Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

(e)lleƶīne yu'minūne bi l-ğaybi ve yuḳīmūne S-Salāte ve mimmā razeḳnāhum yunfiḳūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler / olanlar
2يُؤْمِنُونَyu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamandoğrularlar
3بِالْغَيْبِbi l-ğaybiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigayble / gizlilikle
4وَيُقِيمُونَve yuḳīmūneق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhve doğrulurlar
5الصَّلٰوةَS-Salāteص ل وHayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk, hitabe, konuşma, dua, yalvarış, istirham, rica, övgü, takdir, methiye, kutsama, lütuf, şükranNamaz, Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, din, destek, yardımlaşma, karşılıklı iletişim, bağ kurmak, bağlı olmak.
6وَمِمَّاve mimmāve -şeyden
7رَزَقْنَاهُمْrazeḳnāhumر ز قsağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden.rızıklandırıldıkları
8يُنْفِقُونَyunfiḳūneن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.harcarlar

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar.

Adem Uğur

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

Ahmed Hulusi

İşte onlar gayblarındaki (algılayamadıkları) hakikate (Nefslerinin Allah Esma'sının anlamlarının bir terkip - bileşimi şeklinde meydana geldiğine) iman ederler, salatı ikame ederler (fiilen eda yanı sıra anlamını yaşarlar) ve kendilerine verdiğimiz maddi - manevi yaşam gıdasından Allah adına karşılıksız paylaşırlar.

Ahmet Tekin

İlâhî emirlere yapışanlar, gayb âlemine, fizik ve bilgi alanı ötesindeki varlıklara ve gerçeklere iman edenlerdir. Namazları, âdâbına riâyet ederek aksatmadan âşikâre kılanlardır. Kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten, Allah yolunda, karşılık beklemeden, gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.

Ahmet Varol

Onlar ki, gaybe inanırlar, [2] namazı kılarlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.

Ali Bulaç

Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

Ali Fikri Yavuz

O kimseler (takvâ sahipleri) ki, onlar gaybe (Cenâb-ı Allah’a, meleklere, kıyamete, kaza ve kadere, görmeksizin) inanırlar; ve beş vakit namazı gereği üzre kılarlar, onlara verdiğimiz rızıklardan (ailelerine, yakınlarına, komşularına ve diğer hak sahiblerine) harcarlar, yedirirler.

Ali Rıza Safa

Onlar, gizli gerçeklere inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar; kendilerine geçimlik olarak verdiklerimizden de yardımlaşmak amacıyla paylaşırlar.

Bayraktar Bayraklı

Onlar, gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.

Bekir Sadak

Onlar, gaybe inanirlar, namazi kilarlar, kendilerine verdigimiz riziktan yerli yerince sarfederler.

Celal Yıldırım

O korunanlar ki gayb (fizik ötesinden verilen ilâhî haberler)e inanırlar ; namazı vakitlerinde kılmaya devam ederler; kendilerine rızık olarak verdiğimiz nimetlerden (Allah'ın hoşnutluğuna erişmek için) harcarlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar;

Diyanet İşleri

Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

Diyanet İşleri (eski)

Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.

Diyanet Vakfi

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar ki, gayba iman edip namazı dürüst kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak ederler.

Erhan Aktaş

Onlar; gayba iman ederler, salatı ikame ederler ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar; gayba inanırlar, salatı ikame ederler ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar; gayba inanırlar, salatı ikame ederler ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.

Fizilal-il Kuran

Onlar görmediklerine inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına verirler.

Gültekin Onan

Onlar ki gayba inanırlar, namazı gözetirler, kendilerini rızıklandırdıklarımızdan infak ederler.

Hamdi Döndüren

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine vermiş olduğumuz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

Hasan Basri Çantay

(O takvaa saahibleri ki) onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdiğimizden de (Allah yolunda) harcarlar.

Hasib Asutay

Onlar ki, gayba (2) inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. (2. Gayb, duyularla algılanmayan şeye denir.)

Hayrat Neşriyat

Onlar ki, gayba inanırlar, namazı hakkıyla edâ ederler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.

İbni Kesir

Onlar ki gayba inanırlar. Namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.

Mehmet Okuyan

Onlar gayba (bilinemeyenlere) inanırlar; namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (dağıtırlar).

Muhammed Esed

Onlar ki, insan idrakini aşa(n olguların varlığı)na inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar,

Mustafa İslamoğlu

o hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı istikamet üzre kılarlar, kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar;

Ömer Nasuhi Bilmen

O müttakîler ki, gaybe inanırlar, namazı da doğruca kılarlar ve kendilerini merzûk ettiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar.

Ömer Öngüt

Onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.

Suat Yıldırım

O müttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle ifa ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden hayır yolunda harcarlar.

Süleyman Ateş

Onlar ki gaybde (gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar.

Süleymaniye Vakfı

Allah'a içten inanan, namazı düzgün ve sürekli kılan, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak eden /hayra harcayan,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah'a içten inanan, namazı düzgün ve sürekli kılan ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlar,

Şaban Piriş

(2-3) Hiç kuşkusuz bu kitap, kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.

