Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden واد formunun kendisi aranıyor.
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
e lem tera ennehum fī kulli vādin yehīmūne
(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَاأَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Hattā iƶā etev ǎlā vādi n-nemli ḳālet nemletun yā eyyuhā n-nemlu dḣulū mesākinekum lā yeHTimennekum suleymānu ve cunūduhu ve hum lā yeş'ǔrūne
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.