Hicr Suresi 49-50. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

نَبِّئْ عِبَادِي اَنِّٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ وَاَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْاَلِيمُ

50.

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

49-50- Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben, evet ben çok bağış­layan, çok merhamet edenim ve doğrusu azâbım da çok elem verici bir azâptır.

İNİŞ SEBEBİ

Mus’âb b. Sâmit (R. A. ) anlatıyor: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ashabın­dan bir cemaate uğradığında, onların gülüp konuştuklarını gördü ve şöyle buyurdu: «Cennetʹi anın ve Cehennem’i hatırlayın! » Bu sebeple yukarıda­ki iki âyet indi. (İbn Ebî Hâtim - Lübabu’t-te’vîl - İbn Kesîr: 2/553)

İbn Cerîr et-Taberî’nin tesbitine göre:

İbn Ebî Rebah, ashab-ı kirâmdan bir zatın şöyle dediğini duymuştur: «Peygamber (A. S. ) Efendimiz, Şeybe oğullarının girdiği kapıdan girerek ya­nımıza geldi ve: «Yoksa sizi güler bir halde mi görüyorum? » buyurduktan sonra arkasını dönüp ayrıldı. Hacer-i Esved’e varmıştı ki, gerisin geri dö­nüp geldi ve şöyle buyurdu: «Yanınızdan ayrılıp giderken Cebrâil (A. S. ) bana geldi ve dedi ki: Ey Muhammed! Allah şöyle buyuruyor: «Kullarımı neden ümitsizlendirirsin?! Kullarıma haber ver ki: Gerçekten ben, evet ben çok bağışlayan ve çok merhamet edenim ve doğrusu azâbım da çok elem verici bir azâptır. » Şüphesiz bu haber hepimizi sevindirdi. » (Tefsîr-i Taberî: 14/27)

Ancak unutmamak gerekir ki, âyet-i kerîmede Allah’ın gufran ve rah­meti önce geliyor. Bu da Oʹnun günahkâr kullarına olan lütuf ve inâyetinin gereğidir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Eğer mü’min kul, Allah yanında verilecek azabın ölçü ve anlamını bilmiş olsaydı, hiç kimse O’nun Cennetʹine aşırı istekli olmaz; eğer kâfir de Allah yanındaki rahmetin ne olduğunu bilmiş olsaydı, hiç biri ilâhî rahmet­ten ümidini kesmezdi. » (Sahîh-i Müslim - Ahmed: 2/334, 397, 484)

«Sizin için (âhirette) neler hazırlandığını bilmiş olsaydınız, sizden yana alıkonup verilmeyen şeylerden dolayı üzülmezdiniz. » (Müsned-i Ahmed - Tirmizî/zühd: 39)

Hz. Ali (R. A. ) ne güzel söylemiştir:

«Şüphesiz ki Allah insanları ebedî kılmak üzere yaratmıştır. Artık bu­nun yok olup silinmesi söz konusu değildir. Ebedî hayat, imân ve irfan karşılığında gerçekleşince, artık zilleti olmayan bir azizlik, korkusu olma­yan eminlik, fakirliği olmayan zenginliktir. Elemsiz lezzeti, noksansız kemâ­li vardır. Dünya hayatı, devamı olmayan bir zevaldir. İzzeti zilletle yürür, güveni korkuyla buluşur, zenginliği fakirlikle yürür, lezzeti eleme dönüşür, sevinci de üzüntüyle yarışır. »

O halde Allah’ın adâletinden ve azâbından hiç korkmayıp sadece O’nun rahmet ve gufranına güvenmek insanı sağlıklı ve güvenli bir neti­ceye götürmez. O’nun rahmetinden ümit kesip sadece azâbından korkmak da insanı dosdoğru mü’min yapmaz. Bu ikisini dengeli tutup hayatımı­za uygulamamız en emin yoldur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, mü’minlerin korku ile ümit arasında bir yol izle­meleri ve hayatlarını ona göre düzenlemeleri emredildi. Allahʹın gufran ve rahmeti ne kadar geniş ise, azâbının da çok şiddetli olduğu hatırlatılarak sağlam bir inancın ölçülerinden biri belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle, İbrahim Peygamber’in ümit konusundaki görüşü misal veriliyor ve sonra da kâinatta cereyan eden olayların rastgele mey­dana gelmediği, belli sünnet ve proğrama göre düzenlendiği, melekler va­sıtasıyla sebep ve illetlerin harekete geçirildiği anlatılıyor.