Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

fe lemmā ƶehebū bihi ve ecmeǔ en yec'ǎlūhu fī ğayābeti l-cubbi ve evHaynā ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hāƶā ve hum lā yeş'ǔrūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَلَمَّاfe lemmānihayet
2ذَهَبُواƶehebūذ ه بgitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermekgötürdüler
3بِهِbihionu
4وَاَجْمَعُٓواve ecmeǔج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.ve karar verdiler
5اَنْen
6يَجْعَلُوهُyec'ǎlūhuج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakatmaya
7فِي
8غَيَابَتِğayābetiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişidibine
9الْجُبِّl-cubbiج ب بBir kuyu, bol su içeren bir kuyu, derin/geniş bir kuyu, çekildi/geri çekildi/kaçındı/uzaklaştı, kaçma eylemi. Yağmur suyunun toplandığı bir dağdaki oyuk.kuyunun
10وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāو ح يİşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece dinleyenin duyabileceği fısıltı tonunda bir şey söylemek ama yanında duran kişinin duyamayacağı şekilde.ve biz vahyettik
11اِلَيْهِileyhiO'na
12لَتُنَبِّئَنَّهُمْle tunebbiennehumن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberandolsun haber vereceksin
13بِاَمْرِهِمْbi emrihimا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakonların işlerini
14هٰذَاhāƶābu
15وَهُمْve humve onlar
16لَاhiç değillerken
17يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneش ع رbilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi sözfarkında

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep berâber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmiştik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep berâber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmiştik.

Adem Uğur

Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.

Ahmed Hulusi

Nihayet Onu alıp götürdüler ve Onu kuyunun dibinde bırakmaya karar verdiler. . . Biz de Ona: "Andolsun ki, onların seni tanımadıkları bir ortamda, yaptıklarını yüzlerine vuracaksın!" diye vahyettik.

Ahmet Tekin

Onu götürüp, suyu çekilmek üzere olan bir kuyuya atmaya birlikte karar verdikleri zaman biz Yûsuf’a: 'Andolsun ki, sen onların bu planlarını, onlar farkında değillerken, kendilerine haber vereceksin' diye vahyettik.

Ahmet Varol

Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: 'Andolsun sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin' diye vahyettik.

Ali Bulaç

Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."

Ali Fikri Yavuz

Nihayet kardeşleri, Yûsuf’u alıp götürünce, onu kuyunun dibine koymaya karar verdiler. Biz de Yûsuf’a şöyle vahyettik: “- Muhakkak sen onlara, hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin.”

Ali Rıza Safa

Sonunda, Onu götürüp, suyu çekilmiş bir kuyuya bırakmak için topluca sözleştiklerinde, Ona, şöyle bildirdik: "Bu yaptıklarını, onlara kesinlikle anlatacaksın; üstelik kavrayamadıkları bir sırada!"

Bayraktar Bayraklı

Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a,"Andolsun ki sen onların bu işlerini, onlar farkına varmadan kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

Bekir Sadak

Yusuf'u goturup bir kuyunun derinliklerine birakmayi kararlastirdilar. Biz ona, kardeslerinin bu islerini kendileri farkina varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.

Celal Yıldırım

Ne vakit ki Yûsuf'u alıp götürdüler ve toplanıp onu kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdılar; biz de ona, «And olsun ki, sen (bir gün) onların bu yaptıklarını kendilerine, farkına varmadıkları bir halde haber vereceksin!» diye vahyettik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onu götürüp (kör) kuyunun dibine bırakmaya ittifakla karar verince bunu yaptılar. Onlar farkında değilken biz de Yûsuf’a vahyettik ki, “Onlara bu yaptıklarını elbet bir gün anlatacağız.”

Diyanet İşleri

Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

Diyanet İşleri (eski)

Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.

Diyanet Vakfi

Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: «Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin».

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yusuf'u alıp götürdükleri ve onu kuyunun dibine koymaya karar verdikleri zaman, Biz ona: "Andolsun ki, sen onlara, hiç farkında değillerken, bu işlerini haber vereceksin!" diye vahyettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine vakta ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahyettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin

Erhan Aktaş

O'nu alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. O sırada Yusuf'a: "Ant olsun onların bu yaptıklarını, bir gün gelecek yüzlerine vuracaksın." diye vahyettik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

O'nu alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. O sırada Yusuf'a: "Ant olsun onların bu yaptıklarını, bir gün gelecek yüzlerine vuracaksın." diye vahyettik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

O'nu alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. O sırada Yusuf'a: "Ant olsun onların bu yaptıklarını, bir gün gelecek yüzlerine vuracaksın." diye vahyettik.

