(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ

ṧumme erselnā mūsā ve eḣāhu hārūne bi āyātinā ve sulTānin mubīnin / ilā fir'ǎvne ve meleihi fe stekberū ve kānū ḳavmen ǎālīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1ثُمَّṧummesonra, ayrıca
2اَرْسَلْنَاerselnāر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalegönderdik
3مُوسٰىmūsāموسىMusa'yı
4وَاَخَاهُve eḣāhuا خ وBaşka biriyle aynı ebeveynlere sahip olan veya sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kişi; aynı soy/toprak/inanç/inanca sahip kişi; erkek kardeş; arkadaş; yoldaş; eş; çift halindeki parçalardan biri; akraba; yakından tanıdık olan kişi.ve kardeşi
5هٰرُونَhārūneهرونHarun'u
6بِاٰيَاتِنَاbi āyātināا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetlerimizle
7وَسُلْطَانٍve sulTāninس ل طHüküm sürmek, egemen olmak, baskı yapmak, musallat olmak, üstesinden gelmek, yetki vermek, güç vermek, kuvvet vermek, hakim olmak, iktidar olmakve bir delille
8مُبِينٍmubīninب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinapaçık
1اِلٰىilā
2فِرْعَوْنَfir'ǎvneفرعونFir'avn'e
3وَمَلَا۬ئِهِve meleihiم ل اDoldurmak, tatmin etmek, yardım etmek. Gençliğin özsuyu veya canlılığı bir kişide daha dolu bir şekilde ortaya çıktı. Tatmin etmek/doymak. Yardım etmek, desteklemek, bir şeyi yapmak için uyum sağlamak. Toplantı. En üst seviye [bir yayı mümkün olduğunca geriye çekmek gibi]. Gücünün son noktasıve ileri gelen adamlarına
4فَاسْتَكْبَرُواfe stekberūك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.onlar büyüklük tasladılar
5وَكَانُواve kānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve oldular
6قَوْمًاḳavmenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir topluluk
7عَالِينَǎālīneع ل وYüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmakböbürlenen

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine, ululanmak istediler ve kibirli bir topluluktu onlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Firavunʼa ve kavminin ileri gelenlerine, ululanmak istediler ve kibirli bir topluluktu onlar.

Adem Uğur

Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.

Ahmed Hulusi

Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. . . Sadece kibirlilik tasladılar ve baş eğmeyen bir topluluk oldular.

Ahmet Tekin

Firavun’a, devlet büyüklerine ve kodamanlarına gönderdik. Onlar gurura kapılmışlar, zorbalık etmişlerdi. Diktatörlük taslayan zorba bir kavim idiler.

Ahmet Varol

Firavun'a ve ileri gelenlerine. Ancak onlar büyüklendiler. Onlar üstünlük taslayan bir topluluktu.

Ali Bulaç

Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.

Ali Fikri Yavuz

(45-46) Sonra Mûsa ile kardeşi Harûn’u, mucizelerimizle ve açık bir hüccetle, Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik de bunlar, (iman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Onlar büyüklenen bir kavimdiler.

Ali Rıza Safa

Firavun ve ileri gelenlerine. Fakat büyüklük tasladılar. Çünkü onlar, kendilerini büyük gören bir toplumdu.

Bayraktar Bayraklı

- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve ileri gelenlerine ayetlerimizle ve kesin delillerimizle gönderdik. Kibirlendiler ve zaten büyüklük taslayan bir topluluktular.

Bekir Sadak

(45-46) Sonra Musa ve kardesi Harun'u, Firavun ve erkanina mucizelerimiz ve apacik delille gonderdik. Buyukluk tasladilar. Zaten magrur bir topluluktular.

Celal Yıldırım

(45-46) Sonra da Musâ ile kardeşi Harun'u, Fir'avn'a ve onun yandaşlarına mu'cizelerle ve çok açık belge ve delillerle gönderdik. Onlar ise büyüklük tasladılar. Zaten dik başlı, kendilerini çok yükseklerde gören bir milletti.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

45-46. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u, âyetlerimizle ve apaçık bir delil ile Firavun’a ve onun önde gelen adamlarına gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Zaten onlar herkese tepeden bakan bir topluluktu.

