MEÂLİ:
32- Öyle Allah ki, gökleri ve yeri yaratmış, gökten su indirerek size rızık olsun diye onunla türlü ürünler çıkarmış; denizde O’nun emriyle (koyduğu kanunla) dolaşıp gezmeniz için gemiyi sizin buyruğunuza vermiş; nehirleri de sizin (yararınıza) baş eğdirmiştir.
33- Güneşʹle Ay’ı bağlı bulundukları kanun gereği (görevlerini) biteviye sürdürmek üzere hizmetinize veren, gece ile gündüzü size musahhar kılan da Oʹdur.
34- İsteyebileceğiniz her şeyi veren de Oʹdur. Eğer Allah’ın nîmetlerini saymaya kalkışacak olursanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok haksız ve çok nankördür.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet gününde âdemoğluna üç büyük defter çıkarılır: Birinde iyi, yararlı amelleri yazılıdır. Birinde günahları yazılıdır. Üçüncüsünde ise, Allahʹın ona verdiği nimetler yazılıdır.
Cenâb-ı Hak en küçük nîmetine der ki: «Karşılığını onun iyi, yararlı amellerinden (ayırıp) al! » Böylece o küçük nîmet, adamın bütün iyiliklerini aldıktan sonra uzaklaşarak şöyle der: «Rabbim! Senin izzetin ve yüceliğin hakkı için, karşılığımı tamamen alamadım! » O nedenle geriye günahlar ve nimetler kalır. Allah kuluna merhamet etmeği dileyince, «Ey kulum! Senin iyiliklerini kat kat yapıyorum, günahlarını da bağışlıyorum. » Buyurur. » (Müsned-i Bezzar: Enes b. Mâlik (R. A. ) den)
Bu konuda Talk b. Habîbʹn şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
- «Allah’ın hakkı, insanların kaldıramıyacakları ve yerine getiremiyecekleri kadar çok ve ağırdır. Allahʹın nimetleri ise, kullarının onları sayamayacağı kadar çoktur. O halde tevbe ederek sabahlayın ve tevbe ederek akşamlayın! » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 2/540)
Rivâyete göre:
- Dâvud Peygamber (A. S. ) şöyle dilekte bulunmuştur: «Ya Rab! Sana nasıl şükredeyim ki, sana olan şükrüm de senin üzerimde olan bir başka nimetindir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 2/540)
ALLAHʹIN VARLIĞINI VE KUDRETİNİ YANSITAN BELGELER
«Öyle Allah ki, gökleri ve yeri yaratmış »
Yukarıda geçen âyetlerle inkârcı sapıkların, şaşkın müşriklerin karşılaşacakları cezâya dikkatler çekildikten sonra; İlâhî rahmetin eseri olarak insan aklına ışık tutan, malzeme veren belgeler ve deliller sıralanıyor. Böylece belki o inkârcı haksızlar akıllarını kullanırlar da seçtikleri yanlış yoldan dönüş yaparlar umudu izhar ediliyor. Kur’ân’ın sıraladığı belgeler, günlük hayatımızda her dem karşılaştığımız türdendir.
Böylece her türlü şüpheleri giderecek kudrette yedi belge üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz ve birtakım olumlu sonuçlar çıkarmamız isteniliyor:
1- Göklerin ve yerin yaratılması.
Her an hareketini aksatmadan sürdüren, insan hayatının devamını sağlamaya yardımcı olan; düzenli, dengeli, plânlı ve proğramlı, aynı zamanda hesaba dayalı olarak hareket halinde bulunan Güneş sistemi, diğer sistemler, galeksiler ve neticede gökteki cisimlerin hepsi çok yüksek ve sınırsız bir kudretin varlığını hatırlatıyor.
Güneş kendiliğinden gelip bulunduğu yerde dokuz gezegene merkez mi olmuştur? Kendiliğinden hidrojeni helyum gazına çevirerek bitmez, tükenmez bir enerji kaynağı mı oluşturmuştur? Sonra da üzerinde yaşadığımız Dünya ile kendi arasında -bizi yakıp kavurmayacak ve soğuktan donup öldürmeyecek kadar -belli bir mesafeyi kendiliğinden mi ayarlamıştır? Dünya kendi kendine mi hem ekseni, hem Güneş etrafında düzenli ve dengeli 23 derecelik bir meyille belli bir yörüngede hareketini hiç aksatmadan, bozmadan sürdürmektedir? Bundan başka Dünya kendiliğinden mi yüzeyinin dörtte üçünü denizlerle kaplamış ve canlılarla bitkilerin hayatını sağlaması için belli kalınlıkta bir atmosfer tabakası oluşturmuştur? Hem atmosfer tabakası canlıların ve bitkilerin hayatını devam ettirebilmeleri için belli oranlarda birtakım gazlardan oluşmuştur. Bütün bu plânlı, proğramlı, hesaplı düzenlemeler, hareketler ve verimlilikler, bir plânlayıcı, proğramlayıcı, düzenleyip belli kanunlara göre dengede tutucu olmaksızın kendiliğinden bir sürü tesadüflerin biraraya gelmesiyle mi gerçekleşmiştir? Az- çok aklını kullanabilen bir kimsenin böylesine dayanaksız bir iddiada bulunması düşünülemez. Her parça ve her hareket mutlak bir düzeni, her düzen mutlak bir kudreti yansıtmakta ve her şey o kudretin damgasını taşımaktadır.
