Ra'd Suresi 25. Ayet — Elfaz
Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.
1وَالَّذِينَve(e)lleƶīnekimselerBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
2يَنْقُضُونَyenḳuDūnebozan(lar)Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibن ق ضYıkmak, bozmak, sözleşmeyi bozmak, bir şeyi iptal etmek, anlaşmayı ihlal etmek, çözmek/bükmek
4اللّٰهِ(a)llahiAllah'aLafza-i Celal
5مِنْminHarf-i Cer
8وَيَقْطَعُونَve yeḳTaǔneve kesenlerBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetle
9مَاmāşeyiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10اَمَرَemeraemrettiğiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
11اللّٰهُ(a)llahuAllah'ınLafza-i Celal
12بِهِbihionunlaHarf-i Cer+Zamir
13اَنْenMasdar Harfi
14يُوصَلَyūSalebitiştirilmesiniMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibو ص لUlaşmak, erişmek, bağlanmak, uygulamak, yakınlaştırmak, gelmek/iletmek/aktarmak, devam etmek, birlik (arkadaşlar/dostlar/sevgililer arasında).
15وَيُفْسِدُونَve yufsidūneve bozgunculuk yapanlarBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıف س دyozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet.
16فِيfīHarf-i Cer
17الْاَرْضِl-erDiyeryüzündeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
18اُو۬لٰٓئِكَulāikeişteİşaret Zamiri
19لَهُمُlehumuonlaradırHarf-i Cer+Zamir
20اللَّعْنَةُl-leǎ'netula'netMarife (Belirlilik Takısı)+İsimل ع نKovmak, lanetlemek, merhamet ve nimetlerden mahrum bırakmak, mahkum etmek, beddua etmek.
21وَلَهُمْve lehumve OnlarınBağlaç+Harf-i Cer+Zamir