Zariyat Suresi 24-37. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ ضَيْفِ اِبْرٰهِيمَ الْمُكْرَمِينَ اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ فَقَرَّبَهُ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَ فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ قَالُوا كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ اِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ قَالُوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَتَرَكْنَا فِيهَا اٰيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَلِيمَ

26.

(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

Diyanet İşleri

25.

Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

26.

Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.

27.

Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.

28.

(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.

29.

Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.

30.

Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."

31.

İbrahim, onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

32-34.

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

35.

Orada (Lut'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.

36.

Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.

37.

Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

24- Sana İbrâhim’in ağırlanmaya değer şerefli konuklarının haberi geldi mi?

25- Hani onlar İbrâhimʹin yanına girip, «selâm» dediler. İbrâhim de «selâm» dedi ve tanımadığım yabancı bir kavim diye içinden geçirdi.

26- Bir sebep bulup âilesinin yanına giderek (kızartılmış) semiz bir buzağı ile geldi.

27- Onlara yaklaştırıp, «buyrun yemez misiniz? » dedi.

28- (Yemediklerini görünce) onlardan içinde bir korku ve endişe doğ­du. Onlar, ona: «Korkma» dediler ve onu bilgili (olacak) bir oğul ile müj­delediler.

29- Bunun üzerine, İbrâhimʹin eşi bir çığlık atarak geldi ve elini yü­züne vurarak, «kısır, yaşlı bir kadın! » dedi..

30- Onlar: «Bu böyledir. Rabbin buyurdu. Şüphesiz ki O, hikmet sâ­hibidir, bilendir» dediler.

31- İbrâhim, onlara: «Ey elçiler! Sizin iş ve isteğiniz nedir? » dedi.

32- Onlar: «Doğrusu biz suçlu günahkâr bir kavme gönderildik,

33- 34- Ki aşırı gidenlerin, ölçüyü kaçıranların üzerine Rabbin yanın­da işâretlenmiş balçıktan taş yağdıralım diye..

35- Bunun için orada bulunan müʹminleri çıkardık.

36- Zaten orada Allahʹa teslîmiyet gösterenlerden sadece bir ev (âile) bulduk.

37- Orada, elem verici azâptan korkanlar için açık belge (ibretli kalıntı) bıraktık» dediler.

İLGİLİ HADÎS

«Allahʹa ve âhiret gününe imân eden kimse, misafirine ikram etsin. » (Buharî/edeb: 31, 85, rikak: 23- Müslim/imân: 74, 75, 77- Ebû Dâvud/ et’ime: 5- Tirmizî/birr: 43- İbn Mâce/edeb: 5)

İBRAHİM PEYGAMBERE GELEN MİSAFİR MELEKLER

«Sana İbrahim’in ağırlanmaya de­ğer şerefli konuklarının haberi geldi mi? »

Bu olay Kurʹân’ın üç yerinde kelime farkıyla anlatılmaktadır:

1- Hûd Sûresi 69. âyette, insan suretinde müjdeci olarak gelen me­leklerin selâm verip oturdukları ve az sonra İbrahim (A. S. )ın onlara kızar­tılmış bir buzağı sunduğu; fakat onların sofraya el uzatmadıkları anlatılır. Sonra da İbrahim (A. S. )ın onların bu tavrından içine bir korku düştüğü belirtilir. Arkasından meleklerin, İbrahimʹi (A. S. ) rahatlatmak için, Lût Kavmiʹni yok etmekle görevli olduklarını açıklaması anlatılır ve bu arada İb­rahim (A. S. )ın eşinin ayakta durduğuna ve güldüğüne dikkat çekilir. Me­leklerin bu aileyi İshak ve ardından Yakub ile müjdelediklerine yer verile­rek konu noktalanır.

2- Hicr Sûresi 52. âyette ise, sadece meleklerin insan suretine girip İbrahimʹin (A. S. ) yanına girdikleri ve «selâm» dedikleri belirtilir. Sonra da İbrahim’in (A. S. ) onların tavrından korkup endişeye kapıldığı; meleklerin, kendilerini tanıtması ve Onu bilgin bir erkek evlâdıyla müjdelemek üzere geldikleri kaydedilir. Asıl amaçlarının ise, Lût Kavmini helâk etmek oldu­ğunu haber vermelerine değinilerek olayın tafsilatına geçilir.

3- Konumuzu oluşturan Zâriyat Sûresinde ise, gelen misafirlerin ya­bancı oldukları ve kendilerine semiz bir buzağının takdim edildiği; ondan yemeyince de İbrahim (A. S. )ın endişelendiği ve bunun üzerine meleklerin kendilerini tanıtıp bilgin bir oğul ile Onu müjdeledikleri; o sebeple İbra­him’in (A. S. ) eşinin çığlık atarak geldiği ve elini yüzüne vurarak, kısır, yaşlı bir kadın olduğunu söylediği belirtilir. Sonra da olayın diğer kısmına ge­çilir.