O bakımdan ilgili âyetle, Allah’ın varlığına ve kudretine delil olarak önce gökler ve yer gösterilmiş; bunlarda hâkim olan hilkat kanununun inceliklerini araştırmamız emredilmiştir.
2- Gökten su indirilmesi.
Yerkürenin yüzeyinin onda yedi nisbetinde su ile kaplı bulunması, canlılarla bitkilerin yaşayışlarını sağlamaya, hayatlarını korumaya ve kısacası Dünya’nın yaşamaya elverişli olmasına yönelik bir düzenlemedir. Hiçbir şey eksilmeksizin mevcut suyun devridaim etmesi ve böylece belli kanunlara bağlı kılınarak buharlaşıp yağmura dönüşmesi bize neyi hatırlatıyor? Bunu böylesine sağlıklı bir nisbette tutan ve birtakım fiziksel kanunlara bağlayıp yeryüzündekilere hayat veren sonsuz ve mutlak bir kudretin varlığına delâlet etmiyor mu? Sonra da gökten indirdiği suyu kimya bakımından incelediğimizde, iki molekül hidrojenle, bir molekül oksijenin birleşmesinden oluştuğunu görürüz. Bunları birbirinden ayırdığımız zaman ortada hayat veren su diye bir madde kalmaz. Hidrojenle oksijeni belli oranda biraraya getiren ve bunu canlıların yaşamasını sağlayan önemli faktörlerden biri kılan bir tesadüf müdür, yoksa her şeyi en ince hesaplara göre, şaşmayan kanunlara ve değişmeyen plânlara göre düzenleyen Allah’ın varlığı ve kudreti mi söz konusudur?
3- Yerden ürün çıkarılması.
Canlıların muhtaç olduğu besinleri Cenâb-ı Hakk’ın toprak, yağmur, güneş ve hava ile meydana getirmesi; yarattığı canlıların hayat şartlarına elverir şekil ve ölçüde besin yaratması ve bunu periyodik olarak sürdürmesi neye delâlet eder? Aynı zamanda her ürünün insandan yana yararlı olması için, ilk yaratılışta vuku’ bulan ilk tecelliyle mayasına genetik olarak enjekte edilen bütün özelliklerini koruyagelmesi, çok yüksek bir plânlayıcı ve proğramlayıcının varlığını isbatlamıyor mu?
4- Gemileri insan buyruğuna vermesi.
İlk bakışta Allah’ın gemileri insanoğlunun buyruğuna vermesi biraz garip karşılanabilir. Gerçekte ise, gemi yapma yeteneğini insana veren Allah’tır. Sonra da on binlerce ton ağırlığında dev bir teknenin su üzerinde dengeli biçimde durabilmesi, şüphesiz ki bir hesap işi ve fiziksel bir olaydır. Evet büyük bir teknenin su üzerinde batmadan yüzebilmesi, hacminin sudan daha fazla olması ve bu durumda sudan daha hafif çekmesi nedeniyledir. Şöyle ki: Gemilerin suda, aşağıdan yukarıya doğru düşey bir itme kuvvetinin tesiriyle taşırdığı suyun ağırlığına eşit olma hesabı söz konusudur. Suyu bu özellikte yaratan, insana aklını kullanarak fizikî kanunlardan yararlanma yeteneğini veren ise, Allah’tır. İlgili âyetle bilhassa bu inceliğe işâret ediliyor.
5- Güneş ile Ay’ın kendilerine has yörüngede düzenli ve dengeli hareket etmesi.
Böylesine mükemmel ve yararlı hareketler ve Dünya’nın bu iki cisimle olan bağlantısı bize neyi hatırlatıyor? Ortada fiziksel ve matematiksel kanunlar kusursuz işlemektedir. Bu olay, kıyas kabul etmez, nisbet kapsamına girmez çok mükemmel bir fizikçi ve matematikçinin varlığını hatırlatmıyor mu? Yörünge düzlemine göre ayʹın 83° 30ʹ eğik bir eksen üzerinde dönmesi ve dönüş süresinin yerküre etrafında dolanma süresine eşit bulunması, aynı zamanda Dünya’ya uzaklığının 363. 300 km. ile 405. 500 km. arasında değişmesiyle hilâllerin meydana gelmesi tesadüflerin eseri midir? Bu kadar mükemmel düzenlemeler, ince hesaplar ve fiziksel kanunların işleyişi tesadüfe bağlanabilir mi? Onun için ilgili âyetle Güneş ile Ay’ın belli kanunlara bağlanıp insanın emrine, yani hizmetine verildiği belirtilerek bu olayda Allah’ın kudret damgasını görmemiz tavsiye ediliyor.
