Tevbe Suresi 56. Ayet — Elfaz
Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
1وَيَحْلِفُونَve yeHlifūneve yemin ediyorlarBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibح ل فYemin etmek, ant içmek. Birleşmek, anlaşma veya sözleşme yapmak, bir şeye bağlanmak/yapışmak/sıkı tutunmak, kardeşlik kurmak.
2بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
3اِنَّهُمْinnehummuhakkak onlarHarf-i Nasb+Zamir
4لَمِنْكُمْle minkumsizden olduklarınaLam-ı Te'kid+Harf-i Cer+Zamir
5وَمَاve māoysa değillerHaliye Edatı+Harf-i Nefi
6هُمْhumonlarZamir
7مِنْكُمْminkumsizdenHarf-i Cer+Zamir
8وَلٰكِنَّهُمْve lākinnehumfakat onlarBağlaç+Harf-i Nasb+Zamir
9قَوْمٌḳavmunbir toplulukturİsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
10يَفْرَقُونَyefraḳūnekorkakMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.