Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.

وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْاَرْضِ اُمَمًا مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذٰلِكَ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

ve ḳaTTaǎ'nāhum fī l-erDi umemen minhumu S-SāliHūne ve minhum dūne ƶālike ve belevnāhum bi l-Hasenāti ve s-seyyiāti leǎllehum yerciǔne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَقَطَّعْنَاهُمْve ḳaTTaǎ'nāhumق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetleve onları ayırdık
2فِي
3الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeryüzünde
4اُمَمًاumemenا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]topluluklara
5مِنْهُمُminhumuonlardan kimi
6الصَّالِحُونَS-SāliHūneص ل حdoğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam yapmak, şeyleri doğru hale getirmek, bir anlaşma sağlamak, uygun hale getirmek. islaah - dürüstlük, uzlaşma, düzeltme, reform. muslihun - reformcu, doğru, erdemli, dürüst bir kişi, barışsever.iyi kişilerdir
7وَمِنْهُمْve minhumve kimi de
8دُونَdūneد و نaşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altındaalçaktır
9ذٰلِكَƶālikebundan
10وَبَلَوْنَاهُمْve belevnāhumب ل وDenemek, test etmek, sınamak, imtihan etmekve onları sınadık
11بِالْحَسَنَاتِbi l-Hasenātiح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.iyiliklerle
12وَالسَّيِّـَٔاتِve s-seyyiātiس و اeşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmekve kötülüklerle
13لَعَلَّهُمْleǎllehumbelki
14يَرْجِعُونَyerciǔneر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.dönerler (diye)

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onları, yeryüzünde takım-takım topluluklar haline getirdik, dağıttık. İçlerinde iyileri var, onlardan daha aşağı derecede bulunanları var. Belki Tanrıya dönerler, itaate girerler diye de onları iyiliklerle, kötülüklerle sınadık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onları, yeryüzünde takım-takım topluluklar haline getirdik, dağıttık. İçlerinde iyileri var, onlardan daha aşağı derecede bulunanları var. Belki Tanrıya dönerler, itaate girerler diye de onları iyiliklerle, kötülüklerle sınadık.

Adem Uğur

Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

Ahmed Hulusi

Onları yeryüzünde topluluklar halinde parçaladık. . . Onlardan salihler vardır. . . Onlardan bunun mertebe olarak altında olanları da vardır. . . Belki hakikate dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle denedik.

Ahmet Tekin

Yahudileri tutkun, yetişmiş, organize cemaatler halinde yeryüzüne, değişik ülkelere dağıttık. Onlar arasında iyi kimseler de vardı. İçlerinden bazıları daha aşağı durumdaydılar. İsyandan, Hak yoldan sapmaktan, küfürden belki vazgeçerler diye, onları refah, güvenlik ve nimetlerle, sıkıntı, korku ve felâketlerle imtihan ettik.

Ahmet Varol

Onları yeryüzünde değişik toplumlara ayırdık. Onların içinde salih olanlar da vardır aşağı derecelerde olanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.

Ali Bulaç

Onları yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, ki dönsünler.

Ali Fikri Yavuz

O Yahudî’leri yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık; içlerinde sâlihleri (iyileri) de vardı, bunlardan aşağı (küfürde) olanlar da. Onları hem nimetle, hem de musibetle imtihan ettik ki, gerçeğe dönsünler.

Ali Rıza Safa

Onları, ayrı topluluklar biçiminde yeryüzüne dağıttık. Bir bölümü, erdemli olanlar arasındaydı; bir bölümü ise öyle değildi. İyiliklerle ve kötülüklerle onları sınadık; belki dönerler diye.

Bayraktar Bayraklı

Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi; bazıları ise böyle değildi. İyi olmayanları, yanlışlarından belki dönerler diye, iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

Bekir Sadak

Biz onlari yeryuzunde iyiler ve asagiliklar olarak boluk boluk ayirdik; iyilige donerler diye onlari guzellikler ve kotuluklerle sinadik.

Celal Yıldırım

Onları yeryüzünde parça parça edip birkaç topluluğa ayırdık: Kimileri iyiler ve düzenli, kimileri de bundan aşağı düzensiz; iyilik ve düzene dönerler diye onları birtakım iyilikler ve kötülüklerle denedik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onları grup grup yeryüzüne dağıttık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdir, bazıları da böyle değildir. Bu sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye, iyi durumlarla da kötü durumlarla da imtihan ettik.

Diyanet İşleri

Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.

Diyanet İşleri (eski)

Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.

Diyanet Vakfi

Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi kimseler vardır, yine onlardan bundan aşağıda olanları da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve onları yeryüzünde birçok milletlere parçaladık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin altında olanları da. Onları bazan nimet, bazan da musibet ile imtihan ettik ki, döneler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onları yer yüzünde bir çok ümmetlere parçaladık, içlerinden salihleri de vardı, beri benzerleri de. Ve onları kah ni'met ve kah musibet ile imtihan da ettik ki rücu' ederler

Erhan Aktaş

Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.

Fizilal-il Kuran

Biz yahudileri yeryüzünde çeşitli gruplara ayırdık. Kimileri iyi kimselerdir, kimileri öyle değildir. Ola ki doğru yola dönerler diye onları iyilikler ile ve kötülükler ile sınavdan geçirdik.

Gültekin Onan

Onları yeryüzünde ümmetlere ayırdık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık ki dönsünler.

Hamdi Döndüren

Onları, kimi salâh sahibi, kimi daha aşağı topluluklar olmak üzere yeryüzüne dağıttık. Belki dönerler diye de onları, birtakım iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.

Hasan Basri Çantay

Onları — kimi salah erbabı, kimi bu (salandan) aşağı ümmetler olmak üzere — perişan bir suretde yer yüzüne dağıtdık. Onları hem iyi, hem fena hallerle imtihaana çekdik ki (gözlerini açıb iyiliğe) dönsünler.

Hasib Asutay

Onları (Yahudileri) yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. (Yine) onlardan bundan aşağıda (kötü) olanları vardır. Belki dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık.

Hayrat Neşriyat

Onları (o yahudileri) ise yeryüzünde parça parça topluluklar hâlinde böldük. Onlardan bir kısmı sâlih kimselerdir, bir kısmı da bundan aşağıdır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihân ettik; tâ ki (kötülüklerden) dönsünler.

İbni Kesir

Biz; onları, yeryüzünde cemaatlere ayırdık. İçlerinden kimisi salihlerdi, kimisi de onlardan aşağıdırlar. Belki dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle denedik.

Mehmet Okuyan

Onları (yahudileri), çeşitli ümmetler hâlinde yeryüzüne dağıtmıştık. (İçlerinde) iyi olanları da bunun dışındakileri de (iyi olmayanları da) vardı. Gerçeğe dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle denemiştik.

Muhammed Esed

Ve onları (ayrı topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık; onlardan bazıları dürüst ve erdemli kimselerdi; bazılarıysa böyle değildi: bu sonrakileri hem bağış ve bolluk ile hem de darlık ve sıkıntı ile sınadık, ki belki doğru yola dönerler.

Mustafa İslamoğlu

Ve onları gurup gurup yeryüzünün her tarafına dağıttık; onların aralarında dürüst ve erdemli kimseler olduğu gibi, böyle olmayanlar da var. Bu sonuncuları belki kendilerine dönerler umuduyla, hem bağış ve bollukla hem sıkıntı ve darlıkla sınadık.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve onları yeryüzünde parça parça ümmetler kıldık. Onlardan sâlih kimseler vardır. Ve onlardan onun dûnunda kimseler de vardır. Ve onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik, tâ ki (fenalıklarından) dönüversinler.

Ömer Öngüt

Biz (yahudileri) yeryüzünde birçok topluluklara ayırdık. İçlerinden bazıları iyi kimselerdir. (İslâm'ı kabul edenlerdir). Bundan aşağı olanlar da vardır. Belki dönerler diye onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.

Suat Yıldırım

Onları parça parça topluluklar halinde dünyanın her yerine dağıttık. Aralarında iyi kimseler de vardı, iyi olmayanlar da. Kötülüklerden dönüş yaparlar diye onları gâh nimetler, gâh musîbetlerle imtihan ettik.

Süleyman Ateş

Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi, kimi de alçak! Belki dönerler diye onları iyiliklerle de, kötülüklerle de sınadık.

Süleymaniye Vakfı

Onları yeryüzünde toplumlara böldük. İçlerinden iyiler olduğu gibi iyi olmayanlar da vardı. Belki dönerler diye onları hem iyilikler hem kötülüklerle imtihan ettik.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onları yeryüzünde her biri ayrı bir toplum (ümmet) olacak şekilde böldük. İçlerinde iyi olanlar olduğu gibi bu durumdan daha aşağıda kalanlar da vardır. Belki dönerler diye onları hem o iyilikler hem o sıkıntılarla imtihanlardan geçirdik.

