MEÂLİ:
63 - Ve hatırlayın ki, sizden (atalarınızdan) (Tevrat ile dosdoğru amel edeceklerine dair) söz almıştık. Tûrʹu üstünüze kaldırmış ve korunasınız, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye «Size verdiğimiz kitabı kuvvetle (imân ve idrâk ciddiyetiyle) tutun, içinde olan (buyrukları) hatırlayın» demiştik.
64 - Bundan sonra yine yüzçevirmiştiniz. Allah’ın size fazlu rahmeti olmasaydı, herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuz.
65 - İçinizden Cumartesi gününde (ilâhî buyrukları ve o güne olan hürmeti çiğneyip) tecavüz edenleri elbette bilirsiniz. Biz onlara: «Rahmetten uzak hor ve hakîr maymunlar olun! » demiştik.
66 - İşte Biz bu (milletin tutumunu ve başlarına gelen kötü sonuçları) kendi devirlerinde yaşayanlara ve sonradan gelecek olanlara bir ibret ve takva (Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan irfan) sahiplerine bir öğüt kıldık.
İLGİLİ HADÎSLER
İbn Abbas (R. A. ) dedi ki: «Cenâb-ı Allah sizin bayram yaptığınız cuma gününü İsrâîloğullarına da farz kılmıştı (saygı gösterilmesi emredilmişti). Fakat onlar bu günü cumartesine çevirip ona saygı göstermişler ve emrolundukları şeyi terketmişlerdi. Vaktaki emre muhalefet edip illâ da cumartesinin lüzumuna kaail olmuşlar, Allah onları cumartesi hakkında imtihan ederek başka günlerde helâl olan şeyleri cumartesinde haram kılmıştır. » (İbn Kesîr, mevkufen rivayet etmiştir)
«Yahudîlerin irtikâb ettiğini siz irtikâb etmeyin. Çünkü onlar Allah’ın haram kıldığı şeyleri en basit hilelerle kendilerine helâl kılmışlardı. » (Hatîb el-Bağdadî.).
«Şüphesiz Allah MESHİ, soy üreme şeklinde yapmamıştır. Hem maymunlarla domuzlar bu olaydan önce de varlardı. » (Müslim - Ahmed : İbn Mesʹud’dan).
TARİHÎ YÖNÜ
İsrâîloğullarıʹna, onları sıkıntılardan, esaret kaydından, canlı mahlûklara tapınmaktan, öküze aşırı derecede saygı göstermekten kurtarıcı nimetler verilmiş ve Hazret-i Mûsâ’ya kayıtsız şartsız uymalarına, Tevratʹa sıkı sıkıya bağlanmalarına dair kendilerinden söz alınmıştı. Günler geçti, oniki sebt (soy) grup grup Tûr’un eteğinde karargah kurdular. Vahy-i İlâhî nûr hüzmeleriyle Tûr’a inmeğe başladı. Hazret-i Mûsâ, Tevratʹı telekkî edip büyük levhalar üzerine tesbitle emrolundu. Böylece Tûr Allah’ın tecelli ettiği kutsal bir dağ oldu. Vahyin havasıyla nûrdan muhteşem bir kubbe gibi İsrâîloğullarıʹnın üzerine yükseldi. Ve böylece Tûrʹdan İlâhî kudret ve azametin, Rabbânî füyuzat ve merhametin lahutî havası buram buram kokmaya başladı.
Hazret-i Dâvud devrinde Akabeʹde balıkçılıkla geçinen İsrâîloğulları, dinleri icabı cumartesi günleri çalışmak harâm kılındığı halde kıyıya doğru akın eden balıkları görünce bu hürmeti ihlâl ettiler, cumartesi günleri de balık avına başladılar. Bu yüzden İlâhî gazaba çarpıldılar. Maddeye karşı aşırı meyillerinden dolayı maymun tabiatlı olmuşlardı. Âyetin zâhiri, doğrudan doğruya maymunlaştıklarına delâlet etmektedir.
