A'raf Suresi 132. Ayet — Elfaz
Dediler ki: "Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
1وَقَالُواve ḳālūve dediler kiBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2مَهْمَاmehmāne kadarŞart Edatı
3تَأْتِنَاte'tināgetirsen de bizeMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
4بِهِbihiHarf-i Cer+Zamir
5مِنْminbirHarf-i Cer
6اٰيَةٍāyetinmu'cizeİsimا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
7لِتَسْحَرَنَاli tesHaranābizi büyülemek içinTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabس ح رBüyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek, aldatmak, göz boyamak, hipnotize etmek, etkilemek, baştan çıkarmak, kandırmak, şafak vakti, tan vakti, seher vakti
8بِهَاbihāonunlaHarf-i Cer+Zamir
9فَمَاfe mādeğilizSonuç Edatı+Harf-i Nefi
10نَحْنُneHnubizZamir
11لَكَlekesanaHarf-i Cer+Zamir
12بِمُؤْمِنِينَbi mu'minīneinanacakHarf-i Cer+İsimا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman