Sebe Suresi 10. Ayet — Elfaz
(10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. "Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.
1وَلَقَدْve leḳadve andolsun kiBağlaç+Lam-ı Te'kid+Kesinlik Edatı
2اٰتَيْنَاāteynāverdikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
3دَاوُ۫دَdāvūdeDavud'aÖzel İsim
4مِنَّاminnātarafımızdanHarf-i Cer+Zamir
5فَضْلًاfeDlenbir üstünlükİsimف ض لüstün olmak, seçkin olmak, aşmak, üstün, kazanmak/hediye, fayda/nimet/iyilik/lütuf bahşetmek
6يَاجِبَالُyā cibāluEY/HEY/AH dağlarNida Edatı+İsimج ب لDağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmak
7اَوِّبِيevvibītesbih edinEmir Fiil+ZamirEmir · Müfred Müennes Muhataba · Tef'îl Bâbıا و بGeri dönmek, tövbe etmek, (yıldızların) batması, tekrarlamak, (itaatsizlikten itaate) dönmek, yankılanmak, geceleyin konaklamak.
8مَعَهُmeǎhuonunla beraberMekan Zarfı+Zamir
9وَالطَّيْرَve T-Tayrave (ey) kuşlarBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimط ي رUçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şans
10وَاَلَنَّاve elennāve yumuşattıkBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıل ي نYumuşak, yumuşaklık, gevşeklik, zayıflık, esneklik, nezaket, kolaylık, narinlik
11لَهُlehuonaHarf-i Cer+Zamir
12الْحَدِيدَl-HadīdedemiriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimح د دBir sınır belirlemek, (bir şeyi) tanımlamak, (bir suçluyu) cezalandırmak, engellemek, geri itmek, geri atmak, keskinleştirmek. Engellemek/önlemek/kısıtlamak, mahrum bırakmak veya alıkoymak veya yasaklamak/men etmek, yasaklamak, geri püskürtmek/uzaklaştırmak/önlemek, ceza veya ceza vermek, bir şeyi diğerinden işaret veya not ile ayırt etmek veya ayırmak, bir bıçağı bilemek veya keskinleştirmek, bir kişiye veya şeye keskin veya dikkatli veya özenle bakmak, hitabet veya zeka veya anlayış veya öfke açısından keskin [veya etkili] olmak.