Neml Suresi 92. Ayet — Elfaz
(91-92) De ki: "Bana ancak, bu beldenin (Mekke'nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur'an'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."
1وَاَنْve enve (emredildi)Bağlaç+Masdar Harfi
2اَتْلُوَ۬اetluveokumamMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Vahdeت ل وTakip etmek, arkasından yürümek, taklit etmek, peşinden gitmek, ardışık. Okumak, ezberden okumak, dikkatle incelemek, prova yapmak, beyan etmek, derin düşünmek.
3الْقُرْاٰنَۚl-ḳurāneKur'anMarife (Belirlilik Takısı)+Özel İsimق ر اOkumak; derlemek, biriktirmek, yığmak, biriktirip dağıtmak; anlatmak, açıklamak, izah etmek, nakletmek; araştırmak, soruşturmak, incelemek. Türkçe’ye girmiş türevler : kari, kuran, kıraat, kıraathane
4فَمَنِfe menişimdi kimBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5اهْتَدٰىhtedāyola gelirseMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
6فَاِنَّمَاfe innemāelbetteİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb+Engel Eki
7يَهْتَدِيyehtedīyola gelmiş olurMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
8لِنَفْسِهِli nefsihikendi yararınaHarf-i Cer+İsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
9وَمَنْve menve kimBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10ضَلَّDellesaparsaMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.
11فَقُلْfe ḳulde kiİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12اِنَّمَٓاinnemāelbetteHarf-i Nasb+Engel Eki
13اَنَا۬enābenZamir
14مِنَmineHarf-i Cer
15الْمُنْذِرِينَl-munƶirīneancak uyarıcılardanımMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.