Nisa Suresi 139. Ayet — Elfaz
Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīneonlarİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
2يَتَّخِذُونَyetteḣiƶūnetutuyorlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
3الْكَافِرِينَl-kāfirīnekafirleriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
5مِنْminHarf-i Cer
7الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīnemü'minleriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
8اَيَبْتَغُونَe yebteğūnemi arıyorlar?Soru Eki+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıب غ يAzgınlık etmek, haddi aşmak, zulmetmek, isyan etmek, haksızlık etmek, fahişelik yapmak, taşkınlık göstermek, kibirlenmek, talep etmek, istemek, aramak
9عِنْدَهُمُǐndehumuonların yanındaMekan Zarfı+Zamirع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
10الْعِزَّةَl-ǐzzeteşerefMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sert
11فَاِنَّfe inneşüphesizİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
12الْعِزَّةَl-ǐzzeteşerefMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sert
13لِلّٰهِli (a)llahiAllaha aittirHarf-i Cer+Lafza-i Celal
14جَمِيعًاcemīǎntamamenİsimج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.