MEÂLİ:
58- İşte bunlar Allahʹın kendilerine nimetler verdiği peygamberler; Âdem’in soyundan, Nûh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrâhim ile İsrâilʹin (Yakub) neslinden; doğru yola erdirdiğimizden ve seçtiklerimizdendirler. Rahmânʹın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
59- Bunların ardından (bozuk) bir nesil geldi, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular. Onlar da azgınlıklarının cezâsını bulacaklardır.
60- Ancak tevbe edip imân eden ve iyi-yararlı işlerde bulunanlar müstesnâ.. Bunlar Cennetʹe girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramıyacaklar.
61- Rahmânʹın kullarına gıyaben vaʹdettiği ADN Cennetlerine girecekler. Şüphesiz ki Oʹnun vaʹdi yerine gelecektir.
62- Orada boş-anlamsız bir söz değil, sadece «selâm» işitecekler. Onların orada sabah akşam rızıkları hazırdır.
63- İşte bu Cennetlere kullarımızdan (Allah’tan) korkup (fenalıklardan) sakınanları vâris kılacağız.
İLGİLİ HADÎSLER
«Bizimle müşrikler arasındaki koruyucu fasıla, namazdır. Kim onu terkederse, inkâra sapmış olur. » (Tirmizî/imân: 9- Nesâi/salât: 8- İbn Mâce/ikamet: 77- Ahmed: 5/346)
«Günahtan tevbe eden, günahı olmayan kimse gibidir. » (İbn Mâce/zühd: 30)
ALLAHʹIN KENDİLERİNE NİMETLER VERDİĞİ PEYGAMBERLER
«İşte bunlar Allahʹın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdir...»
İdris Peygamber (A. S. ), Âdem’in (A. S. ) yakın soyundandır. İbrahim Peygamber (A. S. ), Nuh (A. S. ) ile birlikte gemiye binen oğlu Samʹın soyundandır. İsmail, İshak ve Yakub (salât-u selâm hepsine olsun), İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) soyundandırlar. Musa, Hârun, Zekeriya, Yahya ve İsa (salât-u selâm hepsine olsun), İsrâil Peygamber’in (Yakub) soyundandırlar.
Şüphesiz ki bunlar peygamberlik payesiyle yüce mertebelere eriştirildikleri gibi, soy cihetiyle de asil ailelerdendirler.
Kur’ân-ı Kerim böylece İlâhî risâleti hâmil olan peygamberlerin yine çoğunun peygamber soyundan geldiğine dikkatleri çekerek, hepsinin de mayasında asâlet, şeref, iyilik, hakseverlik, doğruluk ve adâlet bulunduğuna işâret etmekte; aynı zamanda «gen» denilen harika mikron (milimetrenin binde biri) modelle, irsî meziyetlerin peygamberden peygambere aktarıldığını haber vermektedir.
Ayrıca ilgili âyetle bir diğer önemli hususa parmak basılarak araştırıcılara ön bilgi veriliyor. Şöyle ki: Her peygamber anasından bu ruh ve meziyetle doğar. Sonra belli bir yaşa gelince, peygamberlik payesi mânadan zahire çıkar. O bakımdan her peygamber doğuştan Allahʹın bu üstün nîmetine mazhar kılınmıştır. Çünkü peygamberlik sonradan elde edilebilecek bir meslek değildir.
ALLAH’IN ÂYETLERİNİ İŞİTİNCE SECDEYE KAPANANLAR
«Rahmânʹın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. »
Allah’ı en çok bilen, Oʹnun kudretinin sınırsızlığını en iyi idrâk eden kimseler, O’ndan daha çok korkarlar ve Oʹna karşı daha çok sevgi ve saygı duyarlar. Şöyle ki: Allahʹa olan sevgi ve saygı Oʹnu bilmek ve idrâk etmekle orantılıdır. Buna işâretle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Şüphesiz sizin Allahʹtan en çok korkanınız ve O’nu en çok bileniniz benim. » (Buhari/imân: 13- Ahmed: 2/61, 122- Taberânî/siyam: 13) buyurmuştur.
Peygamberlerin hemen hepsi de bu özelliktedirler. İlgili âyet onların takvâsını, imân ve irfanlarını yansıtırken «Rahmân’ın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlar. » ifadesiyle, Allah’a olan üstün saygılarını özetliyor.
Zira nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için, dünya bile bir yana çekilir. Allahʹa giden kimseye birçok canlı cansız saygı gösterir. Allahʹın celâl makamını bilenler, O’na karşı teslimiyetin en anlamlısını gösterirler. İşte Peygamberlerin üstün saygı, takvâ ve teslimiyetleri bu bilgiden kaynaklanmaktadır.
SECDE ÂYETİ
Meryem sûresindeki secde âyeti, uyulması en çok önemli olanıdır. Çünkü peygamberlerin hepsinin Rahmân olan Allahʹa ağlayarak secde ettikleri tasvîr edilmektedir. O sebeple ilim adamları bu konuda şunu tavsiye etmişlerdir: «Secde âyetini okuyan, ya da işiten kimse secde eder ve secdede o âyetin mânasına uygun gelen bir duâda bulunur. »
Meselâ, İsrâ sûresindeki secde âyetini okuyan veya işiten kimse, secdesinde, «Allahım! beni, kendilerine nîmetlerini bolca verdiğin, ağlayarak sana secde eden kullarından eyle.. » diye duâ eder.
Elif-Lâm-Mim- Secde sûresinde secde âyetini okuyan veya işiten kimse şöyle duâ eder: «Allahım! beni, senin hoşnutluğunu dileyerek sana secde edenlerden, senin hamdin ile sana tesbîhte bulunanlardan eyle.. Senin emirlerine karşı büyüklük taslayanlardan biri olmaktan sana sığınırım.. »
NAMAZ VE ŞEHVET
«Bunların ardından (bozuk) bir nesil geldi, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular.. »
Namaz, imânla küfür arasında bir sınırdır. Aynı zamanda imânın açık belirtisidir. Dinin direği, ruhun gıdası, Allah’a yakın olmanın yolu ve rahmetin kapısıdır.
