Ahkaf Suresi 9. Ayet — Elfaz
De ki: "Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
1قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2مَاmāHarf-i Nefi
3كُنْتُkuntudeğilimMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
5مِنَmine(arasında)Harf-i Cer
6الرُّسُلِr-rusulikastedilen/bilinen resullerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
7وَمَاve māveBağlaç+Harf-i Nefi
8اَدْرِيedrībilmemMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Vahdeد ر يBeceri ile bilmek, öğrenmek.
9مَاmāneİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10يُفْعَلُyuf'ǎluyapılacağınıMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibف ع لbir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum
11بِيbībanaHarf-i Cer+Zamir
12وَلَاve lāne deBağlaç+Harf-i Nefi
13بِكُمْbikumsizeHarf-i Cer+Zamir
14اِنْin(hayır)Harf-i Nefi
15اَتَّبِعُettebiǔben uymuyorumMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Vahde · İfti'âl Bâbıت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmek
16اِلَّاillābaşkasınaHasr Edatı
17مَاmāşey(den)İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
18يُوحٰٓىyūHāvahyedilenMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıو ح يİşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece dinleyenin duyabileceği fısıltı tonunda bir şey söylemek ama yanında duran kişinin duyamayacağı şekilde.
19اِلَيَّileyyebanaHarf-i Cer+Zamir
20وَمَاve māve değilimBağlaç+Harf-i Nefi
21اَنَا۬enābenZamir
22اِلَّاillābaşka bir şeyHasr Edatı
24مُبِينٌmubīnunapaçıkİsimب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin