Tevbe Suresi 18. Ayet — Elfaz
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
1اِنَّمَاinnemāancakHarf-i Nasb+Engel Eki
2يَعْمُرُyeǎ'muruimar ederlerMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibع م رİkamet etmek, oturmak, onarmak, tamir etmek/canlandırmak, bakmak, inşa etmek, desteklemek, yetiştirmek, yaşanabilir hale getirmek, iyileştirmek, geliştirmek, nüfuslandırmak, hizmet etmek/desteklemek/gözetmek/saymak, ziyaret etmek, sömürgeleştirmek, hedeflemek, sık sık ziyaret etmek, sevgi/şefkat gösterilen bir ziyaret, yerleşik bir yere gitmek.
4اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
5مَنْmenkimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6اٰمَنَāmeneinananMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
7بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
8وَالْيَوْمِve l-yevmive gününeBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci
9الْاٰخِرِl-āḣiriahiretMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا خ رgeri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım
10وَاَقَامَve eḳāmeve -doğrulanBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
11الصَّلٰوةَS-SalāteNamaz, Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, din, destek, yardımlaşma, karşılıklı iletişim, bağ kurmak, bağlı olmak.Marife (Belirlilik Takısı)+İsimص ل وHayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk, hitabe, konuşma, dua, yalvarış, istirham, rica, övgü, takdir, methiye, kutsama, lütuf, şükran
12وَاٰتَىve ātāve -verenBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
14وَلَمْve lemveBağlaç+Harf-i Nefi
15يَخْشَyeḣşekorkmayanMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibخ ش يKorkmak veya dehşete düşmek, saygı/hürmet/onur/huşu ile korkmak, ummak, bir şeyi bilmek, korkutmak veya korku/dehşet vermek, tedbirli veya temkinli olmak.
16اِلَّاillābaşkasındanHasr Edatı
17اللّٰهَ(a)llaheAllah'tanLafza-i Celal
18فَعَسٰٓىfe ǎsāumulurİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibع س يUmulur ki, olabilir ki, belki, olabilir, çok geçmeden olacak, umut edilir ki
19اُو۬لٰٓئِكَulāikeonlarınİşaret Zamiri
20اَنْenMasdar Harfi
21يَكُونُواyekūnūolmalarıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
22مِنَmine-danHarf-i Cer
23الْمُهْتَدِينَl-muhtedīnedoğru yolu bulanlar-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.