Diyanet İşleri

(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

Diyanet İşleri (eski)

(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Diyanet Vakfi

(45-46) Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir fermanla Musa ve kardeşi Harun'u Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Firavun'a ve ileri gelenlerine. Fakat bunlar, kibirlerine yediremediler ve zaten dik başlı bir topluluk idiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fir'avna ve cem'ıyyetine de bunlar kibirlerine yediremediler ve dik başlı bir kavm idiler

Erhan Aktaş

Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir toplum oldular.

Fizilal-il Kuran

Firavun ile onun önde gelen adamlarına. Fakat onlar büyüklük kompleksine kapılarak iman etmeye yanaşmadılar. Zaten onlar kendilerini beğenmiş kimselerdi.

Gültekin Onan

Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.

Hamdi Döndüren

Firavun’a ve ileri gelen adamlarına (gidin, dedik). Ama onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.

Hasan Basri Çantay

(45-46) Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apaçık hüccetimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik de (iman etmeyi bir türlü) kibirlerine yediremediler. Onlar mütekebbir ve müstebid adamlardı.

Hasib Asutay

Firavun'a ve ileri gelen adamlarına. Fakat onlar büyüklük tasladılar ve zorba bir topluluk oldular.

Hayrat Neşriyat

(45-46) Sonra Mûsâ’yı ve kardeşi Hârûn’u, âyetlerimizle ve apaçık bir delil ile Fir'avun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik, fakat (onlar) kibirlendiler; zâten büyüklük taslayan bir kavim idiler.

İbni Kesir

Firavun'a ve erkanına. Bunun üzerine büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Mehmet Okuyan

Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

Muhammed Esed

Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik; fakat bunlar büyüklük tasladılar; zaten (oldum olası) kendilerini büyük gören bir toplumdu bunlar.

Mustafa İslamoğlu

Firavun ve onun önde gelen çevresine gönderdik; çünkü onlar büyüklük taslamıştılar; zaten öteden beri hep tepeden bakan bir güruhtular.

Ömer Nasuhi Bilmen

Fir'avun'a ve onun kavmine. Onlar ise ululandılar ve kendilerini yüksek görür bir kavim oldular.

Ömer Öngüt

(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Suat Yıldırım

(45-46) Sonra da Mûsa ile kardeşi Hârun’u âyetlerimizle ve apaçık delille Firavun ile ileri gelen yardımcılarına gönderdik. Onlar da hakkı kabulden kibirlendiler. Zaten onlar kendilerini çok büyük gören bir zümre idi.

Süleyman Ateş

Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.

Süleymaniye Vakfı

Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar kibirlendiler. Çünkü onlar kendilerini üstün gören bir topluluktu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Hemen kendilerini büyük göstermeye çalıştılar. Onlar kibirli bir topluluktu.

Şaban Piriş

Firavun'a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler, zaten mağrur bir kavim idiler.

Tefhim-ul Kuran

Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.

Ümit Şimşek

Firavun ile adamlarına gittiler; fakat onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler. Zaten onlar büyüklük taslayan bir zümre idi.

Yaşar Nuri Öztürk

Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Fironun və onun əyanlarının yanına. Onlar isə təkəbbürlük göstərdilər. Çünki onlar özlərini yüksək tutan adamlar idilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Firʼonun və onun əʼyan-əşrafının yanına. Onlar (iman gətirməyi) təkəbbürlərinə sığışdırmayıb özlərini yuxarı tutan camaat olaraq qaldılar (yaxud Misirdə hakim olduqları İsrail oğullarına əzab-əziyyət verməkdə davam etdilər).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

zu Pharao und seinen Notabeln, die sich selbstherrlich verhielten. Sie waren überhebliche Menschen.

Almanca — Der Edle Quran

zu Firʹaun und seiner führenden Schar. Sie aber verhielten sich hochmütig und waren überhebliche Leute.

Almanca — M. A. Rassoul

zu Pharao und seinen Vornehmen; doch sie wandten sich verächtlich ab; denn sie waren ein hochmütiges Volk.

