Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.
تُؤْتِي اُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
tu'tī ukulehā kulle Hīnin bi iƶni rabbihā ve yeDribu (a)llahu l-emṧāle li n-nāsi leǎllehum yeteƶekkerūne
Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkanı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ
ve meṧelu kelimetin ḣabīṧetin ke şeceratin ḣabīṧetin ctuṧṧet min fevḳi l-erDi mā lehā min ḳarārin
Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ
yuṧebbitu (a)llahu (e)lleƶīne āmenū bi l-ḳavli ṧ-ṧābiti fī l-Hayāti d-dunyā ve fī l-āḣirati ve yuDillu (a)llahu Z-Zālimīne ve yef'ǎlu (a)llahu mā yeşā'u
(28-29) Allah'ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helak yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا وَبِئْسَ الْقَرَارُ
e lem tera ilā (e)lleƶīne beddelū niǎ'mete (a)llahi kufran ve eHallū ḳavmehum dāra l-bevāri / cehenneme yeSlevnehā ve bi'se l-ḳarāru
Allah'ın yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki: "Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir."
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَصِيرَكُمْ اِلَى النَّارِ
ve ceǎlū li (a)llahi endāden li yuDillū ǎn sebīlihi ḳul temetteǔ fe inne meSīrakum ilā n-nāri
İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.
قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خِلَالٌ
ḳul li ǐbādiye (e)lleƶīne āmenū yuḳīmū S-Salāte ve yunfiḳū mimmā razeḳnāhum sirran ve ǎlāniyeten min ḳabli en ye'tiye yevmun lā bey'ǔn fīhi ve lā ḣilālun
Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَ
(a)llahu elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve enzele mine s-semāi māen fe eḣrace bihi mine ṧ-ṧemerāti rizḳan lekum ve seḣḣara lekumu l-fulke li tecriye fī l-baHri bi emrihi ve seḣḣara lekumu l-enhāra
O, adetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.
وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ
ve seḣḣara lekumu ş-şemse ve l-ḳamera dāibeyni ve seḣḣara lekumu l-leyle ve n-nehāra