Şaban Piriş

Onları yeryüzünde topluluklara böldük. Salih olanları da vardır; olmayanları da! Onları belki dönerler diye iyilik ve kötülükle deneriz.

Tefhim-ul Kuran

Onları yer yüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Umulur ki dönerler diye, onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.

Ümit Şimşek

Onları bölük bölük yeryüzüne dağıttık. Onlardan iyi ve hayırlı olanlar da vardır, olmayanlar da. İsyanlarından dönsünler diye, Biz onları iyilikle de, kötülükle de sınadık.

Yaşar Nuri Öztürk

Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz onları yer üzündə ümmətlərə böldük. İçərilərində həm əməlisaleh olanlar, həm də belə olmayanlar vardır. Biz onları yaxşılıq və pisliklə sınadıq ki, bəlkə doğru yola dönələr.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Yəhudiləri) yer üzündə (ayrı-ayrı) dəstələrə parçaladıq. İçərilərində əməlisaleh olanlar da, olmayanlar da var idi. Onları yaxşı-yamanla imtahan etdik ki, bəlkə, (haqq yola) dönsünlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir haben sie in Gemeinschaften auf der Erde verstreut. Manche von ihnen sind rechtschaffene Menschen, und manche sind Übeltäter. Wir haben sie mit Gutem und Bösem geprüft, damit sie zur Wahrheit zurückfinden.

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir zerteilten sie auf der Erde in Gemeinschaften. Unter ihnen gab es Rechtschaffene und solche, die dies nicht waren. Und Wir prüften sie mit Gutem und Bösem, auf daß sie umkehren mögen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und Wir haben sie auf Erden in Gemeinschaften zerteilt. Unter ihnen sind Rechtschaffene, und unter ihnen gibt es welche, die nicht so sind. Und Wir prüften sie durch Gutes und durch Böses, auf daß sie sich bekehren mögen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und WIR teilten sie auf der Erde in Umam ein. Unter ihnen sind die gottgefällig Guttuenden und unter ihnen sind manche, die darunter sind. Und WIR prüften sie mit gottgefälligen guten Taten und mit den gottmißfälligen Taten, damit sie umkehren.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And We split them into separate aggregates forming communities among the populations of the various countries of the world; Among them are those who are virtuous, who instruct men in the way of righteous living, and others who are contrary in nature, in character and in tendency, who flourish on wickedness. We have tried them with interchange of favours and efficacious grace and with disfavors, misfortunes and disgrace that they may hopefully be dutiful to Allah.

Abdul Haleem

We dispersed them over the earth in separate communities- some are righteous and some less so: We tested them with blessings and misfortunes, so that they might all return [to righteousness]-

Abdullah Yusuf Ali

We broke them up into sections on this earth. There are among them some that are the righteous, and some that are the opposite. We have tried them with both prosperity and adversity: In order that they might turn (to us).

Abul A'la Maududi

And We dispersed them through the earth in communities - some were righteous, others were not -and We tested them with prosperity and adversity that they may turn back (to righteousness).

Aisha Bewley

And We divided them into nations in the earth. Some of them are righteous and some are other than that. We tried them with good and evil so that hopefully they would return.

Al-Hilali & Khan

And We have broken them (i.e. the Jews) up into various separate groups on the earth: some of them are righteous and some are away from that. And We tried them with good (blessings) and evil (calamities) in order that they might turn (to Allâh’s Obedience).

Ali Quli Qarai

We dispersed them into communities around the earth: some of them were righteous, and some of them otherwise, and We tested them with good and bad [times] so that they may come back.

Amatul Rahman Omar

And We broke them up into (separate) sections of peoples on the earth, of which some are the righteous and some otherwise, and We went on distinguishing the good among them from the evil ones, through prosperity and adversity (both) so that they might turn (to Us).

Arthur John Arberry

And We cut them up into nations in the earth, some of them righteous, and some of them otherwise; and We tried them with good things and evil, that haply they should return.

Bijan Moeinian

I divided them into separate communities, scattered all over the earth. Some of them were righteous and some wrongdoers. I tried them both in prosperity and in misery so that they might come back [to the straight path.]

E. Henry Palmer

We cut them up in the earth into nations. Of them are the righteous, and of them are the reverse of that; we have tried them with good things and with bad things; haply they may return.