Fizilal-il Kuran

Kardeşleri Yusuf'u kıra götürüp onu bir kuyunun dibine atmayı kararlaştırdıklarında, kendisine «İlerde, hiç beklemedikleri bir sırada, sana yaptıkları bu işi kardeşlerine hatırlatacaksın» diye vahyettik.

Gültekin Onan

Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu buyruklarını / buyrultularını haber vereceksin."

Hamdi Döndüren

Sonunda onlar, onu götürüp kuyunun dibine atmağa karar verdikleri anda Biz, Yusuf’a, “Sen onlara, bu yaptıklarını hem de onlar (senin kim olduğunu) bilmeden, haber vereceksin.” diye vahyettik.

Hasan Basri Çantay

Nihayet vaktaki onu götürdüler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaşdırdılar. Biz de kendisine: "Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, (bir gün) bu işlerini haber vereceksin" diye vahyetdik.

Hasib Asutay

(Kardeşleri) Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya birlikte karar verdikleri zaman, biz kendisine, 'Andolsun ki, sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin' diye vahyettik. (6) (6. Bir görüşe göre Hz. Yusufʼa peygamberlik bu sırada, diğer bir görüşe göre 22'nci âyet uyarınca rüşt yaşında verilmiştir.)

Hayrat Neşriyat

Nihâyet (kardeşleri) onu götürüp, kendisini kuyunun dibine bırakmaya hep berâber karar verdiklerinde (ona eziyet ettiler de biz) ona: 'Şânım hakkı için, bu işlerini onlar hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine haber vereceksin!' diye vahyettik.

İbni Kesir

Onu götürdükleri vakit, kuyunun derinliklerine bırakmayı birlikte kararlaştırdılar. Biz de kendisine vahyettik ki: Sen; onlara, kendileri hiç farkına varmadan yaptıklarını bir bir haber vereceksin.

Mehmet Okuyan

Onu götürüp de o kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya birlikte karar verdikleri zaman, (Yusuf’a) “Şüphesiz ki sen onlar farkına varamadan onların bu işlerini kendilerine bildireceksin.” diye vahyetmiştik (bildirmiştik).

Muhammed Esed

Ve böylece, onu kuyunun dibine atmaya karar verip yanlarında götürürlerken, kendisine "Gün gelecek (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda bu yaptıklarını kendilerine hatırlatacaksın!" diye vahyettik.

Mustafa İslamoğlu

İşte bu minval üzre, onu kuyunun derinliklerine atmada söz birliği etmiş bir halde yanlarında götürüyorlardı kı, Biz ona "(Bir gün gelecek) kendileri hiç farkında değilken onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin" diye ilham ettik.

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki, Yusuf ile beraber gittiler ve O'nu kuyunun dibine atmaya müttefikan karar verdiler. Biz de O'na şöyle vahyettik: «Kasem olsun ki, sen onlara hiç farkında olmadıkları halde bu işlerinden elbette haber vereceksin.»

Ömer Öngüt

Onu götürüp de kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman biz Yusuf'a: “Andolsun ki sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!” diye vahyettik.

Suat Yıldırım

Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf’a şöyle vahyettik: "Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın."

Süleyman Ateş

Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yusuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.

Süleymaniye Vakfı

Yusuf'u götürüp kuyunun dışarıdan gözükmeyen bir yerine bırakmayı kararlaştırdıklarında biz de ona şunu vahyettik: "Yaptıkları bu işi, hiç beklemedikleri bir anda, onlara kesinlikle bildireceksin."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Su çukurunun görünmeyen yerine bırakmak için söz birliği içinde götürdükleri sırada Yusuf'un içine şunu vahyettik: "Bir gün, hiç beklemedikleri bir anda onlara, yaptıkları bu işi bildireceksin."

Şaban Piriş

Yusuf'u götürdüler, kararlaştırdıkları gibi onu bir kuyunun dibine bıraktılar. Biz de ona, onlara bu yaptıklarını haber vereceksin, fakat onlar seni tanımayacak diye vahyettik.

Tefhim-ul Kuran

Nitekim onu götürdükleri ve onu kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz de ona (şöyle) vahyettik: «Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.»

Ümit Şimşek

Yusuf'u götürdüklerinde, onu kuyu dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de ona 'Sen onlara bu yaptıklarını, farkında olmadıkları bir sırada haber vereceksin' diye vahyettik.

