Yunus Suresi 58. Ayet — Elfaz
De ki: "Ancak Allah'ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır."
1قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2بِفَضْلِbi feDlilütfuylaHarf-i Cer+İsimف ض لüstün olmak, seçkin olmak, aşmak, üstün, kazanmak/hediye, fayda/nimet/iyilik/lütuf bahşetmek
3اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
4وَبِرَحْمَتِهِve bi raHmetihive rahmetiyleBağlaç+Harf-i Cer+İsim+Zamirر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.
5فَبِذٰلِكَfe bi ƶālikeişte bununlaİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+İşaret Zamiri
6فَلْيَفْرَحُواfe l yefraHūsevinsinlerİsti'nafiye Edatı+Emir Lamı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibف ر حMemnun/mutlu/sevinçli/neşeli olmak, sevinmek, coşmak, coşan/sevinen kişi, canlı.
7هُوَhuvebuZamir
8خَيْرٌḣayrunhayırlıdırİsimخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.
9مِمَّاmimmāşeylerdenHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10يَجْمَعُونَyecmeǔnebiriktirdikleriMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.