لَعَلِّي kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden لعلي formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (7)

Yusuf 12:46لَعَلِّيleǎllīumarım ki

يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدِّيقُ اَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ لَعَلِّي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

yūsufu eyyuhā S-Siddīḳu eftinā fī seb'ǐ beḳarātin simānin ye'kuluhunne seb'ǔn ǐcāfun ve seb'ǐ sunbulātin ḣuDrin ve uḣara yābisātin leǎllī erciǔ ilā n-nāsi leǎllehum yeǎ'lemūne

(Zindana varınca), "Yusuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler" dedi.

Ta-Ha 20:10لَعَلِّيleǎllībelki

اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

iƶ raā nāran fe ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḳabesin ev ecidu ǎlā n-nāri huden

Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum" demişti.

Mü'minun 23:100لَعَلِّيleǎllīböylelikle

لَعَلِّي اَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

leǎllī eǎ'melu SāliHen fīmā teraktu kellā innehā kelimetun huve ḳāiluhā ve min verāihim berzeḣun ilā yevmi yub'ǎṧūne

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Kasas 28:29لَعَلِّيleǎllībelki

فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِهِٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

fe lemmā ḳaDā mūsā l-ecele ve sāra bi ehlihi ānese min cānibi T-Tūri nāran ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḣaberin ev ceƶvetin mine n-nāri leǎllekum teSTalūne

Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm" dedi.

Kasas 28:38لَعَلِّيleǎllībelki

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرِي فَاَوْقِدْ لِي يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَلْ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ

ve ḳāle fir'ǎvnu yā eyyuhā l-meleu mā ǎlimtu lekum min ilāhin ğayrī fe evḳid lī yā hāmānu ǎlā T-Tīni fe c'ǎl lī SarHen leǎllī eTTaliǔ ilā ilāhi mūsā ve innī le eZunnuhu mine l-kāƶibīne

Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.

Mü'min 40:36لَعَلِّيleǎllībelki

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاهَامَانُ ابْنِ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَبْلُغُ الْاَسْبَابَ

ve ḳāle fir'ǎvnu yā hāmānu bni lī SarHen leǎllī ebluğu l-esbābe

(36-37) Firavun dedi ki: "Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın ilahını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum." Böylece Firavun'a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.

Zuhruf 43:4لَعَلِيٌّle ǎliyyunelbette yücedir

وَاِنَّهُ فِي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ

ve innehu fī ummi l-kitābi ledeynā le ǎliyyun Hakīmun

Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.