Maide Suresi 97-100. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَاَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَاأُولِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

99.

Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı, hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.

Diyanet İşleri

98.

Bilin ki, Allah'ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

99.

Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

100.

(Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile." Ey akıl sahipleri! Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

97- Allah Beytü’l-Haram = Kâbe’yi, hürmetli ay’ı, Kâbe’ye gönderi­len gerdanlıklı, gerdanlıksız kurbanlıkları, insanların hayat düzeni için da­yanak kılmıştır. Bu, Allahʹın göklerde olanı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allahʹın her şeyi bilen olduğunu bilip anlamanız içindir.

98- Biliniz ki, Allah gerçekten hem vereceği cezâ bakımından çok şiddetlidir, hem de Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

99- Peygambere ancak teblîğ gerekir. Allah ise sizin neler açıkla­dığınızı, neler gizlediklerinizi bilir.

100- De ki: Murdarın çokluğu senin hoşuna gidip hayretini mucip olsa da murdarla pâk bir değildir. O halde ey sağduyu sâhipleri! Allahʹtan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Cevzîʹnin Câbir b. Abdullah (R. A. )dan yaptığı rivâyette, bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimize gelerek şunu sordu:

- Ey Allahʹın Peygamberi! İçki benim ticaretim idi, elde ettiğim mal ve servet ile Allah’ın taâtinde bulunursam bana bir yarar sağlar mı?

Bu soruya Resûlüllâh (A. S. ) şu cevabı verdi:

- Şüphesiz ki Allah pâk ve nezihtir, ancak pâk ve nezîh şeyleri se­ver.

Bunun üzerine yukarıdaki 100. âyet indi. (Lübabü’t-Te’vîl /Alaeddin Ali: 1/489)

İLGİLİ HADÎSLER

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Mekkeʹyi fethettiği gün oradaki insanlara şöyle hitapta bulundu:

«Şüphesiz ki bu şehri, Allah gökleri ve yeri yarattığı gün kutlu kılıp hürmete lâyık görmüştür. O halde bu şehir kıyâmete kadar Allahʹın hür­metiyle haramdır; dikenleri koparılmaz, avı ürkütülmez, yitiği alınmaz, -ancak sâhibini bulmak amacıyla alıp ilân eden müstesnâ- otları biçil­mez. » (Buharî/hac: 43 - sayd: 8, 10, cizye: 22, ilim: 39, diyat: 8 - Lukta: 7 - Müslim/hac: 445, 447, 448 - Nesâî/menâsik: 110 - Ahmed: 1/259, 316, 318)

KÂBEʹNİN ÖNEMİ

«Allah Beytü’l-Haram = Kâbeʹyi insanların hayat düzeni için dayanak kılmıştır. »

Son din ile asıl hüviyet ve kudsiyetine kavuşan Kâbe, şüphesiz ki, Allah’a ibâdet için yeryüzünde ilk yapılan mâbettir. İnsan nüfusunun en çok yaşadığı Afrika ile Asya kıtaları arasında yer alan Arap Yarımadası ve bu yarımadada kurulan Allahʹın kutlu ve hürmetli evi Kâbe, daha çok ina­nan insanların hayatını, dünya ve âhiretini düzende ve dengede tutmanın en sağlam ölçü ve dayanağıdır. Bu bakımdan Kâbe, ırk, renk, dil, soy, servet ve makam farkını kaldırır, Allahʹa, Peygambere ve âhirete inanan insanları bir araya getirip yüksek bir ideal, çok şerefli bir amaç uğrunda kardeş yapan, birlik, dirlik ve kaynaşmayı sağlayan en feyizli imân ve ir­fan mektebidir.

Bu mektep Allah’ın koyduğu esaslar, prensipler ve amaçlar doğrultu­sunda sağlıklı çalıştığı takdirde, insanların dünya ve âhiret hayatını mut­laka düzene sokar.

İşte hac ve umrenin, Kâbe’ye gönderilen kurbanlıkların önemini bu açıdan düşünüp değerlendirdiğimizde Kâbeʹnin neden Tevhît İnancının merkezi ve fışkırdığı yer olduğu ve neden iki büyük kıtʹa arasında kurul-. duğu daha iyi anlaşılır.

KUTSAL KÂBE VE İKİ ÖNEMLİ CEVHER

Biri, birlik ve kardeşlik ruhu ve mayası içinde Allahʹa dosdoğru imân cevheri; diğeri siyah altın (petrol) cevheri. Birincisi ruhların güçlenmesini, hayat dengesinin sağlanmasını, bedenle ruh, dünya ile âhiret arasında en sağlam köprünün kurulmasını amaçlar. İkincisi, imânı ekonomik güçle birleştirip dünyadaki küfür ve tuğyanı önlemeye, Allah Kelimeʹsinin daha yüce olmasını gerçekleştirmeye yöneliktir.

Kur’ân bu iki hakikate dikkatleri çekerek, «Bu, Allah’ın göklerde ola­nı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allahʹın her şeyi bilen olduğu­nu bilip anlamanız içindir» belgesiyle sağduyu sahiplerine seslenir.

İslâm ülkeleri bu iki cevheri -Kur’ânʹın hayat düzeni doğrultusunda- çok iyi değerlendirmek sorumluluğunu taşımaktadır. Kurʹânʹın ve Kâ­beʹnin gölgesinde İslâm kardeşliğini birlik ruhu düzeyinde gerçekleştirmez de benlik-senlik kavgasına, tartışma ve sürtüşmesine yol açarlarsa, Al­lah’ın hayat kanunları değişmez ve İslâm ülkeleri en ağır tokatı bu kanun­dan yer ve sersemleşirler. Çünkü Allah’ın vereceği cezâ pek şiddetlidir. Kur’ân bunu en duyarlı anlamda açıklamıyor mu? Dönüş yapıp Kur’ân’ın gölgesinde birleşirlerse, bilsinler ki, «Allah çok bağışlayan ve çok merha­met edendir» buyurmuyor mu?

PEYGAMBER GÖREVİNİ HAKKIYLA YERİNE GETİRMİŞTİR

«Peygambere ancak teblîğ gerekir. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz söz ve davranışlarıyla, yüklendiği çok şerefli görevi, teblîğ düzeyinde en mükemmel şekilde yerine getirmiş ve son sözünü söyleme bahtiyarlığı içinde Allah’ı şâhit tutarak Refik-i Âlâ­sına yükselmiştir. VEDÂ’ Hutbesi bunun en son ve güzel örneklerinden sa­dece biridir.

Şimdi artık görev İslâm ilim adamlarına, mürşitlere ve okumuşlara düşüyor. Kur’ân bunu açıklıyarak: «Peygamberin görevi sadece tebliğdir. Allah ise sizin neler açıkladığınızı ve neler gizlediğinizi bilir. » gereken uya­rısını yapıyor.

İYİ İLE KÖTÜ - TEMİZ İLE MURDAR

«De ki: Murdarın çok­luğu senin hoşuna gidip hayretini mucip olsa da, murdar ile pâk bir de­ğildir. »

Birbirine karşıt kavramlar. İslâm, insana yalnız iyi, pâk ve nezîh nes­neleri, yararlı ve yüceltici şeyleri helâl kılıp, zararlı, kötü ve murdar şey­leri yasaklar. Çünkü insanı yaratan Allah, ona nelerin faydalı, nelerin za­rarlı olduğunu daha iyi bilir, o mutlak hikmet sahibidir.

HARAM AYLARI

HARAM AYLARI, İslâm’dan önce Araplar arasında hürmet edilen bir barış devresi olarak rağbet görmüştür. Birbirleriyle aralıksız vuruşan, ta­lancılık yapan, çeşitli cinayet ve kötülükler işlemekte yarışan Araplar, Zilkaade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları girince bu yarışmayı bırakıp güven havası estirmeye çalışırlardı. Böylece zayıf kabileler, kimsesizler hiç olmazsa bu dört ay rahat bir nefes alabilirdi.

İslâm gelinceye kadar -bunun devamı sağlanmış- bu köklü âdet bütün kabileler tarafından benimsenmişti. İslâm Devleti güçleninceye kadar bu âdete dokunulmamış, üstelik devam etmesine hız verilmiştir. Devletin te­meli oturtulup hâzinesi ve ordusu vücut bulunca, artık sulh ve esenlik için, güven ve rahat nefes alabilmek için senenin her ayı bu düzeye getirilmiş, böylece haram aylarına bir özellik vermenin anlamı kendiliğinden kalk­mıştır.

Çünkü İslâm barış ve esenlik, rahmet ve adâlet dinidir. Zayıftan ya­nadır; zâlimin karşısındadır. Allahʹın keskin kılıcı haddini bilmiyenlerin te­pesi üzerinde sallanmakta ve başkasını rahatsız edenler bu sistemde hiç­bir şekilde yardımcı bulamamaktadırlar.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle daha çok peygamberin görevinin sadece teblîğ olduğu açıklandı. Bu sebeple peygamberin dinî konularda kendiliğinden bir hüküm verme yetkisi bulunmadığı, Allah’tan alıp öylece insanlara teb­lîğ ettiği hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, bir konuda İlâhî buyruk inmeden peygamberden soru sorulmaması; emir ve yasaklarla ilgili bir âyet indiğinde taşıdığı hük­mü anlamıyanların sormasında bir sakınca bulunmadığı açıklanıyor ve bu doğrultuda soru sorma adâp ve kuralına işâret ediliyor.