve adalet temelinde yarattık. Kıyamet de mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel olan hoşgörü yolunu tut.

Diyanet İşleri

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

Diyanet İşleri (eski)

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.

Diyanet Vakfi

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Biz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Öyle ya, Biz gökleri, yeri ve aralarındakileri, ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık ve şüphesiz o saat mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara iyi davran.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle ya biz Samavat-ü Arzı ve mabeynlerini ancak hakkile halkettik ve elbette saat muhakkak gelecek, şimdi sen safh-ı cemil ile muamele et!

Erhan Aktaş

Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakilerini Hakk ile yarattık. Elbette ki o Sa'at mutlaka gelecektir. O halde, sen onlara aldırış etme ve güzelce yüz çevir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakilerini hakk ile yarattık. Elbette ki o Sa'at mutlaka gelecektir. O halde, sen onlara aldırış etme ve güzelce yüz çevir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakilerini hakk ile yarattık. Elbette ki o saat mutlaka gelecektir. O halde, sen onlara aldırış etme ve güzelce yüz çevir.

Fizilal-il Kuran

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındaki varlıkları bir gerekçeye dayalı olarak yarattık, boşuna yaratmadık. Kıyamet anı kesinlikle gelecektir. O halde onların küstahlıklarını soylu bir umursamazlıkla karşıla.

Gültekin Onan

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.

Hamdi Döndüren

Biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunanları, ancak gerçekle yarattık. O saat da mutlaka gelecektir. Şimdi sen, güzel bir hoşgörü ile hareket et!

Hasan Basri Çantay

Gökleri, yeri ve aralarındaki şeyleri biz hak (ve hikmete uygun) olmayarak (şer ve fesadın devam etmesi için) yaratmadık. Elbette o saat gelecekdir. Şimdilik sen aldırış etme, (onlara karşı) güzel (ve tatlı muaamelede) bulun.

Hasib Asutay

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet) mutlaka gelecektir. Öyle ise (onlarla) güzel bir hoşgörü ile hareket et.

Hayrat Neşriyat

(Biz) gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları da ancak hak ile (gerektiği şekilde) yarattık. Şübhesiz kıyâmet ise mutlaka gelicidir; (ey Resûlüm!) O hâlde (onlara şimdilik) güzel muâmele ederek aldırma!

İbni Kesir

Gökleri, yeri ve aralarındakini ancak hak ile yarattık. Kıyamet günü, muhakkak gelecektir. O halde sen yumuşak ve iyi davran.

Mehmet Okuyan

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak ve ancak bir amaç ile yarattık. O (Son) Saat de mutlaka gelecektir. Onlara güzel bir şekilde hoşgörülü davran!

Muhammed Esed

İmdi, (unutma ki,) Biz gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan her şeyi, onları (içsel) bir gerçekliğe bağlı kılmadan yaratmadık; (Bu gerçeğin bütünüyle apaçık ortaya çıkacağı) Saat mutlaka gelecektir. Bunun içindir ki, (insanların kusurlarını) güzel, katıksız bir olgunlukla karşıla!

Mustafa İslamoğlu

İmdi Biz, gökleri, yeri ve o ikisi arasındakileri başka değil, sadece mutlak hakikate atıf olsunlar için yarattık. Şu da bir gerçek ki, Son Saat kesinlikle gelecektir. Şu halde (onlara) hoşgörüyle karşılık ver:

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve semaları ve yeri ve aralarında olanları yaratmadık, ancak hak ile yarattık ve Kıyamet anı da elbette gelecektir. Artık sen güzel bir kaçınmakla kaçın. Onlardan yüz çevir.

Ömer Öngüt

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O kıyamet saati mutlaka gelecektir. Güzel bir hoşgörü ile muamele et.

Suat Yıldırım

Öyle ya, Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin aralarında bulunan varlıkları elbette boşuna değil, gerçek bir gaye ve hikmetle yarattık. Hiç şüphe yok ki o kıyamet saati gelip çatacaktır. Öyleyse müsamaha ile tatlılıkla davran onlara.

Süleyman Ateş

Biz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.

Süleymaniye Vakfı

Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları, o gerçek için (sizleri imtihan için) yarattık. O saat /tekrar dirilip kalkış saati mutlaka gelecektir. Öyleyse sen de bunlara güzel, yeni bir sayfa aç.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları başka şekilde değil sadece gerçek varlıklar olarak yarattık. Kıyamet saati nasıl olsa gelecektir. Öyleyse onlara hoş görülü ve güzel davran.

Şaban Piriş

Biz, gökleri, yeri ve arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet elbette gelecektir. Öyleyse (kavminden) güzel bir ayrılışla ayrıl.

Tefhim-ul Kuran

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.

Ümit Şimşek

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet günü de mutlaka gelecektir; onun için sen hoşgörülü ol ve onları bağışla.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri hak olarak yarattık. O saat elbette gelecektir. Şimdi sen, uzanan elleri tut, güzel davran.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz göyləri, yeri və onların arasında olanları yalnız haqq olaraq yaratdıq. O Saat mütləq gələcəkdir. Odur ki, Sən onları gözəl tərzdə bağışla.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz göyləri, yeri və onlar arasında olan hər şeyi yalnız haqq-ədalətlə (hər şeyi yerli-yerində, bir-birinə uyğun şəkildə) yaratdıq. O saat (qiyamət saatı) mütləq gələcəkdir. Sən (müşriklərdən) yaxşıca üz döndər (və ya onları alicənablıqla bağışla. Allah onsuz da onların cəzasını verəcəkdir!).

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Wir haben die Himmel und die Erde und, was zwischen beiden ist, nur der Wahrheit nach geschaffen. Die Stunde des Jüngsten Tages wird ganz gewiß kommen. Sei deshalb in diesem Leben nachsichtig mit ihnen!

Almanca — Der Edle Quran

Wir haben die Himmel und die Erde und was dazwischen ist nur in Wahrheit erschaffen. Gewiß, die Stunde wird sicher eintreffen. So übe schöne Nachsicht.

Almanca — M. A. Rassoul

Wir erschufen die Himmel und die Erde und das, was zwischen beiden ist, nicht anders als in gerechter Weise; und die Stunde kommt gewiß. Darum übe Vergebung in schöner Weise.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Nor did We create the heavens and the earth and all that lies between them but in accordance with reason and truth and for just ends. And the Final predetermined Hour is inevitably coming, therefore, forgive O Muhammad your opponent's human instability with gracious intent.

Abdul Haleem

We did not create the heavens and the earth and everything between them without a true purpose: the Hour will certainly come, so [Prophet] bear with them graciously.

Abdullah Yusuf Ali

We created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness.

Abul A'la Maududi

We have not created the heavens and the earth and all that is in between them except with Truth. Surely the Hour will come. So, (O Muhammad), do graciously overlook them (despite their misdeeds).

Aisha Bewley

We did not create the heavens and earth and everything between them, except with truth. The Hour is certainly coming, so turn away graciously.

Al-Hilali & Khan

And We created not the heavens and the earth and all that is between them except with truth, and the Hour is surely coming, so overlook (O Muhammad صلى الله عليه و سلم) their faults with gracious forgiveness. [This was before the ordainment of Jihâd - holy fighting in Allâh’s cause].

Ali Quli Qarai

We did not create the heavens and the earth and whatever is between them except with reason, and indeed the Hour is bound to come. So forbear with a graceful forbearance.

Amatul Rahman Omar

And We have not created the heavens and the earth and all that is between the two but to suit the requirements of truth and wisdom. And the (threatened) Hour (of punishment) is sure to come. So turn away from them with goodly grace.

Arthur John Arberry

We created not the heavens and the earth, and all that is between them, save in truth. Surely the Hour is coming; so pardon thou, with a gracious pardoning.

Bijan Moeinian

I have created the heavens, the earth, and whatever is between not for fun. Know that the end of the world will come. Therefore, graciously forgive their ignorance (and continue spreading the word.)

E. Henry Palmer

We did not create the heavens and the earth and all that is between them both, save in truth. And, verily, the Hour is surely coming; then do thou pardon with a fair pardon.

Edip-Layth

We did not create the heavens and the earth and what is in between except with the truth. The moment is coming, so overlook their faults gracefully.

George Sale

We have not created the heavens and the earth, and whatever is contained between them, otherwise than in justice: And the hour of judgment shall surely come. Wherefore, O Mohammed, forgive thy people with a gracious forgiveness.

