Kasas Suresi 36-43. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ وَقَالَ مُوسٰى رَبِّي اَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرِي فَاَوْقِدْ لِي يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَلْ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ وَاَتْبَعْنَاهُمْ فِي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوحِينَ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

36.

Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.

Diyanet İşleri

37.

Musa, "Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler" dedi.

38.

Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.

39.

O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40.

Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!

41.

Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.

42.

Bu dünyada onları lanete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.

43.

Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

36- Musa, açık-seçik belge ve muʹcizelerle onlara gelince, «bu an­cak uydurulmuş bir sihirdir. Önce gelen atalarımızdan böyle bir şey işit­medik» dediler.

37- Musa dedi ki: «Rabbim kendi katından kimin doğru yol üzere geldiğini ve (Dünya ile Âhiret) yurdunun neticesi kimin olacağını daha iyi bilir. Gerçek şu ki, zâlimler kurtuluşa eremezler. »

38- Firʹavn dedi ki: «Ey ileri gelenler! ben sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum. Ey Hâman! balçık(tan hazırlanan tuğlalar) üzerinde ateş yak da benim için bir kule yap; belki Musaʹnın tanrısına doğru yük­selip onun hakkında bir şeyler öğrenirim. Doğrusu ben, Musa’yı yalancı­lardan sanıyorum. »

39- O ve askerleri yeryüzünde haksız olarak gurura kapılıp büyük­lük tasladılar ve zannettiler ki bize hiç döndürülmeyecekler.

40- Biz onu da, askerlerini de yakalayıp (Kızıldenizʹin) sularına fır­latıverdik. Bir bak, o zâlimlerin sonu ne oldu..

41- Biz, onları (tuttukları yol gereği) Cehennem ateşine dâvet eden liderler kıldık ve Kıyâmet gününde ise yardım göremiyecekler.

42- Bu Dünyaʹda peşlerinden lânet gönderdik; Kıyâmet gününde ise çok çirkin suratlılardan olacaklardır.

43- Ve and olsun ki biz, önceki kuşakları yok ettikten sonra Musaʹya, insanların kalp ve vicdanlarını açıp aydınlatacak, doğru yol (rehberi) ve rahmet olacak Kitabʹı verdik; ola ki düşünüp öğüt alırlar.

MUSA (A. S. ) İLE FİR’AVN YÜZYÜZE

«Musa açık seçik belge ve muʹcizelerle onlara gelince, «bu ancak uydurul­muş bir sihirdir. Önce gelen atalarımızdan böyle bir şey işitmedik» dediler. »

Musa (A. S. ) aldığı emir üzerine, beraberinde kardeşi Hârun (A. S. ) bu­lunduğu halde Firʹavnʹı Hakk’a inanmaya dâvete geldiler ve böylece onun­la kavmini Allahʹın varlığını ve birliğini tanıyıp kabul etmeğe çağırdılar. Al­lah’ın elçileri bulunduklarını kanıtlamak için de iki önemli mu’cize göster­diler: Asâ’nın yılana dönüşmesi ve koynuna sokup çıkardığı sağ elinin bem­beyaz ışıl ışıl nûrânî bir görünüm arzetmesi..

Firʹavn, menşei İlâhî olan sözler ve muʹcizeler karşısında sarsıldı, en­dişelendi ve o yüzden ani bir karar vermekten kaçındı. Sonra da Mısır yer­lilerinin ona inanmaması için de «Bu ancak uydurulmuş bir sihirdir. Önce gelen atalarımızdan böyle bir şey işitmedik» diyerek onları yalancılıkla suç­ladı. Musa Peygamber, kimin doğru yol üzere geldiğinin ve dünya ile âhiret yurdunun neticesinin kime olacağının bilgisini Allah’a bırakıp, Firʹavnʹ­ın zâlim olduğunu ima ederek: «Gerçek şu ki, zâlimler kurtuluşa ermezler» dedi. Böylece kendisinin haksız bir davayı savunmadığını, hakkı yansıtma­ya çalıştığını belirterek, haksızlıkta bulunanların kurtuluşa eremiyeceklerine dikkat çekti.