Almanca — Muhammad Zaidan

zu Pharao und seinen Entscheidungsträgern. Dann erhoben sie sich in Arroganz, und sie waren hochmütige Leute.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

We sent them to Pharaoh and the chief peers of his realm, but they did not answer their hopes and they prided themselves on their arrogance and non - courteous refusal, and displayed inordinate self- esteem and undue assumption of dignity.

Abdul Haleem

to Pharaoh and his prominent leaders, but they responded with arrogance: they were a haughty people.

Abdullah Yusuf Ali

To Pharaoh and his Chiefs: But these behaved insolently: they were an arrogant people.

Abul A'la Maududi

to Pharaoh and to his chiefs, but they behaved superciliously and they were haughty.

Aisha Bewley

to Pharaoh and his ruling circle. But they were proud and were a haughty people.

Al-Hilali & Khan

To Fir‘aun (Pharaoh) and his chiefs, but they behaved insolently and they were people self-exalting (by disobeying their Lord, and exalting themselves over and above the Messenger of Allâh).

Ali Quli Qarai

to Pharaoh and his elites; but they acted arrogantly and they were a tyrannical lot.

Amatul Rahman Omar

To Pharaoh and his courtiers but they waxed proud for they were a haughty (type of) people.

Arthur John Arberry

unto Pharaoh and his Council; but they waxed proud, and they were a lofty people,

Bijan Moeinian

They went to Pharaoh and his administrators but the latter showed arrogant. As a matter of fact, they were repressive people.

E. Henry Palmer

and with plain authority to Pharaoh and his chiefs, but they were too big with pride, and were a haughty people.

Edip-Layth

To Pharaoh and his entourage. But they became arrogant, for they were a high and mighty people.

George Sale

unto Pharaoh and his princes: But they proudly refused to believe on him; for they were a haughty people.

Hamid S. Aziz

Then We sent Moses and his brother Aaron with Our signs, and with plain authority

Mahmoud Ghali

To Firaawn (Pharaoh) and his chiefs. Yet they waxed proud, and they were an exalted people.

Marmaduke Pickthall

Unto Pharaoh and his chiefs, but they scorned (them) and they were despotic folk.

Mohamed Ahmed - Samira

To Pharaoh and his nobles who behaved with arrogance, for they were a conceited lot,

Muhammad Asad

unto Pharaoh and his great ones; but these behaved with arrogance, for they were people wont to glorify [only] themselves.

Mustafa Khattab

to Pharaoh and his chiefs, but they behaved arrogantly and were a tyrannical people.

Progressive Muslims

To Pharaoh and his leaders. But they became arrogant, for they were a high and mighty people.

Sahih International

To Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people.

Sam Gerrans

To Pharaoh and his eminent ones; but they had waxed proud, and they were a self-exalting people.

Shabbir Ahmed

To Pharaoh and his chiefs; but they showed arrogance. For, they were megalomaniacs.

Syed Vickar Ahamed

To Firon (Pharaoh) and his chiefs: But these acted with insolence and disrespect: And they were an arrogant people.

Taqi Usmani

towards Fir‘aun (Pharaoh) and his advisors. But they showed arrogance and they were haughty people.

The Monotheist Group

To Pharaoh and his commanders. But they became arrogant, for they were a high and mighty people.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

vers Pharaon et ses notables mais ceux-ci sʹenflèrent dʹorgueil: ils étaient des gens hautains.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bi bal Firewn û giregirên wî ve. Vêca wan xwe qure kir (û bawerî neanîn) û ew civateke pozbilind bû.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Tot Pharao en zijne vorsten; maar zij weigerden trotsch in hem te gelooven; want het was een hoovaardig volk.

Hollandaca — Siregar

Naar Fir`aun en zijn vooraanstaanden. En zij waren hoogmoedig en zij waren een hooghartig volk.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

к Фараону и его знати, но они (высокомерно) возгордились и были людьми превосходящими (других) (своей властью).

Rusça — Osmanov

к Фирʹауну и его знати, но они возгордились, ведь они были людьми надменными.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

till Farao och hans stormän. Men de uppträdde högmodigt - de var sådana som går hårt fram mot andra.