Tevratʹın Çıkış kısmının 20/8-13 belgelerinde şu kayıtlara rastlamaktayız: «Sebt (cumartesi) gününü takdîs etmek için onu hatırında tut. Altı gün işliyeceksin ve bütün işini yapacaksın. Fakat yedinci günü Allah’ın Rabbe sebittir. Sen ve oğlun, kızın, kölen, câriyen, hayvanların ve kapılarında olan gariplerin hiç bir iş yapmıyacaksınız. »
Kurân-ı Kerîmin Araf sûresi 163. âyetinde onların bu saygısızlığından bahisle deniliyor ki: «Ey Muhammed! Bir de onlara şu deniz sahilindeki şehrin (durumunu sor). Hani bir zamanlar Cumartesi yasağına saygısızlık gösterip İlâhi sınırı aşıyorlardı; hani Cumartesi günü balıklar sürü hâlinde akın akın onlara doğru geliyordu; diğer günlerde ise onlara gelmiyorlardı. Biz onları günah işleyip ilâhî sınırları aştıklarından dolayı böylece denedik. »
Yukarıda meâlini yazdığımız İbn Abbas (R. A. ) hadîsi bu iki âyetin delalet ettiği mânâyı gayet güzel bir şekilde ifâde etmektedir.
AHLÂKÎ VE İÇTİMAÎ YÖNÜ
İki asra yakın bir zaman esaret altında kalmış, köle muamelesi gördüğü için her türlü ilim ve medeniyetten mahrum bırakılmış bir milleti kalkındırmak, yaşayışlarını düzene sokmak ve hattâ günün medenî şartlarının fevkinde bir hayat anlayışını kafalarına zerketmek kolay bir iş değildir. Bunun için zaman ister, vasıta ister, vasat ister ve hepsinin üstünde İlâhî lûtfa mazhariyyet ister.
Allah Teâlâ, İsrâîloğulları’na bu mazhariyet kapısını, Hazret-i Mûsâʹyı peygamber olarak onlara göndermekle açmıştı. Pedagojik bir sistemle yetiştirilebilmeleri için geniş bir zamana ve bu zaman içinde eski alışkanlık ve âdetlerinden uzaklaşmalarına ihtiyaç vardı. Mısır’dan çıkmaları ve aylarca çöllerde dolaşıp Musa’nın rehberliğiyle uzun bir yolculuk yapmaları var ya, bu zamanı elde etme imkânını vermişti. Gökten bıldırcın kuşu ile kudret helvasının inmesi, taştan su fışkırtılması, bulutun aylarca gölge yapması gibi bir çok İlâhî belgeler kısmî bir vasat hazırlamıştı. Artık onları yetiştirmek ve vasıta olarak, İlâhî düzeni öğretici rehber olarak Tevrat’a ciddiyetle sarılmaları gerekiyordu. Bunun için de onlardan kesin söz alınmıştı. Fakat İsrâîloğulları bilhassa Hazret-i Musa’dan sonra sözlerinden döndüler, eski sefil yaşayışlarını arzular gibi tavırlar takındılar. Allah’ın peygamberlerle olan imdat ve merhameti onlara yetişmemiş olsaydı, hepsi de hüsranda kalanlardan olurdu.
Evet, İsrâîloğulları Hazret-i Mûsâʹdan sonra yollarını yeniden şaşırdılar da rûh ve fikirlerinde değişiklikler husûle geldi; hislerinin teʹsiri altında kalıp sapıttılar; İlâhî hüduda riâyet etmemeğe başladılar. İnsan sûretli, maymun tabiatlı mahlûklar derekesine düşüp bayağılaştılar. Tûrʹdan esen ilim ve irfan havasından artık istifade edemez olmuşlardı. İç âlemlerinde insanlık kemâlâtının meş’aleleri bir bir sönmeye yüz tutmuştu. Nihayet yine sefil ve perişan oldular. Onların bu acıklı hâli, imân ışığı altında ilim ve irfanı rehber edinmiyen milletler için ibret alınacak büyük bir derstir. Kur’ân’ın tâbiriyle bu, yaşayan milletlere ve sonra gelecek olanlara ibret verici cezâ ve takvaya eren mü’minlere de bir öğüt kılınmıştır.