Bu güzel, dokunaklı ve aynı zamanda düşündürücü bir uyarıydı. O gü­ne kadar Firʹavnʹa karşı bu sözleri söyleyecek bir kahraman ortaya çıkma­mıştı. Bu sebeple Fir’avn’ın prestiji kısmen olsun sarsılmış ve onu eski öl­çüsüne çevirip koruyabilmek için de veziri Haman’a «Balçık(tan hazırla­nan tuğlalar) üzerinde ateş yak da benim için bir kule yap; belki Musaʹnın tanrısına doğru yükselip onun hakkında bir şeyler öğrenirim. Doğrusu ben, Musaʹyı yalancılardan sanıyorum» diyerek gayriciddi bir emir vermişti. Onun amacı, Musaʹnın yalancı bir maceracı olduğunu ortaya koymak, gök­te tanrı diye bir varlığın bulunmadığına halkını inandırmaktı.

Ama bâtıl ne yana dönerse dönsün aslâ kurtuluş bulamaz. Fir’avn’ın baş vurduğu plânlar, hileler boşa gitti. İşlediği zulüm ve sergilediği tuğ­yan onu da, çevresini de alıp götürdü.

Allah’ın insanlara son mesajı olan Kurʹânʹı ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği son peygamberi yalancılıkla suçlayan Mekkeli müşriklerin de sonu ya silinip yok olmak, ya da sevmedikleri fakir ve kölelerden oluşan İslâm mücahitleri karşısında baş eğip her türlü cahiliyet gurur ve üstün­lüklerini kaybetmekti. Cenâb-ı Hak onlardan bir kısmını Bedir ve diğer sa­vaşlarda yok edip Cehennem’e sevketti. Bir kısmına hidâyeti nasip edip cahiliyet kirlerinden temizleyerek, düne kadar tiksinip uzak durdukları müʹ­minlerle onları kardeş yaptı.

Yaşayan inkârcı zâlimlere de ihtar edilmekte, hakka karşı çıkmanın sonunun mutlaka hüsran olacağı hatırlatılmaktadır.

CEHENNEME ÇAĞIRAN LİDERLER

«Biz onları (tuttuk­ları yol gereği) Cehennem ateşine dâvet eden liderler kıldık ve kıyâmet gününde ise yardım göremiyecekler. »

Kalbi Allahʹa imânla dolmayan, ruhu Allah sevgisiyle gelişmeyen, dü­şünceleri hak ile berraklaşmayan, vicdanları doğrulukla yatışmayan; inkâr ve azgınlığı, hakka karşı gelmeyi kendi kişisel çıkarları uğruna sanat edi­nen liderler ve ileri gelenlerdir ki, milletlerinin mânevî yapısını, kutsal de­ğerlerini tahrip ederler ve o yüzden sadece mide ve şehveti câzip kılıp halkı bu iki şeyi elde etme konusunda yönlendirmeye çalışırlar ve çok sürmez onları birer robot haline sokup kendi peşlerinden Cehenneme çekip götü­rürler. Sonunda ne ülke, ne millet, ne de devlet kalır; hepsi birer masal olur.

Böyle durumlarda gerçekçi ilim adamları, peygamber vârisleri olan din mürşitleri ve aklı eren mü’minler koordine bir çalışmayla dinin, ilmin ve güzel ahlâkın ışığında, yetişmekte olan kuşakları eğitip fazilet düzeyi­ne getirmezlerse, ülkenin sonu hüsranla noktalanır. Fir’avn ve ona tapar­casına kulluk edenler bunun ibretli misali olarak gösterilmiyor mu?

Kur’ân bu tarihî olayı en dikkat çekici noktalarıyla naklederken önce indiği dönemde hakka karşı gelip tuğyan eden Mekkeli müşriklerin daha çok ileri gelenlerini, sonra da her çağda yaşayan inkârcıları uyarmaktadır. Zira aynı veya benzeri olayların tekrar etmesi sebebiyle sünnetullah da tekrar eder, yani hükmünü yürütür. Unutmamak gerekir ki, hakkı inkâr, hak­sizlik ve ahlâksızlık hiçbir millete şeref ve itibar kazandırmamış ve hiç bir toplumu payidar yapmamıştır. Cenâb-ı Hak bu gerçeği şu sözlerle aklını kullanan milletlere hatırlatmaktadır: «Bu dünyada peşlerinden lânet gön­derdik; kıyâmet gününde ise çok çirkin suratlılardan olacaklardır. »