Böylece birbirine yakın bu üç anlatım şekli biraraya getirilince, ko­nunun mahiyeti kalın ve ince çizgileriyle ortaya çıkmış olur. Şöyle ki:

İkram edilen kızartılmış buzağının semiz olduğu; İbrahim Peygamberi (A. S. ) bilgin bir erkek evlâdıyla müjdelemelerini duyacak kadar yakın me­safede bulunan ev hanımının heyecanlandığı, o sebeple gülerek ve elini yüzüne kapatarak yaklaştığı ve hayretini belirterek kendisinin yaşlı ve kı­sır bulunduğunu söylemesi anlatılmakta; aynı azmanda İbrahim Peygam­ber’in de yaşının hayli ileri olduğunu düşünerek bu müjdenin neye göre verildiğini öğrenmek istediğine değinilmekte ve sonra Lût Kavmi’nin he­lâk edilmesinin bir emr-i İlâhî olduğuna atıf yapılarak konunun detayına geçilmektedir.

Kıssaya geçişin nedeni:

Gökte, yerde ve insanın ruhsal ve fiziksel yapısında İlâhî kudrete de­lâlet eden belgeler sıralanırken ve yalancı inkârcıların tutumu kınanırken, İbrahim (A. S. ) kıssasına geçilmesi, önemli bir misal teşkil etmektedir:

İbrahim Peygambere (A. S. ) müjdeyle gelen ve Lût Kavmi’nin yok edil­mesi için görevlendirilen meleklerin, bir gün Hz. Muhammedʹe (A. S. ) kur­tuluş ve zafer müjdesiyle geleceklerine ve Mekkeli azgınların hüsrana uğ­rayacaklarını haber vereceklerine dair işâret vardır.

Sodomʹda yalnız bir müslüman ailenin bulunduğu belirtilmektedir. Şüp­hesiz ki o da Lût Peygamber’in ailesidir. Ancak Onun eşi o aileden kopup şehrin ahlaksız azgınlarından yana bir tutum ve düşünce içinde olduğundan o istisnâ teşkil eder.

36. âyette «müslimîn» sıfatı kullanılmıştır. Bu, gönderilen her peygam­berin genel anlamda İslâm ruhuyla donatıldığına, indirilen her kutsal kitabın bu teslimiyeti yansıttığına işârettir. Sonra bu sıfat özel anlamda son din olan İslâm’a intisab edenlere ad olarak verilmiştir.

YAŞLI BABA, KISIR ANA

«Bunun üzerine İb­rahimʹin eşi bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak, «kısır, yaşlı bir kadın! » dedi.. »

Bu kısa bilgi bize neleri öğütlemektedir? Kur’ân, Alîm ve Hakîm olan Allahʹtan indirilme ve münhasıran O’nun sözüdür. İçinde faydasız bir âyet veya cümle düşünülemez. O bakımdan Kur’ânʹda yer alan her âyet, her cümle, hattâ her kelime üzerinde iyice araştırma yapıp İlâhî muradı öğ­renmemiz gerekmektedir. Nitekim İbrahim (A. S. )ın eşinin hayret dolu sözü ve onu izleyen âyetin şu bilgileri ve öğütleri içerdiğini görüyoruz:

1- Melekler nurdan yaratılmışlardır. O nedenle onları baş gözüyle görmemiz mümkün değildir. İnsanlarla mülakat yapmak istedikleri zaman, insan suretine girerler.

2- Melekler yemez, içmez, evlenmez ve uyumazlar.

3- Aldıkları emri, yüklendikleri proğramı kusursuz yerine getirirler. Allahʹa asla isyân etmezler.

4- Melekler, hayat ve kudret kaynağıdırlar; İlâhî emir gereği dokun­dukları veya üfledikleri yerde hayat başlar.

5- Melekler büyük bir kuvvet ve kudrete sahiptirler; mesafe onlar için söz konusu olmaz; ışık hızının çok üstünde bir sürate mâliktirler.

6- Cenâb-ı Hak bir şeyi murad edince, sebep ve illetleri oluşturur. Öy­le ki, yaşlı kısır kadını gebe kalma; yaşlı erkeği baba olma düzeyine getirir.

7- İnsan çok yaşlı da olsa, kısır da sayılsa, Allah’tan ümit kesmemelidir.

8- Misafire ikrâmda bulunmak, yiyeceğin en güzelini ona takdîm et­mek, devam edegelen bir sünnettir.