Yaşar Nuri Öztürk

Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: "Yemin olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Qardaşları onu aparıb quyuya atmaq qərarına gəldikdə biz ona belə vəhy etdik: “Sən onlara bu əməlləri barəsində gözləmədikləri bir halda xəbər verəcəksən”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Qardaşları) onu (Yusifi) götürüb (çölə) apararkən onu quyuya atmaq üçün sözü bir yerə qoydular. Biz (Yusifə): ″Sən (bir vaxt) onlara (qardaşlarına) özlərinin bu işi barəsində heç gözləmədikləri (səni tanımadıqları) halda xəbər verəcəksən!″ – deyə vəhy etdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als sie ihn weit weggeführt und allesamt beschlossen hatten, ihn in den Brunnen zu setzen, gaben Wir ihm ein: ʺDu wirst ihnen gewiß eines Tages diese Tat vorhalten, und sie werden nicht merken, daß du es bist.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Als sie ihn mitnahmen und sich geeinigt hatten, ihn in die verborgene Tiefe des Brunnenlochs zu stecken, gaben Wir ihm ein: ʺDu wirst ihnen ganz gewiß noch diese ihre Tat kundtun, ohne daß sie merken.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und als sie ihn also mit sich fortnahmen und beschlossen, ihn in die Tiefe des Brunnens zu werfen gaben Wir ihm ein: ʺDu wirst ihnen diese ihre Tat dereinst sicherlich verkünden, ohne daß sie es merken.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Alsdann nahmen sie ihn mit und entschlossen sich, ihn in der Tiefe des Brunnens zu lassen. Dann ließen WIR ihm Wahy zuteil werden: ʺDu wirst ihnen über diese ihre Angelegenheit doch noch kundtun.ʺ Und sie merkten es nicht.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And they took him and went away, and agreed among themselves, and were united in thought, to place him at the bottom of the well -said to have been dry-. There and then We inspired just confidence and peace of mind to him -Yusuf- and inspired him with the feeling, thus: "You shall one day inform them of the evil they had committed against you at a time when they fail to recognize you nor perceive ever they shall see you again."

Abdul Haleem

Then they took him away with them, resolved upon throwing him into the hidden depths of a well- We inspired him, saying, ‘You will tell them of all this [at a time] when they do not realize [who you are]!’-

Abdullah Yusuf Ali

So they did take him away, and they all agreed to throw him down to the bottom of the well: and We put into his heart (this Message): 'Of a surety thou shalt (one day) tell them the truth of this their affair while they know (thee) not'

Abul A'la Maududi

So when they went away with Joseph and decided to cast him in the bottom of the dark pit, We revealed to Joseph: "Surely a time will come when you will remind them of their deed. They know nothing about the consequence of what they are doing."

Aisha Bewley

But when, in fact, they did go out with him and gathered all together and agreed to put him at the bottom of the well, We then revealed to him that: ‘You will inform them of this deed they perpetrate at a time when they are totally unaware. ’

Al-Hilali & Khan

So, when they took him away and they all agreed to throw him down to the bottom of the well, (they did so) and We revealed to him: "Indeed, you shall (one day) inform them of this their affair, when they know (you) not."

Ali Quli Qarai

So when they took him away and conspired to put him into the recess of a well, We revealed to him, ‘[A day will come when] you will surely inform them about this affair of theirs while they are not aware [of your identity]. ’

Amatul Rahman Omar

So when (after forcing their father) they took him away and agreed to put him into the depths of a dry well (and carried their plan out), We revealed to him (- Joseph), `You shall certainly tell them (one day) of this (treacherous) doing of theirs while they perceive not. '

Arthur John Arberry

So when they went with him, and agreed to put him in the bottom of the well, and We revealed to him, 'Thou shalt tell them of this their doing when they are unaware. '

Bijan Moeinian

When they convinced the father, took him out and threw him in the well, I revealed to Joseph: "A time will come when you will reproach them for what they are doing. For the moment [they have admitted the Satan so deeply in themselves that] they do not realize what they are doing."

E. Henry Palmer

And when they had gone off with him and agreed to put him in the depths of the pit, and we inspired him, 'Thou shalt surely inform them of this affair of theirs and they shall not perceive. '

Edip-Layth

So, when they went with him they had agreed to place him at the bottom of the well. We inspired him: "You will inform them of this act of theirs while they will not expect it."

George Sale

And when they had carried him with them, and agreed to set him at the bottom of the well, they executed their design: And We sent a revelation unto him, saying, thou shalt hereafter declare this their action unto them; and they shall not perceive thee to be Joseph.