TEVRAT’IN ÖVÜLMESİ

«Ve and olsun ki biz, önceki kuşakları yok ettikten sonra Musaʹya, insanların kalp ve vicdanlarını açıp aydınlatacak, doğru yol (rehberi) ve rahmet olacak kitabı verdik; ola ki düşünüp öğüt alırlar. »

Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık Tevratʹtan söz edilmektedir. Zira bu kitap bir­çok İlâhî hükümleri kendinde taşımaktadır. İndiği çağdan son Peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) peygamber olarak ortaya çıkmasına kadar geçen asırlar içinde inananların kalp ve kafalarını İlâhî feyiz ve rahmetle aydın­latmıştır. Kısacası yeryüzünde düzenli, ahlâklı ve fazîletli bir hayat sür­menin yol ve yöntemlerini göstermiştir. Aynı zamanda yeryüzüne indirilen dört büyük kitaptan biridir.

Konumuzu oluşturan âyette ise, Tevrat’ın üç ana vasfı, diğer bir an­latımla özelliği üzerinde durulmakta ve böylece Kur’ânʹı red ve inkâr eden Yahudîler insafa davet edilmektedirler. Şöyle ki:

1- Basâir,

2- Hüdâ,

3- Rahmet.

Birinci vasıf, «basîre» ve «basare» nin çoğuludur. Baş veya kalp gözüy­le görmek, idrak etmek anlamına gelir. Burada ise, Tevratʹın getirdiği İlâhî bilgi ve belgelerle insanların kalp ve kafalarını hakikate açıp aydınlattığı ifade edilmektedir.

İkinci vasıf, doğru yolu göstermek, faydalı Olana yönlendirmek; sapık­lıktan kurtarıp hakka döndürmeyi telkîn etmek gibi manalara delâlet etmek­tedir.

Üçüncü vasıf, imân edenleri İlâhî rahmetle müjdelemek ve rahmet ha­vası içinde yaşama yollarını göstermek gibi manalara gelmektedir.

Böylece hiç değişikliğe uğramayan Kur’ân’ın Tevratʹa lâyık olduğu ye­ri verdiğini ve onun aslının İlâhî olduğunu görmekte ve anlamaktayız. Ya­hudilere gelince: Onlar millî bir din ve millî bir ilâh iddiasını ortaya atıp hem Tevratʹın aslıyla amel etmediler, hem de Kur’ân ile İncil’i reddederek küfre girdiler. Eğer Tevrat’a insan eli dokunmasaydı ve düşman istilaların­da orijinali kaybolmasaydı ve belirtilen üç ana vasfı zedelenmeseydi yani indiği gibi korunabilseydi, belki de Yahudîler red ve inkârlarında bu kadar ileri gidemiyeceklerdi.

Bununla beraber Tevrat’ta hâlâ birtakım İlâhî hükümler bulunmakta ve aydınlatıcı bilgiler yer almaktadır. Kapalı bir anlatımla da olsa, son pey­gamberden bahsedilmekte ve geleceği haber verilmektedir. O bakımdan Yahudilerin hem Kur’ân’ın İlâhî beyanı, hem de Tevratʹın verdiği haber kar­şısında düşünüp öğüt almaları gerekmektedir. Nitekim 43. âyetin son kıs­mında bu husus belirtilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Musa Peygamberle Fir’avn arasında geçen tar­tışmanın ibretli safhaları anlatıldı. Böylece Mekkeli müşrikler uyarılarak tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunuldu. Sonra da Tevratʹın üç vasfı üzerinde durularak Yahudilerin iyice düşünüp insafa gelmeleri istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, Musa (A. S. ) kıssasıyla ilgili bilgilerin bütünüyle İlâhî olduğu konu ediliyor ve böylece Kur’ân’ın her âyet ve kelimesiyle Al­lah sözü bulunduğuna değiniliyor. Sonra da peygamber gönderilmesinin se­bep ve hikmetlerinden biri üzerinde durularak aydınlatıcı bilgi veriliyor.