Tefhim-ul Kuran

Ki onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

Ümit Şimşek

O takvâ sahipleri ki, gayba inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O kəslər ki, qeybə iman gətirir, namaz qılır və Bizim onlara verdiyimiz ruzidən Allah yolunda xərcləyirlər;

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O kəslərki, qeybə (Allaha, mələklərə, qiyamətə, qəza və qədərə) inanır, (lazımınca) namaz qılır və onlara verdiyimiz ruzidən (ailələrinə, qohum-qonşularına və digər haqq sahiblərinə) sərf edirlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

die an das Verborgene glauben, das Gebet verrichten und von den Gaben, die Wir ihnen bescheren, gern Spenden geben,

Almanca — Der Edle Quran

die an das Verborgene glauben, das Gebet verrichten und von dem, womit Wir sie versorgt haben, ausgeben

Almanca — M. A. Rassoul

die an das Verborgene glauben und das Gebet verrichten und von dem ausgeben, was Wir ihnen beschert haben

Almanca — Muhammad Zaidan

Es sind diejenigen, die den Iman an das Verborgene verinnerlichen, das rituelle Gebet ordnungsgemäß verrichten und von dem, was WIR ihnen vom Rizq gewährten, geben,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Who are strongly disposed to realise the unseen, especially Allah, Who is exposed only to mental view, perceived only by the mind, Who recognise His spiritual beings, His attendants and His messengers, and they sense with prudence the Hereafter, Who duly engage in worship and spend in benevolence and benefaction of the provisions of life We provisioned them,

Abdul Haleem

who believe in the unseen,keep up the prayer, and give out of what We have provided for them;

Abdullah Yusuf Ali

Who believe in the Unseen, are steadfast in prayer, and spend out of what We have provided for them;

Abul A'la Maududi

for those who believe in the existence of that which is beyond the reach of perception, who establish Prayer and spend out of what We have provided them,

Aisha Bewley

those who have iman in the Unseen and establish salat and spend from what We have provided for them;

Al-Hilali & Khan

Who believe in the Ghaib [1] and perform As-Salât (Iqâmat-as-Salât),[2] and spend out of what We have provided for them [i.e. give Zakât [3], spend on themselves, their parents, their children, their wives, etc., and also give charity to the poor and also in Allâh’s Cause - Jihâd].

Ali Quli Qarai

who believe in the Unseen, and maintain the prayer, and spend out of what We have provided for them;

Amatul Rahman Omar

Those who believe in the existence of hidden reality, that which is beyond the reach of human perception and ordinary cognisance, and who observe the Prayer and spend (on others) out of that which We have provided for them,

Arthur John Arberry

who believe in the Unseen, and perform the prayer, and expend of that We have provided them;

Bijan Moeinian

[God fearing people are] Those Who believe in the existence of the unseen [beings and phenomena that man can not perceive with his senses such as microbes, atoms, angles, etc. ], worship God [five times a day as established by Islamic laws] and give to charity a part of their income/ provisions [which God has provided for them at first place.]

E. Henry Palmer

who believe in the unseen, and are steadfast in prayer, and of what we have given them expend in alms;

Edip-Layth

Those who acknowledge the unseen, and observe the contact prayer (sala), and from Our provisions to them, they spend.

George Sale

who believe in the mysteries of faith, who observe the appointed times of prayer, and distribute alms out of what We have bestowed on them;

Hamid S. Aziz

Who believe in the unseen, and are steadfast in worship, and spend of what We have given them;

Mahmoud Ghali

Who believe in the Unseen, and keep up the prayer, and expend of what We have provided them,

Marmaduke Pickthall

Who believe in the Unseen, and establish worship, and spend of that We have bestowed upon them;

Mohamed Ahmed - Samira

Who believe in the Unknown and fulfil their devotional obligations, and spend in charity of what We have given them;

Muhammad Asad

Who believe in [the existence of] that which is beyond the reach of human perception, and are constant in prayer, and spend on others out of what We provide for them as sustenance;

Mustafa Khattab

who believe in the unseen,[1] establish prayer, and donate from what We have provided for them,

Progressive Muslims

Those who believe in the unseen, and hold the contact-method, and from Our provisions to them they spend.

Sahih International

Who believe in the unseen, establish prayer, and spend out of what We have provided for them,

Sam Gerrans

Those who believe in the Unseen, and uphold the duty, and of what We have provided them they spend;

Shabbir Ahmed

Those who wish to journey through life in blissful honor and security, are the ones who believe in the Law of Cause and Effect, though the stages of action and its reaction might be hidden from their senses.

Syed Vickar Ahamed

(For those) who believe in the Unseen, who are steadfast in prayer, who spend out of what We have given them;

Taqi Usmani

who believe in the Unseen, and are steadfast in Salāh (prayer), and spend out of what We have provided them;

The Monotheist Group

Those who believe in the unseen, and hold the contact prayer, and from Our provisions to them they spend.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

qui croient à lʹinvisible et accomplissent la Salât et dépensent (dans lʹobéissance à Allah), de ce que Nous leur avons attribué,

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

die geloven in het verborgene, de salaat verrichten en bijdragen geven van wat Wij hun voor hun levensonderhoud gegeven hebben

Hollandaca — Salomo Keyzer

Van hen, die de mysteriën gelooven, het gebed nauwlettend doen, en weldaden verspreiden van de bezittingen, die wij hun verleenen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

которые веруют в сокровенное [признают существование Аллаха и верят в то, что Он сообщил], и которые совершают (обязательную) молитву (надлежащим образом) [своевременно, смиренно перед Господом и предаваясь молитве душой] и из того, чем Мы наделили их [из своего дозволенного имущества], расходуют (на пути Аллаха, как обязательную и добровольную милостыню),

Rusça — Osmanov

тех, которые веруют в сокровенное, всегда вершат молитвенный обряд салат, раздают милостыню из того, что мы определили им в удел;

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

dem som tror på (existensen av) det som är dolt för människor, dem som förrättar bönen och som ger åt andra av vad Vi har skänkt dem för deras försörjning