İTİKADÎ YÖNÜ
Bâzılarına göre, Tûr dağının veya herhangi bir dağın kaldırılıp İsrâîloğullarıʹnın üzerine yükseltilmesi zâhiri mânâsıyla değildir. Çünkü böyle olması, imân etmeğe zorlamak hükmünü taşır ki, teklîfin gayesine aykırıdır. O halde dağın yükseltilmesi yani yerinden kaldırılıp İsrâîloğullarıʹnın üzerinde tutulması, onun üstünde Hazret-i Mûsâʹya inen İlâhî vahyin mânevî ve lâhutî saltanat ve hâkimiyetini ifâde eder; en uygun yorum da bu olsa gerek.
TAHLİLLER
(Ve iz ehaznâ mîsâgakum) Hazret-i Mûsâ’ya gönülden inanıp tâbi’ olmak ve Tevrat ile amel etmek üzere sizden mîsak (söz, ikrar, ahid) almıştık. (Kaadi - Keşşaf - Medârik).
(Ve rafağnâ fevgakumut tûr) Tûr’u üzerinize (kaldırıp) yükseltmiştik de Tevratʹı ve taşıdığı hükümleri (bu korkuyla) kabul etmiştiniz. Şöyle ki: Hazret-i Mûsâ, üzerinde Tevrat yazılı levhaları getirdiğinde, İsrâîloğulları ondaki ağır hükümleri, meşakkat verici teklifleri görünce şaşırdılar ve kabul etmekten çekindiler. Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn’e, Tûr dağını kaldırıp onların üstünde tutması emrolundu. Böyle yapılınca da Hazret-i Mûsâ onlara: «Ya kabul edersiniz, yahut Tûrʹun altında ezilmeğe râzi olursunuz! » demişti. Onlar da bu korkuyla Tevrat’ı kabul etmişlerdi. (Kaadi - Keşşaf). Bu yorum pek uygun görülmemiştir.
(bi guvvetin) ciddiyet ve azimle... (Keşşaf).
(kûnû gıradeten hâsiîn) Sefil ve hakir maymunlar olunuz. Yahudîlerden nankörlük edenler mesha uğramışlardır. (Keşşaf - Medârik). Mücâhide göre, sûretleri değil kalbleri mesholunmuştu. Yani maymun karakterli ve o mahlûk gibi taklitçi olmuşlardı. (Kaadi).
(nekâlen) İbret ve azâb mânâsınadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
İsrâîloğulları hislerine mağlûb, nefsânî arzularına boyun eğmiş bir halde tarihin sahifelerine nakşedilmek üzere acı ve tatlı hatıralar bırakıyor ve eski inançlarıyla yeni i’tikatları arasında bocalayıp duruyorlardı. Şa’şâlı devirlerinden biri sayılan Hazret-i Dâvud zamanında cumartesi gününün hürmetini ihlâl ettikleri ve bir zaman Tevrat ile amel etmedikleri için insanlık şerefini, imân faziletini yitirdiler ve bu yüzden kötü iştahlı maymunlar seviyesine düştüler. Yukarıdaki âyetlerle onların bu acıklı hâline temas edildi. Şimdi de onların sefil ve kararsız hâlinin zaman zaman nüksettiğinden, o kadar ki çabuk mirasa konmak için adam öldürdüklerinden, katilin meçhul kalması yüzünden birbirine düştüklerinden, İlâhî kudretle maktulün dirilip katilin kim olduğunu haber vermesi üzerine ihtilâfın giderildiğinden haber verilir.
Cenâb-ı Hak bu mu’cizeyle, ölümden sonra dirilmenin olacağını ve asıl ebedî ve o nisbette huzurlu bir hayatın başlıyacağını, onlara yakîn verecek şekilde açıklamıştır.