9- Bir eve girildiğinde selâm vermek, meleklerden ve peygamberler­den kalan bir sünnettir. Verilen selâmı alıp cevaplamak ise vâciptir.

10- Cenâb-ı Hak dilediği takdirde; kısır kadın doğurur. Oʹnun «kün emri» tecelli edince sebepleri oluşturur. Çünkü O, mutlak anlamda hikmet sâhibidir; her şeyi ilim ve hikmetle yürütür.

BALÇIKTAN TAŞLAR

«Onlar, «doğrusu biz suçlu günahkâr bir kavme gönderildik ki, aşırı giden­lerin, ölçüyü kaçıranların üzerine Rabbin yanında işâretlenmiş balçıktan taş yağdıralım diye.. »

Suçlu günahkâr; inkârcı azgın, aynı zamanda cinsel sapık bir kavim olarak tarihe geçen Lût Kavmi, ahlâksızlıkta çok ileri giderek, dünya mil­letlerinde görülmeyen bir cinsel azgınlık ve sapıklık içinde bulunuyorlardı.

Böylece Lût Kavmi, İlâhî hükmü çabuklaştıran üç büyük ahlâksızlık ve sapıklık bataklığında bütün irfan ve fazîletleri, İnsanî hasletleri kaybet­miş bulunuyorlardı. Allah’ı, peygamberi ve âhireti temelinden inkâr ediyor, en küçük bir taviz dahi vermek istemiyorlardı. Azgınlık, taşkınlık, tecavüz ve şirretlikleri had safhaya gelip dayanmıştı. Şüphesiz İlâhî gazabın inme­si için bu üç sebep yeterliydi. Nitekim sonuç öyle oldu.

İşâretlenmiş taşlar:

«Balçık» sözü bize bir yanardağın harekete geçirilmesini ve püskü­rüklerinin yükselip sözü edilen kavmi yok ettiğini hatırlatıyor. Ancak işâ­retlenmiş veya damgalanmış tabirinden ne anlaşılıyor? Klasik tefsirleri­mizde bu, siyah-beyaz veya siyah-kırmızı çizgili taşlar diye yorumlanmış­tır. Ayrıca her taşın bir azap aracı olarak belirlendiğini veya her taş üze­rinde helâk edilecek kişinin isminin yazılı bulunduğunu söyleyenler de ol­muştur. Bence bu tarz bir yoruma gerek yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın emri te­celli edince hangi taşın hangi kâfire isabet edeceği proğramlanıp görevli meleklere bildirilmiştir. Böylece herhangi bir yanlışlığa imkân vermeyecek bir dikkat ve maharetle, melekler İlâhî proğramı aynen uygularlar. Balçık taşların işaretlenmesi de böyle olmuştur. Allah daha iyisini bilir.

Yanardağın harekete geçip patlamasından fışkırıp dışarı çıkan katı maddeler de vardır. Bunlara «piroklast» adı verilir. Akarken soğuyarak ka­tılaşan lav parçaları bunlara karışabilir. Böylece «piroklast»ların küçük boydakileri «lapili», daha büyükleri ise «volkan bombası» adını alır. Asitli lavlar çok ağır akar. Katışıksız lav ise daha az yoğun bir sıvıdır ve hızı saatte 75 km. yi bulabilir. Nitekim 1883’de Sunda boğazında volkanik kö­kenli bir ada olan «Krakatau», büyük bir patlama ile püskürmüş ve 30. 000 kişinin ölümüne yol açmıştır.

Lût Kavmi’nin de üzerine böylesine büyük bir patlamayla püskürük gönderilmiş olabilir. Bu püskürüklerin taşıdığı renk özelliği sebebiyle çiz­gili olması düşünülebilir.

Lût Peygamber’in (A. S. ) ailesi ise, olaydan önce Sodom’u terketmişlerdi

Geriye ibretli bir tablo kaldı:

Cenâb-ı Hak, hükmünü indirmekle kalmadı, geriye azabının şiddetini yansıtan belgeler, kalıntılar bıraktı. 37. âyetle bilhassa bu husus belirtil­mekte ve ibret, öğüt almak isteyenlerin gidip Sodom ve çevresindeki belge mahiyetindeki kalıntıları görmeleri tavsiye edilmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI:

Yukarıdaki âyetlerle, Mekkeli müşrikleri, tarihî olayla uyarmak için İbrahim (A. S. ) ile Lût (A. S. ) kıssalarından birkaç safha anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, benzeri olayların tekerrürüyle tarihin tekerrür ede­ceği hatırlatılarak Musa (A. S. ) ile Âd ve Semûd kıssalarının birer özeti ve­riliyor ve sonra da Nuh kavminin elîm akibetine atıf yapılıyor.