Tahrim Suresi 3. Ayet — Elfaz
Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.
1وَاِذْve iƶve haniİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
2اَسَرَّeserragizlice söylemiştiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıس ر رSevinmek, mutlu olmak, gizlemek, saklamak, sır tutmak, iç, öz, merkez, göbek, yatak, taht, divan, koltuk
3النَّبِيُّn-nebiyyukastedilen/bilinen nebiMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
4اِلٰىilāHarf-i Cer
6اَزْوَاجِهِezvācihieşlerindenİsim+Zamirز و جBirleştirmek/çiftleştirmek/eşleştirmek/evlendirmek, evlilik, çift, eş, eş/zevce/koca
8فَلَمَّاfe lemmāne zaman kiİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
9نَبَّاَتْnebbeet(eşi) haber verdiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibe · Tef'îl Bâbıن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
10بِهِbihionu (sözü)Harf-i Cer+Zamir
11وَاَظْهَرَهُve eZherahuve onu muttali kıldıBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıظ ه رGörünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmak
12اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
13عَلَيْهِǎleyhiona (peypambere)Harf-i Cer+Zamir
14عَرَّفَǎrrafebildirmiştiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağı
16وَاَعْرَضَve eǎ'raDeve vazgeçmiştiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıع ر ضGerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak, genişletilmek. arDun - mallar, genişlik. irDun - onur. urDatun - niyet, hedef, amaç. a'raD - uzaklaşmak, geri dönmek, kaymak, (bulut) üzerinden geçmek. 'ariiDz - uzatılmış, çok, birçok. UrDzatun - ama, mazeret.
17عَنْǎn-ndan daHarf-i Cer
19فَلَمَّاfe lemmāne zaman kiİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
20نَبَّاَهَاnebbeehāeşine haber verinceMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
21بِهِbihibunuHarf-i Cer+Zamir
22قَالَتْḳālet(eşi) dediMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
23مَنْmenkim?Soru Eki
24اَنْبَاَكَenbeekesana söylediMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
25هٰذَاhāƶābunuİşaret Zamiri
26قَالَḳālededi kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
27نَبَّاَنِيَnebbeeniyebana söylediMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
28الْعَلِيمُl-ǎlīmubilenMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
29الْخَبِيرُl-ḣabīruhaber alanMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatخ ب رBilmek/sahip olmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, bir şeyi iç veya gerçek durumuna göre bilmek, bilgilendirilmiş/tanıdık.