MEÂLİ:
20- Allahʹtan başka duâ ve ibâdet edip taptıkları (putlar) hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılıyorlar.
21- Onlar (o putperestler) ölülerdir; diri değildirler. Ne zaman diriltilip kaldırılacakları bilincinde de değillerdir.
22- Sizin İlâhınız tek bir İlâhʹtır. Âhiretʹe imân etmeyenler ise, kalpleri inkâr içindedir ve onlar (Allahʹa ve Âhiret’e imânı) gururlarına yediremezler.
23- Şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini de, açıkladıklarını da bilir. Doğrusu O, büyüklük taslayanları sevmez.
24- Onlara, «Rabbiniz neler indirdi? » denilince, «eskilerin masallarını» derler.
25- (Bu tutum ve sözleriyle) kıyâmet günü, günah ve veballerini tastamam ve bir de bilgisizce saptırdıkları kişilerin günah ve veballerini yüklenecekler. Dikkat et, yüklendikleri yük ne kötüdür!
26- Onlardan öncekiler de (peygambere ve İlâhî buyruklara karşı bu tarz) maksatlı plânlar kurmuşlardı. Bu yüzden Allah kurdukları planlarına temelinden geldi (onu kökünden sarstı) da tavanları başlarına yıkılıp çöktü ve azâp onlara bilmedikleri bir yönden gelmiş oldu.
İNİŞ SEBEBİ
Mekkeli putperestlerden Okur-yazar olup bazı hikâye kitaplarını okuyan Nadr b. Hâris, Hîre’ye yolculuk yaptığında orada Kelile ve Dimne adlı kitaba rastlamış ve alıp okumuş; bir kısım parçalarını halka anlatmak üzere iyice hazırlanmış. Mekke’ye döndüğünde, şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı yaparak Kelile ve Dimneʹden bazı parçalar anlatmış ve kendisince önemli saydığı kısımları okuduktan sonra şöyle demiş: «İşte Muhammed’in vahiy dediği şey, bunun gibi eskilerin masalları ve bir sürü uydurulmuş sözlerden başka bir şey değildir. »
Bunun üzerine 24. âyet inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 10/95, 96)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kalbinde zerre ağırlığınca kibir ve gurur bulunan kimse Cennetʹe giremez. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ey Allah’ın Peygamberi! Adam elbisesinin ve ayakkabılarının güzel olmasından hoşlanır, (bu da kibir sayılır mı? ).
- «Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise, hakkı anlamsız saymak, onu görünce şaşkınlık göstermek ve insanları küçümsemektir. » diye cevap verdi. (Buharî/fiten: 13, tevhîd: 24, 36- Müslim/fiten: 52, 116- Ebû Dâvud/ libas: 26- Tirmizî/fiten: 17, ahiret: 10- İbn Mâce/mukaddeme: 9, zühd: 16, 37- Dâremî/mukaddeme: 8- Ahmed: 1/282, 296, 399, 412, 416, 451- 2/164, 166, 215- 3/12-17-4/151-5/198)
«Kim doğru yola dâvet ederse, ona uyanların sevâp ve mükâfatlarının bir misli kendisine verilir de bu onların hiçbirinin sevabından bir şey eksiltmez. Kim de sapıklığa çağırırsa, ona uyanların günahlarının bir misli kendisine yükletilir de bu onlardan hiç birinin günahlarından bir şey eksiltmez. » (Ebû Dâvud/sünnet: 6- Tirmizî/savm: 81- imâmet: 52- Nesâî/zekât: 64 Taberânî/Kur’ân: 41- Ahmed: 2/380, 397, 505, 520-4/357, 359, 360)
PUTPERESTLERİN SONU
İnsanın kişiliğini sıfıra düşüren, onu insanlık şeref düzeyinden uzaklaştıran, yaratılışındaki amaç ve hikmet doğrultusundan saptıran bâtıl inançlardan biri, belki başta geleni, insan eliyle yontulup şekillendirilen putları ve heykelleri ilâh edinip tapması ve bazı önemli kişileri ilâhlaştırmasıdır.
Kur’ân bu haysiyet kırıcı, ruhları silik hale getirici, vakar ve saygınlığı silici inancı kökünden yıkmak için 23 yıl ardı-arkası kesilmeyen mücadele ortamını oluşturmuş, insan aklını doğruya çevirmek, hakkı hak olarak tanıtmak için en tesirli ve duyarlı belgeleri peşpeşe getirmiş; Allahʹın varlığına, birliğine delâlet eden âyet ve delilleri kalplere ve kafalara işlememizi emretmiş; Allahʹın büyüklüğünü, kudretinin sınırsızlığını göstermek için yüzlerce ana fikirler, temel bilgileri beraberinde getirmiştir. Böylece Allah, Hz. Muhammedʹi (A. S. ) İlâhî bilgilerle donatıp bâtılın karşısına çıkarmış, inanan müʹminleri ebedî saadetle, İlâhî rıza ile müjdeleyerek serhatlerde at koşturmak suretiyle Allah’ın son mesajını kabile ve milletlere duyurma enerji ve kudretini vermiştir.
İşte bu sayede kurulan İslâm medeniyeti ve yükselip yayılan onun şanlı büyük devleti, insanlığa rahmet, ilim, ahlâk, fazîlet, adâlet ve medeniyet ışığını ulaştırmış; böylece gerçek medeniyetin temelini atarak milletleri daldıkları derin uykudan uyandırmıştır.
Bu başarı, Kurʹân’ın İlâhî olduğunun bir belgesi, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) hak peygamber olduğunun simgesidir. İslâm da insanlığın son ümidi olarak Cenâb-ı Hakkʹın sönmeyen nurudur.
İlgili âyetle de bu gerçeklere ışık tutularak, putların ruhsuz, anlamsız, köksüz cisimler olduğu; hiçbir yaratma kudreti taşımadıkları, kendilerinin yaratılmış oldukları, sonra da insan eliyle şekillendirildikleri hatırlatılıyor ve bu kadar aklını, şuurunu, idrâkini kaybeden putperestlere «yaşayan ölüler» demenin çok yakışacağı belirtiliyor.
Zira insanoğlu akıl cevherini cehalet kılıfında tutuklar, sağduyusunu hissinin uydusu yapar, vicdanını nefsine satar, düşüncelerini bâtıl ile köreltirse, gerçekte o ruhu itibariyle ölmüş bir yaratıktan başkası değildir. Yeyip içen, uyuyup gezen, yaşlanıp ölen basit bir canlıdan farksızdır.
Ne zaman dirilip kalkacağını da bilmez ve buna inanmaz. Onun için sorumluluk duymaz, faziletten yana adım atmaz, insanlığın hayrına hizmette bulunmaz; hizmet etse bile, karşılığında yalnız dünyalık elde etmeyi arzular.
ALLAH VARDIR VE BİRDİR
«Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. »
İnsanı umutsuzluk burgacından, nefis bataklığından, İblisin telhisinden kurtaran tek inanç, Allahʹın varlığına ve birliğine bilerek imân etmektir. Gerçekten bu, insana şeref, izzet, vakar, tevazu, hakseverlik, sorumluluk, adâlet ve şahsiyet kazandırır. Ruhu, nefsi, düşünce ve duyguları disiplin altına alır ve her yönüyle insanı olgunlaştırıp Hakkʹın ve insanlığın hizmetine sevkeder.
Bunun sebebi açıktır. Şöyle ki: İnsanın kendisi, o bir olan Allah’ın en güzel ve en seçkin eseridir. Her organı ve ruhundaki bütün yetenekleri yüce yaratanın damgasını taşımakta ve Oʹnun varlığına tanıklık etmektedir. Bedenimizdeki her hücre, «Yaratanımız bir olan Allah’tır! » diyor. Dakikada 70-80 defa atan ve bir emme-basma tulumbasını andıran ve her atışında yaklaşık 200 gr. kan verip alan kalbimiz, «Beni bu güçte ve kudrette yaratan, yıllarca bu ağır yükü ustaca taşımama imkân veren Allah’ın şanı çok yücedir. » diyerek gaflet içinde gününü gün etmeğe çalışan sâhibini uyarmaktadır.
Bedenimizi oluşturan sayısı belirsiz hücrelerden her biri yüklendiği proğramı kusursuz yerine getirmekte, kalbi dokuyanlar kalbe, mideyi dokuyanlar mideye gitmekte, en küçük bir yanlışlığa meydan vermeden faaliyetlerini sürdürmektedirler. Böylece tirilyonlarca hücrenin bu faaliyetlerini organize edip düzenleyen ve kusursuz biçimde çalışmalarını sağlayan insanın kendisi midir? Hayır. Çünkü insan ne iç organlarına, ne de taşıdığı hücrelerden birine kumanda edememektedir. Hariçten başka maddî bir kuvvet mi bu sistemi organize etmektedir? Hayır, çünkü haricî bir müdahale bu anlamda mümkün değildir. O halde insan vücudunu yaratıp meydana getiren Allahʹın kurduğu plân ve proğramın kusursuz uygulanması söz konusudur.
Bu misalleri çoğaltmak mümkün. Ancak Allah’a imânın Âhiret’e de imânı gerektirdiğini ve imânın diğer şartlarını da beraberinde taşıdığını unutmamak gerekir. Çünkü Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini bilip kabul eden kimse, O’nun bütün emirlerini de kabul etmedikçe gerçek müʹmin olamaz.
İnkârcılara gelince: Onların marazı, sahte kibir ve gururdur. Nereden, nasıl geldiğini düşünmeden büyüklük taslayan kişiler, sadece imân nîmet ve devletini kaybetmekle kalmazlar; Allah için dost edinme basketleri olmadığı için dost edindikleri sahte dostlarını, ikbal günleri geride kalınca kaybetme bedbahtlığına uğrarlar. Cenâb-ı Hak, hayatını böylesine berbat edip onu imân cevherinden, hakkın rızasından mahrum edenleri hem sevmez, hem doğru yola eriştirmez.
Kurʹân o gibilerinin portresini çizerken şu sözleri bir uyarı mahiyetinde beyân buyuruyor: «Âhiret’e iman etmeyenler ise, kalpleri inkâr içindedir ve onlar (Allahʹa ve Âhiretʹe inanmayı) gururlarına yediremezler. »
Böylece ilgili âyetlerin delâletinden şunu anlıyoruz: Kendi varlığındaki sanatın yüksekliğini, kurulan sistemin mükemmelliğini görmeyen ve anlamayan kimselerin, Allah’ı bilip inanmaları pek düşünülemez. Çünkü insan vücudu, kelimeyle ifade edilmesi mümkün olmayan çok yüce bir kudretin eseridir. Her organı O’nun ismini taşımakta, her faaliyeti Oʹnun proğramını yansıtmaktadır.
KUR’ÂNʹA ESKİLERİN MASALLARI DİYENLER HEP YANILMIŞLARDIR
«Onlara: Rabbiniz neler indirdi? denilince, eskilerin masallarını, derler. »
Kur’ân’ın tam dokuz yerinde geçen «esâtirü’l-evvelîn», yani «eskilerin uydurma masalları» tabiri, Mekkeli müşriklerin, şaşkın putperestlerin iki vasfını ortaya koyuyor: Masalla gerçeği birbirinden ayırt edemiyecek kadar kültürsüz ve sonra da Kurʹânʹda cihanı aydınlatan, milletlerin hayatının akışını değiştiren, en sağlam düzenin anahatlarını çizen, medeniyetin temelini atan hakikatleri anlayamıyacak kadar bilgisiz ve aynı zamanda hislerine mağlup olmuş, akıllarını kullanamıyacak kadar şartlanmış bir topluluk..
Günümüzde de Kur’ân’ı okuyup araştırma zahmetine katlanmayanlarla, sadece kuru meâlini okuduktan sonra «Kurʹân bu mudur? » diyenleri de görmekteyiz. Bunlar konuya objektif yönden eğilmeyen, bilimsel araştırma yapmayan, kulaktan dolma sığ bilgilerle yetinip yargıda bulunanlardır.
Kafalarını 1400 yıl öncesine çevirip o çağın ilim, kültür, medeniyet ve sosyal yapısına bir göz attıktan sonra onları Kurʹân’da bilimsel ölçüdeki ana fikirlerle, temel bilgilerle, hukukî ve ahlâkî kurallarla karşılaştırsalardı, Kur’ânʹın her yönüyle İlâhî olduğunu, en kültürlü ve derin bilgiye sahip mükemmel bir âlimin böyle bir eser yazamıyacağını derhal anlar ve Allah’ın bu eşsiz eseri önünde eğilip secde etmekten başka bir yol olmadığını idrâk ederlerdi.
Böylece Kur’ân her sûre ve âyetiyle insanların sağduyusuna seslenerek şöyle diyor: Ben cehaletle, bilgisizlikle, küfürle, inatla, zulümle gelmedim. İçimde sadece ilim, ahlâk, fazîlet, hakikat vardır. İki hayatı en doyurucu şekilde tanıtmak, Allah ile kulları arasındaki küfür ve madde engellerini kaldırmak, fizik ötesinden birçok hakikatleri haber vermek ve insana niçin yaratıldığının hikmetini öğretmek benim sanatımdır. O halde İlâhî beyânlara «masal» damgasını vurmanızın tek sebebi cehaletiniz, geçmişe körükörüne bağlılığınız, kafanızdaki karanlığı parçalayamadığınızdır. Beni ciddi şekilde okumaz, içimdeki hakikatleri anlamaya çalışmazsanız, «Kıyâmet günü, günah ve veballerini tastamam ve bir de bilgisizce saptırdıkları kişilerin günah ve veballerini yüklenecekler. Dikkat et, yüklendikleri yük ne kötüdür! » meâlindeki İlâhî azaptan kendinizi hiçbir suretle kurtaramazsınız.
İNKÂR VE CEHALET SADECE KILIF DEĞİŞTİRİR
«Onlardan öncekiler de (peygambere ve ilâhî buyruklara karşı bu tarz) maksatlı plânlar kurmuşlardı. »
İlgili âyetle tarihî bir gerçek ve cahil bir toplumun hakka karşı ölçüsüz tutumu dile getirilerek inkâr ve cehaletin temelde değişmediği, sadece kılıf değiştirmekte olduğu haber veriliyor. Âdem Peygamberʹden son peygamber Hz. Muhammed’e (A. S. ) kadar gönderilen her peygamberin iki amansız düşmanı olmuştur: Geçmişe körükörüne bağlılık, cehalet ve kinle birleşip bütünleşen inkâr..
O halde ortaya çıkan bir gerçeği, insanlığın hayrına yönelik bir hakikatı veya düşünceyi kabul ettirmenin yolu, benimsetmenin yöntemi, ciddi eğitim, köklü öğretimdir. Onun içindir ki, İslâm her konuda ilme kapı açmış, insan aklına geniş yer vermiştir. Kur’ânʹda sık sık «Olur ki aklınızı kullanırsınız», «Artık aklınızı kullanmaz mısınız? », «İyi düşünebilen bir millete öğüttür» gibi cümlelere yer verilmesinin asıl sebebi işte budur.
HAKKIN NURUNU KARARTMAK İSTEYENLER
İç ve dış dünyamızı aydınlatan hakkın ışığını söndürmek isteyenler hiçbir çağda başarıya erişememişlerdir. Çünkü hak ve ondan yana olanlar er-geç üstün gelirler. Bu Allah’ın bir va’didir ki, değişmez. Yeter ki inananlar Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin metoduyla hareket etmiş olsunlar. Çünkü toplumu haktan yana eğitip yetiştirmek, sabır, ferağat, fedakârlık, bilgi, kültür ve her şeyin üstünde sarsılmaz bir imân ister. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile ashabı bu sıfatları en kâmil anlamda kendilerinde toplamış bulunuyorlardı.
Kurʹân-ı Kerîmʹde sözünü ettiğimiz sonuç şöyle belirtilmektedir: «Onlardan öncekiler de (peygambere ve İlâhî buyruklara karşı bu tarz) maksatlı plânlar kurmuşlardı. Bu yüzden Allah kurdukları plânlarına temelinden geldi (onu kökünden sarstı) da tavanları başlarına yıkılıp çöktü ve azâp onlara bilmedikleri bir yönden gelmiş oldu. »
Yıkılan devletlerin, silinen milletlerin, çöken imparatorlukların çoğu, Allah’ın milletlerin hayatıyla ilgili câri sünnetine uymadıklarının kurbanı olmuşlardır. Son Sasanî İmparatoru Yezdgerd lllʹün akibeti ve Roma imparatorluğunun son dönemleri birer ibretli örneklerdir.
Verilen mesaj nedir?
Mekkeli putperestlerin sonlarının yaklaştığı, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) yaymakla görevli bulunduğu İslâm Diniʹnin başarıya erişeceği ve böylece bâtılın, ahlâksızlık ve zorbalığın baş eğip zillete uğrayacağı, hakkın ise bütün sadelik ve kutsallığı ile ikbal basamaklarında yükseleceği müjdeleniyor.
Hemen ilâve edelim ki, tarihin her dönem ye çağında hak ile bâtıl, doğru ile eğri, iyi ile kötü mücadelesinin sürüp gittiği ve gideceği, o bakımdan dünyanın ne iyilerden, ne de kötülerden boş kalmayacağı hatırlatılıyor ve bunun için üzülmenin gereği olmadığı; ama haktan yana ciddi, azimli hizmetlere ihtiyaç bulunduğu vurgulanıyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ancak Allah’ın ibâdete lâyık olduğu, Oʹndan başkasını ilâh edinenlerin yürüyen ölüler oldukları bildirildi. Kur’ân’ı eskilerin masalları şeklinde tanımlayanların, dönüş yapmadıkları takdirde dünyada da, âhirette de başaşağı getirilecekleri belirtildi ve böylece inkâr ve azgınlık içinde ruhlarını ve vicdanlarını silik ve ölgün hale getiren kâfirlerin hemen her çağda aynı şarlatanlıkları yaptıkları, aynı herzeleri savurdukları hatırlatılarak müʹminlerin sabırlı olmaları tavsiye edildi ve hakkın er- geç başarıya erişeceği müjdelendi.
Aşağıdaki âyetlerle, inkâr ve haksızlığı benimsediği halde ölenlerin âhirette, inandıkları putları göstermeleri emredileceği hatırlatılıyor; içlerinden aklı erenlerin, o günün rüsvaylık olduğunu anlayıp kâfirlerin zillete uğrayacaklarını itiraf edeceklerine dikkatler çekiliyor. Böylece dünyada ömür sermayesini bâtılı savunmakla geçirenlerin âhiretlerini azâba çevirecekleri haber veriliyor.