Namaz, günlük hayatı Allah korkusuyla disipline eden benzersiz bir ibâdettir. Nefsin aşırılıklarını frenler, şehvet ve azgınlığın önüne set çeker. İhtirası meşru sınırlar içine alır. Hayasızlık ve fenalıklardan da alıkoyar.
Namaz, ruha neşe, bedene tazelik, zihine açıklık, kalbe rahatlık, vicdana serinlik verir. Kısacası hikmet ve amacı bilinerek kılınan namaz hayatımızı en güzel şekilde düzenleyip proğrama bağlayan bir ibâdettir.
Şüphesiz ki, belirtilen anlam ve düzeyde kılınan namaz insanı şehvet bataklığından kurtarıp, fazîlet ve rahmet; kulluk ve teslimiyet mertebesine yükseltir. O bakımdan Âdem’den son peygambere kadar gelip geçen bütün peygamberlere namaz emredilmiştir. Yani namazsız bir din yoktur. Peygamberlerden sonra gelenler bu ibâdeti terkedince, şehvetlerinin uydusu haline gelmişler. O yüzden ortada ne ahlâk, ne gerçek din, ne de fazîlet kalmıştır.
Günümüzde de gerek Hıristiyan âleminde, gerekse İslâm âleminde birçok kesimlerde ve ailelerde namaz terkedildiği, hattâ unutulduğu için, büyük bir ahlâkî çöküntü başlamış; babayla oğlu, anneyle kızı arasında ciddi bir bağ kalmamıştır. Tekniğin ve refahın getirdiği sayısız imkânlar içinde kapatılması zor gayr-i ahlâkî bataklıklar meydana gelmiş; uyuşturucu mübtelâlarından tutun da, homoseksüellere kadar sapıklığın en şeni ve en kötüsünü mubah sayan kuşaklar bu bataklıklarda her şeylerini kaybetmişlerdir. Kurʹân, «Onlar bu azgınlıklarının cezasını bulacaklardır» buyurarak uyarısını yapıyor. O bakımdan, çağın bu amansız hastalıkları ancak Kur’ân’ın mânevî eczanesinden alınacak ilâçlarla tedavi «dilebilir.
CENNET’TE BOŞ, ANLAMSIZ SÖZ YOKTUR
«Orada boş-anlamsız bir söz değil, sadece «selâm» işitecekler.. »
İlgili âyetle, Cennet’teki beşerî münasebetlere küçük bir kapı açılıyor ve bu konuda bizlere bir ölçü ve ipucu veriliyor. Cennet hayatı sonsuz olmasına, ölümsüz, elemsiz ve kedersiz olmasına rağmen, orada boş ve anlamsız söz olmayacak; kırıcı, üzücü, küçük düşürücü hiçbir söz ve davranış ortaya konmayacak. Oranın güzelliğine göre, hep güzel sözler söylenecek, İlâhî tecellilerin sonsuz tezahürlerine göre, yeni yeni konular birbirini izleyecek; Allahʹın cemal sıfatıyla tecelli etmesi karşısında tatlı, çekici, okşayıcı ve doyurucu sohbetler tertiplenecek; Hz. Muhammedʹin (A. S. ) zaman zaman Cennet ehline görünüp iltifatta bulunması sebebiyle çok tatlı kaynaşmalar ve iltifatlar birbirini izleyecek. Her görüşme, karşılama ve sohbete başlamada karşılıklı selâmlar birbirini takip edecek; melekler de cennetliklerin hizmetine koşarken her defasında selâm vererek hazır olacaklar.
Cennet’te boş ve anlamsız söz ve davranış söz konusu olmadığına göre, ona nisbetle göz açıp kapayacak kadar kısa olan dünya hayatını boş ve anlamsız şeylerle oyalamanın, kavga, sürtüşme, vuruşma, gürültü ve haklara tecavüzle geçirmenin makul bir yanı var mıdır? Bir hiç uğruna ömrünü tüketenler, kendilerine nasıl yazık ettiklerinin farkında mıdırlar? Oysa bu kısa hayat, âhirete gereği gibi hazırlanmak, o büyük günde imânın çok renkli ve yararlı ürünleriyle bulunabilmek dönemidir. Onu berbat etmeye hakkımız yoktur.
Selâm, çok yönlü ve geniş manalar taşıyan bir kavramdır. Selâmet, mutluluk, hoşgörü, güven, rahmet gibi anlamları içerir. Onun için dünyada birbirimize selâm vermekle emrolunduk. Cennet’te de bunu devam ettireceğiz..
AYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, peygamberlerden sonra gelen kuşakların şehvetlerine uyup namazı terkettikleri konu edildi. Bunun çok elim sonuçlar doğuracağına dikkatler çekilerek, ümmet-i Muhammed (A. S. ) uyarıldı. Arkasından iyi-yararlı amellerde bulunan mü’minler için hazırlanan ebedî nimetler belirtilerek inananlar teşvîk edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, görevli meleklerin ancak Allahʹın emriyle yeryüzüne inecekleri ve ona göre hizmetlerini yerine getirecekleri bilgi mahiyetinde verilerek, söz ve davranışlarımızı ona göre ayarlamamız isteniliyor. Böylece Cenâb-ı Hakkʹın bizi her tarafımızdan kuşattığına dikkatler çekiliyor. O bakımdan Allahʹa ibâdetin önemi üzerinde durularak küfür ve şirkten kaçınmamız emrediliyor.