Furkan Suresi 45-51. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا وَهُوَ الَّذِي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا اَنْعَامًا وَاَنَاسِيَّ كَثِيرًا وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا

45.

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.

Diyanet İşleri

46.

Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik.

47.

O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.

48-49.

(48-49) O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.

50.

Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.

51.

Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

45- Rabbin (kurduğu düzen, koyduğu kanun uyarınca) gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu yerinde sâkin bırakırdı. Sonra biz güneşi ona sebep ve delil yaptık.

46- Sonra da onu tutup kendimize doğru azar azar çekip (kısalt­maktayız).

47- O’dur ki size geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme (devresi), gündüzü yeni bir hayat (süresi) kıldı.

48- 49- Oʹdur ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderdi ve ölü bir ülkeyi diriltmemiz ve yarattığımız davarları ve birçok insanları su­lamamız için gökten tertemiz su indirdik.

50- And olsun ki, bu (tabiat olayını) öğüt alsınlar diye insanlar ara­sında çevirip dururuz. Bununla beraber insanların çoğu inât edip dayattı­lar da nankörlükten vazgeçmediler.

51- İsteseydik her kasabaya (ve köye) bir uyarıcı (peygamber) gön­derirdik. (Öyle yapmadık, yalnız seni seçip bütün insanlara göndermeyi uygun bulduk).

İLGİLİ HADÎS

Peygamber (A. S. ) Efendimiz geceleyin yağan yağmurun sabahleyin izleri kendini belli etmesi üzerine ashabına sordu: «Rabbınızın (bununla) ne buyurduğunu bilir misiniz? » Onlar da: «Hayır... Allah ve Peygamberi daha iyi bilir» dediler. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: «Allah bu­nunla şu hususu hatırlatıyor: «Kullarım bana iman eder ve beni inkâr eder halde sabahladılar. «Biz Allah’ın fazl-ü rahmetiyle yağmura eriştik» diyen kimse bana imân etmiş, yıldızın yağmur yağdırdığını inkâr etmiştir. «Akan yıldız ile yağmura eriştik» diyen kimse ise, beni inkâr etmiş, yıldıza inan­mıştır. » (Buharî/ezan: 156, istiska: 28, mağazî: 35- Müslim/iman: 125- Ebû Dâvud/tıb: 22- Taberânî/istiska: 4- Müsned-i Ahmed: 4/117)

GÖLGENİN UZAYIP KISALMASI

«Rabbin (kurduğu düzen, koy­duğu kanun uyarınca) gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu yerinde sâkin bırakırdı. »

Gölge, bilindiği gibi ışığın yolunu kesen bir cismin yerde meydana getirdiği karaltıdır. Bulunduğu ortamın ışık durumuna ve cismin kesafet ve letafetine göre gölge koyulaşır veya açılır.

Gölgenin uzayıp kısalması, ya ona gelen ışık kaynağının hareket ha­linde olduğunu, ya da gölge yapan cismin devamlı hareket ettiğini gös­terir. Böylece Kurʹân-ı Kerîm, insan aklını harekete geçirmek, düşünce uf­kunu genişletip derinleştirmek için dünyanın ve güneşin hareket halinde olduklarına delâlet eden ana fikir, diğer bir anlatımla temel bilgi veriyor.

İlmî araştırma ve tesbitler isbat etmiştir ki, gölgenin uzayıp kı­salması, dünyanın hem kendi ekseni, hem de güneşin çevresinde bir elips çizerek dönmesinden kaynaklanmaktadır. Bu, kâinat plânında yer alan ve belli çekim kanununa bağlanan güneş ile dünyanın hiç sapmadan ha­reketlerini sürdürdüklerini kesin biçimde ortaya koymaktadır. Ne güneş merkez olmaktan çıkmakta, ne de dünya onunla kendi arasındaki mesafe­yi aşmaktadır. Şüphesiz ki bu kadar hesaplı ve düzenli hareket kendili­ğinden meydana gelmemiştir. Ortada ölçülü kanunlar ve matematiksel belirlemeler varsa, mutlaka o kanunları koyan, belli hesaplara göre dü­zenleyen bir kudret vardır.

Allah dileseydi dünyaya başka bir hareket tarzı verip bir yüzü de­vamlı güneşe karşı olurdu da cisimlerin gölgelerini yerlerinde sabit kıla­bilirdi. Mevcut sistemi bugünkü haliyle düzenleyip devam ettiren o Yüce Kudret, daha değişik bir sistem meydana getirebilirdi. Ancak insan haya­tının sağlıklı devamı için mevcut düzenin uygunluğu tartışılamaz bir dü­zeyde bulunuyor.

GÜNEŞİN GÖLGEYE DELİL KILINMASI

«Sonra biz güneşi ona sebep ve delil yaptık. »

Bu ifade, cismin güneş ışığının yolunu kesmek suretiyle ancak yerde gölge meydana getirebildiğini gösterir. O halde güneş ışığı olmayınca göl­ge de yoktur, neticesi ortaya çıkmakta ve böylece gölge ışığın varlığına delil olmaktadır.

GECENİN BİR ÖRTÜ, UYKUNUN BİR DİNLENME KILINMASI

«Oʹdur ki size geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme (devresi), gündüzü de yeni bir hayat (süresi) kıldı. »

Bütün gün hayat ile mücadele edip yorulan vücudumuzun elbette ki dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sabahtan akşama kadar çalışıp enerji sarfeden bir insan ne kadar yorgun olursa olsun, gece deliksiz bir uyku uyursa, er­tesi gün bütün yorgunluklarından kurtulmuş olarak uyanır ve böylece din­lenmiş bir bedenle yeni bir hayata başlama imkânına erişmiş olur.

Rahat bir uyku için de az ışıklı, gürültüsüz bir yere ihtiyaç söz konu­sudur. Bunun için Kur’ân gecenin bir örtü, uykunun da bir dinlenme döne­mi kılındığını belirtmektedir. Belli bir çalışma süresinden sonra dinlenme ihtiyacı duyan vücudumuz, rahat bir uyku ile bu ihtiyacını karşılamış olur.

Bütün bu sistemli, düzenli ve yararlı haller elbette kendiliğinden oluş­mamıştır; çok yüksek bir ilmin, sınırsız bir kudretin belli kanunlara göre düzenlemesiyle vücut bulduğu kesindir. O halde her sistem ve düzen Ce­nâb-ı Hakk’ın varlığının şâhidi ve kudretinin ayrı bir tezahürüdür. Kur’ân, gece, uyku, gündüz ve hayat nimetleriyle bize bu gerçeği öğretiyor; aynı zamanda meraklı ilim adamlarına da ana fikir veriyor.

HAYATI DÜZENLİ TUTMAMIZI İLHÂM EDİYOR

Kur’ân, kırk yedinci âyetle hayatımızı düzenli ve proğramlı tutmamızı ilhâm etmektedir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu ve diğer konuyla ilgili âyetlerin ışığı altında günlük hayatını belli proğrama bağlayıp düzenli tut­muş ve bu konuda da en güzel, en verimli örnekleri vermiştir. Şöyle ki:

a) Yatsı namazını kıldıktan sonra -önemli bir konu yoksa- mutlaka yatak odasına çekilir ve artık dünya kelâmını bırakıp uyurdu.

b) Gecenin bir bölümünde kalkıp ibâdet etmek suretiyle hem ruhu­nu tazeler, hem de bedenine hareket ve sağlık kazandırırdı.

c) Sabahleyin fecir doğunca kalkar, namaz kıldıktan sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar zikir, fikir ve ilimle meşgul olurdu.

d) Kuşluk namazını kıldıktan sonra ev işleriyle meşgul olur ve hava iyice ısınınca gün ortasında, yani henüz öğle namazı kılınmadan önce bir süre uyurdu.

Gece uykudan kalkıp namaz kılmak, ibâdet etmek Hz. Peygamber’e (A. S. ) vacipti. Ümmetinden iş durumu müsait olanlar için sünnettir. Zira Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin ne ticaretle, ne ziraatle, ne de sanatla uğra­şacak kadar geniş zamanı yoktu. Onun asıl görevi, inen vahyi ümmetine teblîğ etmek ve gerektiğinde onları eğitip yetiştirmekti. Ümmetine ise mut­laka herkesin bir işle meşgul olmasını emir ve tavsiye etmiş; gece yarı­larına kadar oturmayı, gündüzü uykuyla geçirmeyi mekrûh saymıştır.

Bunun için yatsı namazını kıldıktan sonra yatak odasına çekilmek, çevreyi rahatsız edecek gürültü ve patırtıdan kaçınmak, yâni erken uyu­yup erken kalkıp iş başı etmek sünnettir. Diyebiliriz ki sabahın erken saat­lerinde inen feyiz ve berekete başka saatlerde erişmek mümkün değildir.

