A'raf Suresi 100. Ayet — Elfaz
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.
1اَوَلَمْe ve lemSoru Eki+Bağlaç+Harf-i Nefi
2يَهْدِyehdiyola getirmedi mi?Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
3لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimseleriHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
4يَرِثُونَyeriṧūnevaris olanlarıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibو ر ثBirine mirasçı olmak, birinin mirasını almak, hayatta kalmak, birinden sonra birinin sahibi veya destekçisi olmak, halef olmak
5الْاَرْضَl-erDeşu toprağaMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
6مِنْminHarf-i Cer
8اَهْلِهَٓاehlihāsahiplerindenİsim+Zamirا ه لsahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar
9اَنْenMasdar Harfi
10لَوْleveğerŞart Edatı
11نَشَاءُneşā'ubiz dilesekMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
12اَصَبْنَاهُمْeSabnāhumkendilerini de cezalandırırızMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.
13بِذُنُوبِهِمْbi ƶunūbihimsuçlarıylaHarf-i Cer+İsim+Zamirذ ن بİzlemek, hikaye yapmak, ek eklemek, yakından takip etmek, benek oluşmak
14وَنَطْبَعُve neTbeǔve mühürlerizBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrط ب عMühürlemek/damgalamak/basmak/kazımak/baskı yapmak/damgalamak/şekillendirmek, kirletmek, paslandırmak, bir şeyin üzerini örtmek ve bir şeyin girmesini engellemek, bir şeye uyum sağlama/eğilim, uyuşuk/tembel/miskin olmak, utandırmak/onurunu kırmak, keskin zihin gücü olmamak, yani çok paslı kılıç gibi keskinliği olmamak, iyice/ağırca yüklemek, güçlü bir şekilde etki bırakmak.
15عَلٰىǎlāüzeriniHarf-i Cer
16قُلُوبِهِمْḳulūbihimkalblerininİsim+Zamirق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp
17فَهُمْfe humartık onlarİsti'nafiye Edatı+Zamir
18لَاlāHarf-i Nefi
19يَسْمَعُونَyesmeǔnehiç işitmezlerMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak