Böylece, Yunus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
fe lteḳamehu l-Hūtu ve huve mulīmun
Kelimeler
| # | Arapça | Okunuş | Kök | Anlam |
|---|---|---|---|---|
| 1 | فَالْتَقَمَهُ | fe lteḳamehu | ل ق مAğza almak, tıkamak, (bir yolu) tıkamak/engellemek, durdurmak, yutmak, hızlıca yemek, lokma, öpmek/kucaklamak/kavramak | sonra onu yuttu |
| 2 | الْحُوتُ | l-Hūtu | ح و تBalık, balina, büyük deniz hayvanı, deniz canavarı | balık |
| 3 | وَهُوَ | ve huve | ve o | |
| 4 | مُلِيمٌ | mulīmun | ل و مBirini bir şey için suçlamak, itham etmek. | kendi kendisini kınarken |
Tüm mealler
Meal seçin (80 / 80 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Kınanmış bir haldeydi ki onu balık yutuvermişti.
Abdulkadir Gölpınarlı
Kınanmış bir haldeydi ki onu balık yutuvermişti.
Adem Uğur
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Ahmed Hulusi
(Yunus) levmedici olduğu halde balık Onu yuttu (pişmanlık duygusuyla karışık bir halde, balık = dünya yaşamı onu yuttu);
Ahmet Tekin
Onu balina yuttu. Yunus kendini kınayıp duruyordu.
Ahmet Varol
Bunun üzerine kınanmış halde (denize atıldı ve) balık onu yuttu.
Ali Bulaç
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Ali Fikri Yavuz
(Kavminden kaçmış olduğundan ötürü) nefsini kınamış bir halde iken, hemen balık onu yuttu.
Ali Rıza Safa
Balık, Onu hemen yuttu. Çünkü O, kınanmış birisiydi.
Bayraktar Bayraklı
Balık onu yuttu. O kınanmayı hak etmişti.
Bekir Sadak
Kendini kinarken onu bir balik yutmustu.
Celal Yıldırım
Yûnus kendi kendini kınarken büyük bir balık onu yutuvermişti.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
Kendisini (büyük bir) balık yuttu. Doğrusu o (bundan önce) kınanacak bir iş yapmıştı.
Diyanet İşleri
Böylece, Yunus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
Diyanet İşleri (eski)
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Diyanet Vakfi
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derken (denize atıldı ve) kendisini balık yuttu. Pişmandı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken kendisi balık yuttu melamette idi
Erhan Aktaş
O kendisini suçlayıp dururken, hut onu yuttu.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
O kendisini suçlayıp dururken, hut onu yuttu.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
O kendisini suçlayıp dururken, hut onu yuttu.
Fizilal-il Kuran
Yunus kendini kınarken, balık onu yutmuştu.
Gültekin Onan
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Hamdi Döndüren
Kendi kendini kınarken, onu bir balık yuttu.
Hasan Basri Çantay
O, kınanmış bir halde iken kendisini hemen balık yutmuşdu.
Hasib Asutay
O, kınanmış bir haldeyken kendisini hemen balık yutmuştu. (20) (20. Cenab-ı Hak'tan izin almaksızın gemiye binmesinden dolayı.)
Hayrat Neşriyat
Derken o (kendi kendini) kınayan bir kimse olduğu hâlde balık onu yuttu.
İbni Kesir
Yenilgiye uğramışken, bir balık yutmuştu onu.
Mehmet Okuyan
Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.
Muhammed Esed
(sonra o'nu denize atmışlar ve) denizde büyük balık tarafından yutulmuştu, çünkü kınananlardan biriydi.
Mustafa İslamoğlu
Derken o derin bir pişmanlıkla kıvranır haldeyken iri balık tarafından yakalanmıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık o melâmet eder (nefsini kınar) bir halde iken O'nu balık yutuverdi.
Ömer Öngüt
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Suat Yıldırım
O yaptığından ötürü pişman bir vaziyette iken balık onu yutuverdi.
Süleyman Ateş
(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu.
Süleymaniye Vakfı
Hemen onu balık yutuverdi, o sırada kendini kınıyordu.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Kendini suçladığı bir sırada onu o balık yutuvermişti.
Şaban Piriş
O, kınanmış iken bir balık onu yuttu.
Tefhim-ul Kuran
Derken onu balık yutmuştu, oysa kendisi (kendini) kınanmış (sayanlardan)dı.
Ümit Şimşek
Sonra, kendisini kınayıp dururken, onu balık yuttu.
Yaşar Nuri Öztürk
Derken, kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
O, qınanmağa layiq olduqda balıq onu uddu.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
(Yunis Allahın izni olmadan qövmünü tərk edib getdiyinə görə) özünü qınayarkən (dənizə atılarkən) balıq onu udmuşdu.
Almanca (3)
Almanca — Al-Azhar
Der Wal verschlang ihn, während er sich selbst tadelte.
Almanca — Der Edle Quran
Da verschlang ihn der (große) Fischʺ, während er sich Tadel zugezogen hatte.
Almanca — Muhammad Zaidan
dann verschlang ihn der Fisch, während er tadelnswert war.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
And there he was swallowed by the fish and it was him who had incurred the blame.
Abdul Haleem
and a great fish swallowed him, for he had committed blameworthy acts.
Abdullah Yusuf Ali
Then the big Fish did swallow him, and he had done acts worthy of blame.
Abul A'la Maududi
Then a fish swallowed him, and he was blameworthy.
Aisha Bewley
Then the fish devoured him and he was to blame.
Al-Hilali & Khan
Then a (big) fish swallowed him as he had done an act worthy of blame.
Ali Quli Qarai
Then the fish swallowed him while he was blameworthy.
Amatul Rahman Omar
Then (it came about that) a big fish took him in its mouth while he was reproaching (himself).
Arthur John Arberry
then the whale swallowed him down, and he blameworthy.
Bijan Moeinian
Eventually a big fish swallowed him and he was the only one to be blamed for his destiny [as he fled his place of mission without asking God’s permission].
E. Henry Palmer
and a fish swallowed him, for he was to be blamed;
Edip-Layth
Thus a whale swallowed him, and he was the one to blame.
George Sale
And the fish swallowed him; for he was worthy of reprehension.
Hamid S. Aziz
And the fish swallowed him while he was blameworthy,
Mahmoud Ghali
So the whale gobbled him, and he was blameworthy.
Marmaduke Pickthall
And the fish swallowed him while he was blameworthy;
Mohamed Ahmed - Samira
Then he was swallowed by a large fish as he was worthy of blame.
Muhammad Asad
[and they cast him into the sea, ] whereupon the great fish swallowed him, for he had been blameworthy.
Mustafa Khattab
Then the whale engulfed him while he was blameworthy.[1]
Progressive Muslims
Thus a whale swallowed him, and he was the one to blame.
Sahih International
Then the fish swallowed him, while he was blameworthy.
Sam Gerrans
Then the fish swallowed him, when he was blameworthy.
Shabbir Ahmed
Then the Fish grabbed him while he was blaming himself. (Again, usually a whale is mentioned here. But the whale is a mammal and not a fish, and the Qur'an which is never inaccurate, speaks of '
Syed Vickar Ahamed
Then the (big) fish swallowed him, and he had done actions worthy of blame (by running away from his mission).
Taqi Usmani
Then the fish swallowed him while he was reproaching his own self.
The Monotheist Group
Thus a whale swallowed him, and he was the one to blame.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Le poisson lʹavala alors quʹil était blâmable.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Masî Yûnus dabeland û ew bû ji yên ku lome li wan bûye.
Hollandaca (2)
Hollandaca — Salomo Keyzer
En de visch verzwolg hem; want hij had eene bestraffing verdiend.
Hollandaca — Siregar
Toen slokte de vis hem op en hij verweet zichzelf.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
И (был он выброшен в море и) поглотил его кит, когда он был достоин порицания.
Rusça — Osmanov
Его проглотил кит, и он был достоин порицания.
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
(och de kastade honom i havet) och han slukades av en väldig fisk - han hade nämligen begått ett svårt fel.