RÜZGÂRIN, RAHMETİN MÜJDECİSİ KILINMASI

«Oʹdur ki rüzgarları rahme­tinin önünde müjdeci gönderdi.. »

Havanın içindeki nem oranı belli bir dereceye gelince yağmurlaşır ve yağmur olarak yağmaya başlar. Bu daha çok havanın, rüzgârların tesi­riyle sıcak yerden soğuk yerlere sürüklenmesiyle oluşur. Kur’ân ilgili âyet­le nemli havayı sürükleyen rüzgârın önceden yağmur yağacağını bize ha­ber verdiğini öğretiyor. Bunun gibi inen İlâhî vahyin de yağmur misali ha­yat verici, kalpleri diriltici, ruhları serinletici bir rahmet olduğunu hatırla­tıyor.

Şüphesiz ki bütün bu tabiat olayları belli kanunlara göre düzenlenip insanlardan yana çevrilmiş ve bir devri daim halinde fayda sağlamasına imkân verilmiştir. Ne yazık ki insanların çoğu meydana gelen bu ve benze­ri olayları sadece fiziksel, kimyasal vb. yollardan tesbite çalışırlarken, asıl sebep ve kanunları düzenleyen yüce kudreti unuturlar. O yüzden inkâr ve nankörlük bataklığına saplanıp tabiat olaylarının kendiliğinden bu düze­ye geldiğini sanırlar.

GÖKTEN TERTEMİZ SU İNDİRİLMESİ

«Ölü bir ülkeyi diriltmemiz ve yarat­tığımız davarları ve birçok insanları sulamamız için gökten tertemiz su in­dirdik. »

Yeryüzünde denizler başta olmak üzere mevcut su kaynaklarının, ısı­nın tesiriyle buharlaşması ve sonra da yağmura dönüşmesi, önemli olay­lardan biridir. Her haliyle yüksek bir plân ve proğramın aralıksız işler du­rumda olduğunu yansıtır. Zira suyun buharlaşmasıyla zararlı ve murdar şeyler yerinde kalmakta, faydalı olan oksijenle hidrojen belli oranda temiz su haline dönüşmektedir.

Bu ameliye hemen her saat devam etmekte ve böylece kirli, tuzlu, acı ve zararlı bakteriler taşıyan sular İlâhî filitreden geçirilerek çok yararlı bir hüviyete bürünmektedir. Kırk sekizinci âyetin son cümlesiyle bu gerçek yansıtılmakta ve inkârcıların daha doğru düşünmeleri istenmektedir.

O bakımdan bütün müctehit imamlara göre, gökten inen su hem te­miz, hem de temizleyicidir.

Gerçek bu olmakla beraber, Kur’ân’ın beyan buyurduğu gibi: «And olsun ki bu (tabiat olaylarını) öğüt alsınlar diye insanlar arasında çevirip dururuz. Ne var ki insanların çoğu inat edip dayatırlar da nankörlükten vazgeçmezler.. »

HER KASABAYA BİR UYARICI GÖNDERMEYE GEREK KALMAMASI

«İsteseydik her kasabaya (ve köye) bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik. (Öyle yapmadık, yalnız seni seçip bü­tün insanlara göndermeyi uygun bulduk. )»

Hz. Muhammed (A. S. )den önce Cenâb-ı Hak her kasabaya bir pey­gamber göndermiştir. Çünkü şartlar öyle gerektiriyordu. Haberleşme, ula­şım imkânları yok denecek kadar azdı. O bakımdan gönderilecek bir tek peygamberin bütün dünyaya sesini duyurması mümkün değildi. Dünya coğ­rafyası az-çok keşfedilince, ticarî kervanlar uzak ülkelere kadar uzanma­ya başlayınca ve bu sebeple ulaşım ve haberleşme imkânları doğunca, ar­tık her kasabaya ayrı bir peygamber gönderme dönemi kapandı ve kıyâ­mete kadar bütün insanları Hakk’a dâvet edecek son peygamber dönemi başladı. İlgili 51. âyetle bu gerçeğe değinilerek müʹminler aydınlatılıyor ve kâfirler de uyarılarak konu üzerinde ciddi şekilde durmalarına imkân ve­riliyor. (Geniş bilgi için bak: Nahl Sûresi: 36., Fâtır Sûresi: 24. âyetlerin tefsiri)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, yaratanın ilim ve kudretinin yüceliğine ve sınır­sızlığına delâlet eden birkaç belge sergilendi. Böylece insan aklına ışık tutularak kâinatın çok mükemmel bir plâna göre, olayların çok kusursuz proğramlara göre hazırlandığı hatırlatıldı ve arkasından Kur’ân’ın bu ger­çekleri yansıtan son kitap olduğuna, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) de İlâhî ke­lâmı insanlara teblîğ eden son peygamber bulunduğuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kâinat plânında yer alan mükemmel düzenin bir bölümüne değinilerek her şeyde İlâhî sünnetin işler durumda olduğuna işârette bulunuluyor.