Edip-Layth

We divided them through the land as nations. From them are the reformed, and from them are other than that. We tested them with good things and bad, perhaps they will return.

George Sale

And We broke them up into separate peoples in the earth. Among them are those that are righteous and among them are those that are otherwise. And We tried them with good things and bad things that they might return to good.

Hamid S. Aziz

We broke them up into sections in the earth. Among them are some who are righteous, and among them are those who are the opposite. We have tried them with good things and with bad things, that per chance (or possibly) they may return (to Us).

Mahmoud Ghali

And We cut them up in the earth into nations, (some) of them righteous, and (some) of them lesser than that; (Literally: orher than that) and We tried them with fair things and odious things that possibly they would return. .

Marmaduke Pickthall

And We have sundered them in the earth as (separate) nations. Some of them are righteous, and some far from that. And We have tried them with good things and evil things that haply they might return.

Mohamed Ahmed - Samira

We dispersed them in groups over the earth, some righteous, some otherwise; and We tried them with good things and bad, that they may haply turn back.

Muhammad Asad

And We dispersed them as [separate] communities all over the earth; some of them were righteous, and some of them less than that: and the latter We tried with blessings as well as with afflictions, so that they might mend their ways.

Mustafa Khattab

We dispersed them through the land in groups—some were righteous, others were less so. We tested them with prosperity and adversity, so perhaps they would return ˹to the Right Path˺.

Progressive Muslims

And We divided them through the land as nations. From them are the upright, and from them are other than that. And We tested them with good things and bad, perhaps they will return.

Sahih International

And We divided them throughout the earth into nations. Of them some were righteous, and of them some were otherwise. And We tested them with good [times] and bad that perhaps they would return [to obedience].

Sam Gerrans

And We divided them in the earth into communities — some of them righteous, and some of them other than that — and We tried them with good things and evil deeds, that they might return.

Shabbir Ahmed

Our Law caused them to scatter in the earth as sections. Among them some are righteous, and some are opposite. Through the turns of history We have caused them to experience easy and difficult times, in order that they might return to Our Laws.

Syed Vickar Ahamed

And We broke them up in sections on this earth. There are among them some who are the righteous, and some who are the opposite. And We have tried them with plenty and little (prosperity and adversity): So that they might turn (to Us).

Taqi Usmani

We divided them on the earth as separate communities. Some of them were righteous, while some others were otherwise. We tested them with good and bad times, so that they might return.

The Monotheist Group

And We divided them through the land as nations. From them are the upright, and from them are other than that. And We tested them with good things and bad, perhaps they will return.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et Nous les avons répartis en communautés sur la terre. Il y a parmi eux des gens de bien, mais il y en a qui le sont moins. Nous les avons éprouvés par des biens et par des maux, peut-être reviendraient-ils (au droit chemin).

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me ew (gelê Mûsa) li ser erdê kom bi kom ji hev parçe kirin. Hin ji wan qenc û çaksaz bûn û hin ji wan ne wisan bûn û me ew bi xweşî û nexweşiyan ceribandin da ku li xwe bizivirin (ji xerabiyê vegerin).

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij splitsten hen op de aarde in gemeenschappen op; sommigen van hen waren rechtschapen en anderen waren dat niet. En Wij stelden hen op de proef met goede en slechte dingen, opdat zij misschien terug zouden keren.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En wij verstrooiden hen onder de volkeren der aarde. Sommigen van hen zijn deugdzame personen, en sommigen van hen zijn anders. En wij beproefden hen door voor- en tegenspoed, opdat zij van hunne ongehoorzaamheid mochten terugkeeren.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И распределили Мы их [потомков Исраила] по земле общинами: среди них (есть) и праведные (которые удерживают других от совершения зла), и среди них (есть) и те, кто вне этого [непокорные Аллаху]. И испытывали Мы их благами [богатством и изобилием] и трудностями [бедностью и голодом], – может быть, они вернутся (к повиновению Аллаху)!

Rusça — Osmanov

Мы рассеяли их по земле [различными] общинами. Среди них есть и праведные и неправедные. Мы подвергли их испытанию и добром и злом в надежде, что они вернутся [на путь истины].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och Vi splittrade dem i (många) grupper (som spriddes) över jorden. Bland dem fanns rättrådiga människor och andra som inte höll (måttet). Vi satte dem på prov genom att (låta dem uppleva) både medgång och motgång, för att de skulle vända om (från sina syndiga vägar).