6- Nehirlerin de insanoğlunun buyruğuna verilmesi olayı. Denizlerin düzenlenmesiyle içiçe bir olaydır. Denizlerin belli nisbette buharlaşması ve yüksek tabakalarda yağmura dönüşüp yeryüzüne tekrar inmesi, hem yeraltı kaynaklarını beslemekte, hem de canlılara ve bitkilere hayat vermektedir. Yeraltı kaynakları iyice incelendiğinde, yerçekim kanunuyla ilgili olduğu ve insan kudretinin yetmediğini Allah’ın hazırlayıp verdiğini, insan kudretinin yeteceği hususların insana bırakıldığını rahatlıkla görebiliriz. İşte bu mükemmel düzenleme Allah’ın varlığına delâlet eden bir başka belge olarak gözlerimizin önünde bulunmakta ve her yönüyle İlâhî kudretin kusursuz işleyişini yansıtmaktadır.
7- Gece ile gündüzün musahhar kılınması..
Musahhar baş eğdirmek, emir ve hizmetine vermek gibi manalara delâlet eden bir tabirdir. Bununla, onları dilediğimiz gibi kullanma, değiştirme yetkisine sahip olduğumuz anlaşılmamalıdır. Maksat, gece ile gündüzün şaşmayan belli kanunlara bağlı kalıp insanoğlunun hizmetine ve yararına sevkedildiklerini ifade etmektir. Dünya’nın 24 saatte kendi ekseni etrafında, 365 günde Güneş etrafında dönmesi, hem gece ile gündüzü, hem de mevsimleri meydana getirmektedir. Şüphesiz ki bu olay hayatımızın düzenini sağlamaktadır. Bütün bu olaylarda Allahʹın kudretini görmemek, anlamamak mümkün mü?
İsteyebileceğimiz her şeyi veren Allah’ın şanı ne yücedir! İnsan bilgi ve yeteneğinin erişebileceği her şeyi ve bunların da ötesinde bilmediğimiz nice şeyleri sadece insan için; insanı da yaratanını bilip kulluk etsin diye yaratmıştır. Allah’ın en güzel eserlerinden biri, belki de en önde olanı insan, bedensel ve ruhsal yapıları itibariyle şüphesiz ki bir çok şeylere muhtaç durumdadır. Bunları hemen bir rakamla ortaya koymak belki mümkün değildir. Ama bilinen bir gerçek var ki, o da insan için lüzumlu olan bütün ihtiyaçların belli bir proğrama göre hazırlanmasıdır. O halde insanın isteyebileceği her şeyi yaratıp hazırlayan Allahʹın varlığına inanmamak nankörlük ve basiretsizlik olmaz mı? Aklını bu kadar olsun kullanmayan kimsenin kendi varlığını bile tanıyamadığını söylemek her halde yanlış bir teşhis olmasa gerek.
İşte Kur’ân bu kadar açık gerçekleri sergilerken insan aklına yeterince ışık tutmayı, ona malzeme vermeyi plânlamıştır. Bunlara bilgisiz ve ilgisiz kalmak, mükemmel eserden onu yapana geçiş sağlamamak büyük bir haksızlık ve aynı zamanda nankörlük sayılmaz mı?
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹın varlığına, birliğine, kudretinin sınırsızlığına delâlet eden yedi belge sıralandı. Böylece insan aklına ışık tutularak hilkatinin hikmetine göre, hayatını düzenlemesi istendi. Sonra da insanın ihtiyaç duyabileceği her şeyin önceden yaratılıp hizmete sevkedildiği belirtilerek Allahʹın insandan yana ne kadar geniş rahmet sâhibi olduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) getirdiği bunca hakikatler karşısında kör ve sağır kalan Mekkeli müşrikler kınanıyor. İbrahim Peygamber tarafından temelleri yükseltilen kutsal Kâbeʹnin gayesinden uzaklaştırılıp nasıl puthane haline getirildiği konu edilerek İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) Mekke’nin güvenli bir şehir kılınması ve ziraate elverişli olmayan o topraklar üzerinde yaşayanlara başka nimetler sevketmesi için Allahʹa duâ ve niyazda bulunduğu açıklanıyor. Sonra da İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) namaz ibâdeti üzerinde durduğuna, ana-baba ve diğer müʹminler hakkında İlâhî mağfireti dileyerek mü’minlere yol gösterdiğine dikkatler çekiliyor.