Neml Suresi 25. Ayet — Elfaz
"Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah'a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)"
1اَلَّاellāMasdar Harfi+Harf-i Nefi
2يَسْجُدُواyescudūsecde etmezler mi?Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibس ج دSecde etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygıyla eğilmek
3لِلّٰهِli (a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
4الَّذِيelleƶīİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5يُخْرِجُyuḣricuaçığa çıkaranMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmak
6الْخَبْءَl-ḣab'egizleneniMarife (Belirlilik Takısı)+İsimخ ب اSaklamak/Gizlemek, Korumak, Muhafaza etmek, Bir şeyi gözetmek/Bakmak, Emanet etmek, Güvenli bir yerde depolamak, Gizli/Mevcut olmayan
7فِيfīHarf-i Cer
8السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
9وَالْاَرْضِve l-erDive yerdeBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
10وَيَعْلَمُve yeǎ'lemuve bilenBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
11مَاmāşeyleriİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
12تُخْفُونَtuḣfūnegizledikleriMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıخ ف يFark edilemez/belli belirsiz, gizli/saklı/örtülü, görüşe silik veya karanlık, bastırılmış veya boğulmuş, zihin için belirsiz, gizli bir durumdan açığa çıkmak (gizlenen şey açığa çıktı).
13وَمَاve māve şeyleriBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
14تُعْلِنُونَtuǎ'linūneaçığa vurduklarıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıع ل نAçık olmak, açığa çıkmak, halka açık olmak, bilinir hale gelmek, ortaya çıkarmak