Mürselat Suresi 20-24. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ

22.

Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?

Diyanet İşleri

21-22.

(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

23.

Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

24.

O gün vay yalanlayanların haline!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

20- Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?

21-22- Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir karargâhta bulundurmadık mı?.

23- Biz, onu kudretimizle belli ölçüde tuttuk. Kudret yetirenler olarak biz ne güzel kudretlileriz!.

24- (Hakkʹı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.

ÖN YARGIDAN KURTULMAYA ÇAĞRI

«Sizi bayağı bir sudan yarat­madık mı? Sonra onu belirlenmiş bir vakte kadar sağlam bir karargâhta bu­lundurmadık mı?. »

Maddeyi temel kabul edip her şeyi ona irca’ etmekte ve mânevî hiç­bir değer ve hakikate iltifat etmemekte kararlı veya inatlı olan inkârcılarda bu düşünce ön yargı halinde kök salmışsa, artık onu değiştirmek son de­rece zordur. Böylesine bir düşünce ve bağlayıcı bir varsayımı bir tarafa itip kişi aklının ve idrâkinin rehberliğinde yola çıkmadıkça, İlâhî hidâyet kapısı açılmaz. Gerçi bunun birtakım istisnaları vardır, ama genel kuralı bozmaz ve değiştirmez.

Onun için Kurʹân-ı Kerîm, akıl sâhiplerine seslenerek, insanoğlunun yaratılış safhalarından üçünü açıklayıp ön fikir, temel bilgi vermekte ve hareket noktasını belirlemektedir:

1- Bayağı bir sıvı,

2- Sağlam bir karargâh ve belli bir süre,

3- Belirlenmiş ölçü ve özellik..

Önemsiz bir sıvı ve bu sıvının içinde milyonlarca canlı hücre (sperma) ve bu milyonlardan birinin veya ikisinin yumurtalığa girmesi, onunla birle­şip belli bir kanuna bağlı kalarak yükletilen proğramı aynen uygulamak suretiyle tedrici gelişmeye başlaması bize çok yüksek bir kudretin emsalsiz proğramlamasını hatırlatmıyor mu?

Yumurtayla birleşen canlı hücre geometrik olarak bölünüp çoğalırken, irsî bütün özellikleri beraberinde taşımıyor mu? İnsan denilen bu harika canlının bütün organlarını, şeklini, karakterini, huyu ve yeteneklerini «gen» denilen o küçücük harika canlıya yerleştirip en küçük bir hatâya imkân vermeyen kimdir? Kör ve sağır tesadüfler mi, yoksa zaman aşımı mı? Böy­lesine dayanıksız bir iddiada bulunmak çok kolaydır, ama isbatı hiç bir zaman mümkün değildir. Şüphesiz bunca ince hesaplarla, kimyasal ve bi­yolojik kanunlarla insanı ana rahminde oluşturan ancak Cenâb-ı Hak’tır.

Sağlam bir karargâha yerleştirme hususuna gelince: Bu üç karanlık tabakadan meydana gelmiştir. (Geniş bilgi için bak: Zümer Sûresi 6. âyetin tefsiri) Tabakalar arasındaki sağlam zarlar ve dölyatağının kaslı bölümü, dış amniyon bölümü ve zarı, ana rahmini sağ­lam bir karargâh durumuna getirmiş ve ceninin dış tazyikten korunması için bu tabakalar arasında bir su tabakası oluşturulmuştur.

Bütün bunlar, oluşmakta olan yavrucuğu sıcak ve soğuktan, dış taz­yik ve baskıdan korur, gıda almasını ve onu güven içinde muhafaza ede­rek gelişip büyümesini sağlar.

Cenâb-ı Hak, ana rahmini sağlam bir karargâh olarak belirtirken, Zümer Sûresinde bunun üç sağlam tabakadan ve tabakalar arasındaki zar ve sıvıdan meydana geldiğini açıklar ve akıl sahiplerine ışık tutarak anato­miyle meşgul olan ilim adamlarına seslenir.

Ceninin belli bir süre ana rahminde tutulması hususu ise, ayrı bir in­celiği arzetmekte ve İlâhî tekâmül kanununu yansıtmaktadır. Şüphesiz ba­zı istisnalar dışında, genellikle yavrucuk ana rahminde dokuz ay, on gün kalır. Cenînin tam teşekkülü için en ideal süre..

Bütün bu sistemli, proğramlı ve düzenli oluşma ve gelişme çok yüce bir kudretin varlığına delâlet etmiyor mu? Ceninin kafatasının içinde olu­şan beynin bir benzerini icad etmek mümkün müdür? Kabuğundaki kırı­şıklık sayılmıyacak kadar özelliklerin, programların canlı haritası değil midir?

Onun için 20-30. âyetler Hakkʹın silinmez, benzer kabul etmez damga­sının her düzen, her sistem, her oluşum ve her varoluş üzerinde kendini açıkça hissettirmesi ve akıl, irfan ve imân gözüyle bakanlara, Cenâb-ı Hakk’ı hatırlatarak «Allah» dedirtmesi delil ve belge olarak yetmiyor mu?

«Biz onu kudretimizle belli bir ölçüde tuttuk. Kudret yetirenler olarak biz ne güzel kudretlileriz!. » meâlindeki âyet o damgayı tarîf ediyor. Buna rağmen hâlâ hakkı yalanlayanlar varsa veya bu hususta inatla inkârda ısrar edenler bulunuyorsa, vay onların hâline!.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcıların aklını, idrâkini harekete geçirmek ve İlâhî kudret ve sanatın yüceliğini göstermek için insanın hakîr bir sı­vıdan yaratıldığı ve sağlam bir karargâh olan ana rahminde belli süre tu­tulduğu konu edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, yeryüzünün ölüler için de, diriler için de bir ha­zırlanma ve toparlanma dönemi olduğu üzerinde duruluyor. Sergilenen nî­metlerden dağlar ve tatlı sular misâl verilerek inkârcılar insaf ve izʹâna çağrılıyor.