Hamid S. Aziz

Said they, "Why, if the wolf should devour him while we are so (strong) a band, verily, then we should ourselves have perished first. "

Mahmoud Ghali

So, when they went with him, they agreed (Literally: and they agreed) together to set him down in the unseen (bottom) of the pit; and We revealed to him, "Indeed you will definitely (fully) inform them of this, their command, (Or: their affair) and they are not aware. "

Marmaduke Pickthall

Then, when they led him off, and were of one mind that they should place him in the depth of the pit, We inspired in him: Thou wilt tell them of this deed of theirs when they know (thee) not.

Mohamed Ahmed - Samira

So, when they took him out they planned to throw him into an unused well. We revealed to Joseph: "You will tell them (one day) of this deed when they will not apprehend it."

Muhammad Asad

And so, when they went away with him, they decided to cast him into the dark depths of the well. And We revealed [this] unto him: "Thou wilt yet remind them of this their deed at a time when they shall not perceive [who thou art]!"

Mustafa Khattab

And so, when they took him away and decided to throw him into the bottom of the well, We inspired him: "˹One day˺ you will remind them of this deed of theirs while they are unaware ˹of who you are˺."

Progressive Muslims

So, when they went with him they had agreed to place him at the bottom of the well. And We inspired to him: "You will inform them of this act of theirs while they will not expect it."

Sahih International

So when they took him [out] and agreed to put him into the bottom of the well. .. But We inspired to him, "You will surely inform them [someday] about this affair of theirs while they do not perceive [your identity]."

Sam Gerrans

Then when they went with him, and agreed to place him in the depth of the well[...]. And We revealed to him: “Thou wilt inform them of this deed of theirs when they perceive not.”

Shabbir Ahmed

Unanimous in their decision, they led Joseph to cast him into a deep well. When they were placing Joseph in the well, We revealed to him that he would remain secure, and one day he would tell his brothers about what they did. We also revealed to him that it would be a mystery to them as to how Joseph was saved!

Syed Vickar Ahamed

So when they did take him away, and they all agreed to throw him down to the bottom of the well: And We put into his heart (the foretelling): "Surely, you will tell them (one day) the truth of this their affair while they do not know (you). "

Taqi Usmani

So, when they went away with him and were determined to put him in the bottom of a pit, (they did accordingly). And We revealed to him (Yūsuf), "You will (one day) remind them of this deed of theirs, and they will not recognize (you)."

The Monotheist Group

So,when they went with him they had agreed to place him into the bottom of the well. And We inspired to him: "You will inform them of this act of theirs while they will not expect it."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et lorsquʹils lʹeurent emmené, et se furent mis dʹaccord pour le jeter dans les profondeurs invisibles du puits, Nous lui révélâmes: ʺTu les informeras sûrement de cette affaire sans quʹils sʹen rendent compteʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema ew birin, bi tifaq biryar dan ku wî biavêjin binê bîrê. Me peyam jê re şand (û me jê re got:) Sond be ku tu dê vê kirina wan (rojekê) ji wan re bibêjî û (wê çaxê) ew nizanin (ku tu Yûsuf î).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen zij dan met hem weggingen kwamen zij overeen hem op de bodem van de waterput te zetten. En Wij openbaarden aan hem: ʺJij zult hun over deze zaak van hen nog wel mededelingen doen, terwijl zij het niet beseffen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen zij hem met zich hadden genomen, en overeengekomen waren, hem tot op den bodem des puts neder te laten, voerden zij hun voornemen uit; en wij zonden hem eene openbaring zeggende: Gij zult hun hierna deze hunne daad verklaren, en zij zullen niet bemerken, dat gij Jozef zijt.

Hollandaca — Siregar

Toen zij met hem weggingen en overeenkwamen om hem op de bodem van de put te werpen, openbaarden Wij aan hem: ʺJij zal hen zeker inlichten over die zaak van hun, terwijl zij het niet beseffen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

После того, как они увели его, они согласились поместить его в темени колодца. И Мы внушили ему [Йусуфу]: «Непременно, ты сообщишь им [[Это произойдет, когда ты скажешь им, что ты их брат Йусуф, против которого они устроили заговор и думали, что избавились от него.]] про это их дело, когда они и не будут знать [забудут об этом]».

Rusça — Osmanov

Когда же братья отправились с Йусуфом [в степь] и бросили его на дно колодца, Мы внушили Йусуфу: ʺТы непременно напомнишь им об этом их деянии, когда они об этом и думать забудутʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Så gick de då ut med honom och de fattade gemensamt beslutet att kasta honom i brunnen. - (Då) ingav Vi honom denna tanke: ʺ(En dag) kommer du att berätta för dem om denna ogärning utan att de vet (vem du är).ʺ