Al-i İmran Suresi 84. Ayet — Elfaz
De ki: "Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Yakuboğullarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O'na teslim olanlarız."
1قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2اٰمَنَّاāmennāinandıkMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
3بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
4وَمَاve māşeyeBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5اُنْزِلَunzileindirilenMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.
6عَلَيْنَاǎleynābizeHarf-i Cer+Zamir
7وَمَاve māve şeyeBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
8اُنْزِلَunzileindirilenMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.
9عَلٰٓىǎlāHarf-i Cer
10اِبْرٰهِيمَibrāhīmeİbrahim'eÖzel İsim
11وَاِسْمٰعِيلَve ismāǐyleve İsma'il'eBağlaç+Özel İsim
12وَاِسْحٰقَve isHāḳave İshak'aBağlaç+Özel İsim
13وَيَعْقُوبَve yeǎ'ḳūbeve Ya'kub'aBağlaç+Özel İsim
14وَالْاَسْبَاطِve l-esbāTive sıbtlaraBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimس ب طtorun, soy, nesil, oğul, kuzen (özellikle baba tarafından)
15وَمَاve māve şeyeBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
16اُو۫تِيَūtiyeverilenMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
17مُوسٰىmūsāMusa'yaÖzel İsim
18وَعِيسٰىve ǐysāve Îsa'yaBağlaç+Özel İsim
19وَالنَّبِيُّونَve n-nebiyyūneve kastedilen/bilinen nebilereBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
20مِنْmintarafındanHarf-i Cer
21رَبِّهِمْrabbihimRableriİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
22لَاlāHarf-i Nefi
23نُفَرِّقُnuferriḳuayırım yapmayızMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · Tef'îl Bâbıف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.
24بَيْنَbeynearasındaMekan Zarfıب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
26مِنْهُمْminhumonlarHarf-i Cer+Zamir
27وَنَحْنُve neHnuve bizİsti'nafiye Edatı+Zamir
28لَهُlehuO'naHarf-i Cer+Zamir
29مُسْلِمُونَmuslimūneteslim olanlarızİsimس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak