İbrahim Suresi 21. Ayet — Elfaz
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" Onlar da, "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur" derler.
1وَبَرَزُواve berazūve göründülerBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibب ر زÇıktı/geldi/bayıldı/ileri gitti, yayınlandı, ortaya çıktı, belirgin/açık/aşikar hale geldi, belirgin/çıkıntılı hale geldi, ortaya koydu, üretmek/yayınlamak, açığa çıkardı, geride bırakmak/geçmek, bir şeyin ötesine geçmek, hoş/güzel görünüm ve zeka ile karakterize edilmiş bir adam, ağaçsız geniş arazi veya açık alan
2لِلّٰهِli (a)llahiAllah'ın huzurundaHarf-i Cer+Lafza-i Celal
3جَمِيعًاcemīǎnhepsiİsimج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.
4فَقَالَfe ḳāledediler kiİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
5الضُّعَفٰٓؤُ۬اD-Duǎfā'uzayıflarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimض ع فZayıf/güçsüz/hasta olmak. Bir kişiyi zayıf düşünmek, saymak, davranmak veya görmek. Aşmak, iki kat, çok katlı, ikiye katlamak, üçe katlamak, çoklu kelimeler. Benzer, eşit miktar veya bir o kadar daha.
6لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselereHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
7اسْتَكْبَرُواstekberūbüyüklük taslayan(lara)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İstif'âl Bâbıك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.
8اِنَّاinnāşüphesiz bizHarf-i Nasb+Zamir
9كُنَّاkunnāidikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
10لَكُمْlekumsizeHarf-i Cer+Zamir
11تَبَعًاtebeǎntabiİsimت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmek
12فَهَلْfe helmisiniz?İsti'nafiye Edatı+Soru Eki
13اَنْتُمْentumsizZamir
15عَنَّاǎnnābizdenHarf-i Cer+Zamir
16مِنْmin-ndanHarf-i Cer
17عَذَابِǎƶābiazabı-İsimع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12
18اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
19مِنْmin(en ufak)Harf-i Cer
20شَيْءٍşey'inbir şeyİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
21قَالُواḳālūdediler kiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
22لَوْleveğerŞart Edatı
23هَدٰينَاhedānābize yol gösterseydiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
24اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
25لَهَدَيْنَاكُمْle hedeynākumbiz de size yol gösterirdikLam-ı Te'kid+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
27عَلَيْنَاǎleynābizeHarf-i Cer+Zamir
28اَجَزِعْنَٓاe ceziǎ'nāsızlansak daTesviye (Eşitlik) Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ز عKesmek veya kopartmak, sabırsız olmak, üzüntü veya huzursuzluk göstermek/sergilemek, şiddetli üzüntü göstermek, yarıya veya parçalara bölmek.
29اَمْemya daBağlaç
30صَبَرْنَاSabernāsabretsek deMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.
31مَاmāyokturHarf-i Nefi
32لَنَاlenābizeHarf-i Cer+Zamir
33مِنْminhiçHarf-i Cer