Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.
اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَبِيلًا
em teHsebu enne ekṧerahum yesmeǔne ev yeǎ'ḳilūne in hum illā ke l-en'ǎāmi bel hum eDellu sebīlen
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
e lem tera ilā rabbike keyfe medde Z-Zille ve lev şā'e le ceǎlehu sākinen ṧumme ceǎlnā ş-şemse ǎleyhi delīlen
Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik.
ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
ṧumme ḳabeDnāhu ileynā ḳabDan yesīran
O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا
ve huve elleƶī ceǎle lekumu l-leyle libāsen ve n-nevme subāten ve ceǎle n-nehāra nuşūran
(48-49) O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik.
وَهُوَ الَّذِي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا اَنْعَامًا وَاَنَاسِيَّ كَثِيرًا
ve huve elleƶī ersele r-riyāHa buşran beyne yedey raHmetihi ve enzelnā mine s-semāi māen Tahūran / li nuHyiye bihi beldeten meyten ve nusḳiyehu mimmā ḣaleḳnā en'ǎāmen ve enāsiyye keṧīran
Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا
ve leḳad Sarrafnāhu beynehum li yeƶƶekkerū fe ebā ekṧeru n-nāsi illā kufūran
Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا
ve lev şi'nā le beǎṧnā fī kulli ḳaryetin neƶīran
Öyle ise kafirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur'an'la büyük bir mücadele ver.
فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُمْ بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
fe lā tuTiǐ l-kāfirīne ve cāhidhum bihi cihāden kebīran
O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا
ve huve elleƶī merace l-baHrayni hāƶā ǎƶbun furātun ve hāƶā milHun ucācun ve ceǎle beynehumā berzeḣen ve Hicran meHcūran
O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
ve huve elleƶī ḣaleḳa mine l-māi beşeran fe ceǎlehu neseben ve Sihran ve kāne rabbuke ḳadīran
Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler. Kafir, Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır.
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلٰى رَبِّهِ ظَهِيرًا
ve yeǎ'budūne min dūni (a)llahi mā lā yenfeǔhum ve lā yeDurruhum ve kāne l-kāfiru ǎlā rabbihi Zehīran