Hamid S. Aziz

We created not the heavens and the earth and all that is between them both, save with truth. And, verily, the Hour is surely coming; then do you forgive with a gracious forgiveness.

Mahmoud Ghali

And in no way did We create the heavens and the earth and whatever is between them except with the Truth; and surely the Hour is indeed coming up, so pardon, with becoming pardoning.

Marmaduke Pickthall

We created not the heavens and the earth and all that is between them save with truth, and lo! the Hour is surely coming. So forgive, (O Muhammad), with a gracious forgiveness.

Mohamed Ahmed - Samira

We have not created but with reason the heavens and the earth and all that lies within them. The Hour (of the great change) is certain to come. So turn away (from them) with a grace.

Muhammad Asad

AND [remember:] We have not created the heavens and the earth and all that is between them without [an inner] truth; but, behold, the Hour [when this will become clear to all] is indeed yet to come. Hence, forgive [men's failings] with fair forbearance:

Mustafa Khattab

We have not created the heavens and the earth and everything in between except for a purpose. And the Hour is certain to come, so forgive graciously.

Progressive Muslims

And We have not created the heavens and the Earth and what is in between except with the truth. And the Hour is coming, so overlook their faults gracefully.

Sahih International

And We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness.

Sam Gerrans

And We created not the heavens and the earth and what is between them but in truth. And the Hour is coming; so forbear thou with comely forbearance.

Shabbir Ahmed

Remember, We have not created the heavens and the earth and all that is between them, without Purpose. (Nations that do not fit themselves in the Divine Plan get wiped out. So shall happen to your people, (O Prophet), if they do not mend their ways). Behold, the Hour is surely coming (when you shall be victorious). So overlook their faults, and forgive them graciously. (73:10).

Syed Vickar Ahamed

And We did not create the heavens and the earth, and all between them, except for just ends and the (final) Hour is surely coming. So, overlook (their faults) with kind forgiveness.

Taqi Usmani

We did not create the heavens and the earth and all that is in between them without a truthful purpose. The Hour is sure to come. Therefore, overlook (their evil behavior) in a gracious manner.

The Monotheist Group

AndWe have not created the heavens and the earth and what is in between except with the truth. And the Hour is coming, so overlook their faults gracefully.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et Nous nʹavons créé les cieux et la terre, et ce qui est entre eux, que pour une juste raison. Et lʹHeure (sans aucun doute) arrivera! Pardonne-(leur) donc dʹun beau pardon.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Wij hebben de hemelen en de aarde en wat er tussen beide is slechts in waarheid geschapen. En het uur komt zeker; weest dus op een vriendelijke manier toegevend.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij hebben de hemelen en de aarde, en wat zich daartusschen bevindt, niet dan in onrechtvaardigheid en niet te vergeefs geschapen, en het uur des oordeels zal zekerlijk komen. Vergeef dus uw volk, o Mahomet! met eene barmhartige vergiffenis.

Hollandaca — Siregar

En Wij hebben de hemelen en de aarde en wat er tussen is niet geschapen behalve met de Waarheid. En voorwaar, het Uur zal zeker komen, geeft daarom em passende kwijtschelding.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И ведь сотворили Мы небеса и землю и то, что между ними, только по истине [в совершенном виде, по Своей мудрости, с определенной целью], и поистине, Час непременно придет [День Суда наступит] (и тогда те, кто не уверовал в Слово Аллаха и не признал Его Посланника получат полное наказание). (Поэтому) отвернись [[До ниспослания аятов, в которых Аллах Всевышний предписал Пророку сражаться против многобожников, Он повелевал ему проявлять терпение.]] же (о, Пророк) (от многобожников) красивым оборотом. [Не желай скорого наказания неверующим и прощай им.]

Rusça — Osmanov

Мы сотворили небеса, землю и то, что между ними, только в истине. И, воистину. Судный день непременно настанет, так прости же [, Мухаммад,] великодушно.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

VI HAR inte skapat himlarna och jorden och allt däremellan utan en plan och ett syfte. Och Stunden skall komma (med räkenskap och dom). Förlåt dem därför (Muhammad) och överse med (deras fel och brister);