Zuhruf Suresi 23. Ayet — Elfaz
İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.
1وَكَذٰلِكَve ke ƶālikeve işte böyleBağlaç+Harf-i Cer+İşaret Zamiri
2مَاmāHarf-i Nefi
3اَرْسَلْنَاerselnāgöndermedikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
4مِنْminHarf-i Cer
6فِيfīherhangiHarf-i Cer
8مِنْminhiçbirHarf-i Cer
10اِلَّاillādışındaHasr Edatı
11قَالَḳālediyenlerdenMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12مُتْرَفُوهَاmutrafūhāoranın zenginleriİsim+Zamirت ر فYumuşak, rahat, nazik bir yaşam sürmek, hayatın güzel şeylerinden zevk almak, hayatın güzel şeylerini bahşetmek.
13اِنَّاinnāelbette bizHarf-i Nasb+Zamir
14وَجَدْنَاvecednābuldukMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak
15اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızıİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
16عَلٰٓىǎlāüzerindeHarf-i Cer
17اُمَّةٍummetinbir dinİsimا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]
18وَاِنَّاve innāve biz deBağlaç+Harf-i Nasb+Zamir
19عَلٰٓىǎlāHarf-i Cer
20اٰثَارِهِمْāṧārihimonların izlerineİsim+Zamirا ث رİz bırakmak, etki etmek, tesir etmek, işaret bırakmak, iz sürmek, nakletmek, rivayet etmek, tercih etmek, seçmek