MEÂLİ:
97- Allah Beytü’l-Haram = Kâbe’yi, hürmetli ay’ı, Kâbe’ye gönderilen gerdanlıklı, gerdanlıksız kurbanlıkları, insanların hayat düzeni için dayanak kılmıştır. Bu, Allahʹın göklerde olanı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allahʹın her şeyi bilen olduğunu bilip anlamanız içindir.
98- Biliniz ki, Allah gerçekten hem vereceği cezâ bakımından çok şiddetlidir, hem de Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
99- Peygambere ancak teblîğ gerekir. Allah ise sizin neler açıkladığınızı, neler gizlediklerinizi bilir.
100- De ki: Murdarın çokluğu senin hoşuna gidip hayretini mucip olsa da murdarla pâk bir değildir. O halde ey sağduyu sâhipleri! Allahʹtan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Cevzîʹnin Câbir b. Abdullah (R. A. )dan yaptığı rivâyette, bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimize gelerek şunu sordu:
- Ey Allahʹın Peygamberi! İçki benim ticaretim idi, elde ettiğim mal ve servet ile Allah’ın taâtinde bulunursam bana bir yarar sağlar mı?
Bu soruya Resûlüllâh (A. S. ) şu cevabı verdi:
- Şüphesiz ki Allah pâk ve nezihtir, ancak pâk ve nezîh şeyleri sever.
Bunun üzerine yukarıdaki 100. âyet indi. (Lübabü’t-Te’vîl /Alaeddin Ali: 1/489)
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Mekkeʹyi fethettiği gün oradaki insanlara şöyle hitapta bulundu:
«Şüphesiz ki bu şehri, Allah gökleri ve yeri yarattığı gün kutlu kılıp hürmete lâyık görmüştür. O halde bu şehir kıyâmete kadar Allahʹın hürmetiyle haramdır; dikenleri koparılmaz, avı ürkütülmez, yitiği alınmaz, -ancak sâhibini bulmak amacıyla alıp ilân eden müstesnâ- otları biçilmez. » (Buharî/hac: 43 - sayd: 8, 10, cizye: 22, ilim: 39, diyat: 8 - Lukta: 7 - Müslim/hac: 445, 447, 448 - Nesâî/menâsik: 110 - Ahmed: 1/259, 316, 318)
KÂBEʹNİN ÖNEMİ
«Allah Beytü’l-Haram = Kâbeʹyi insanların hayat düzeni için dayanak kılmıştır. »
Son din ile asıl hüviyet ve kudsiyetine kavuşan Kâbe, şüphesiz ki, Allah’a ibâdet için yeryüzünde ilk yapılan mâbettir. İnsan nüfusunun en çok yaşadığı Afrika ile Asya kıtaları arasında yer alan Arap Yarımadası ve bu yarımadada kurulan Allahʹın kutlu ve hürmetli evi Kâbe, daha çok inanan insanların hayatını, dünya ve âhiretini düzende ve dengede tutmanın en sağlam ölçü ve dayanağıdır. Bu bakımdan Kâbe, ırk, renk, dil, soy, servet ve makam farkını kaldırır, Allahʹa, Peygambere ve âhirete inanan insanları bir araya getirip yüksek bir ideal, çok şerefli bir amaç uğrunda kardeş yapan, birlik, dirlik ve kaynaşmayı sağlayan en feyizli imân ve irfan mektebidir.
Bu mektep Allah’ın koyduğu esaslar, prensipler ve amaçlar doğrultusunda sağlıklı çalıştığı takdirde, insanların dünya ve âhiret hayatını mutlaka düzene sokar.
İşte hac ve umrenin, Kâbe’ye gönderilen kurbanlıkların önemini bu açıdan düşünüp değerlendirdiğimizde Kâbeʹnin neden Tevhît İnancının merkezi ve fışkırdığı yer olduğu ve neden iki büyük kıtʹa arasında kurul-. duğu daha iyi anlaşılır.
KUTSAL KÂBE VE İKİ ÖNEMLİ CEVHER
Biri, birlik ve kardeşlik ruhu ve mayası içinde Allahʹa dosdoğru imân cevheri; diğeri siyah altın (petrol) cevheri. Birincisi ruhların güçlenmesini, hayat dengesinin sağlanmasını, bedenle ruh, dünya ile âhiret arasında en sağlam köprünün kurulmasını amaçlar. İkincisi, imânı ekonomik güçle birleştirip dünyadaki küfür ve tuğyanı önlemeye, Allah Kelimeʹsinin daha yüce olmasını gerçekleştirmeye yöneliktir.
Kur’ân bu iki hakikate dikkatleri çekerek, «Bu, Allah’ın göklerde olanı da, yerde olanı da bildiğini ve gerçekten Allahʹın her şeyi bilen olduğunu bilip anlamanız içindir» belgesiyle sağduyu sahiplerine seslenir.
İslâm ülkeleri bu iki cevheri -Kur’ânʹın hayat düzeni doğrultusunda- çok iyi değerlendirmek sorumluluğunu taşımaktadır. Kurʹânʹın ve Kâbeʹnin gölgesinde İslâm kardeşliğini birlik ruhu düzeyinde gerçekleştirmez de benlik-senlik kavgasına, tartışma ve sürtüşmesine yol açarlarsa, Allah’ın hayat kanunları değişmez ve İslâm ülkeleri en ağır tokatı bu kanundan yer ve sersemleşirler. Çünkü Allah’ın vereceği cezâ pek şiddetlidir. Kur’ân bunu en duyarlı anlamda açıklamıyor mu? Dönüş yapıp Kur’ân’ın gölgesinde birleşirlerse, bilsinler ki, «Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir» buyurmuyor mu?
PEYGAMBER GÖREVİNİ HAKKIYLA YERİNE GETİRMİŞTİR
«Peygambere ancak teblîğ gerekir. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz söz ve davranışlarıyla, yüklendiği çok şerefli görevi, teblîğ düzeyinde en mükemmel şekilde yerine getirmiş ve son sözünü söyleme bahtiyarlığı içinde Allah’ı şâhit tutarak Refik-i Âlâsına yükselmiştir. VEDÂ’ Hutbesi bunun en son ve güzel örneklerinden sadece biridir.
Şimdi artık görev İslâm ilim adamlarına, mürşitlere ve okumuşlara düşüyor. Kur’ân bunu açıklıyarak: «Peygamberin görevi sadece tebliğdir. Allah ise sizin neler açıkladığınızı ve neler gizlediğinizi bilir. » gereken uyarısını yapıyor.
İYİ İLE KÖTÜ - TEMİZ İLE MURDAR
«De ki: Murdarın çokluğu senin hoşuna gidip hayretini mucip olsa da, murdar ile pâk bir değildir. »
Birbirine karşıt kavramlar. İslâm, insana yalnız iyi, pâk ve nezîh nesneleri, yararlı ve yüceltici şeyleri helâl kılıp, zararlı, kötü ve murdar şeyleri yasaklar. Çünkü insanı yaratan Allah, ona nelerin faydalı, nelerin zararlı olduğunu daha iyi bilir, o mutlak hikmet sahibidir.
HARAM AYLARI
HARAM AYLARI, İslâm’dan önce Araplar arasında hürmet edilen bir barış devresi olarak rağbet görmüştür. Birbirleriyle aralıksız vuruşan, talancılık yapan, çeşitli cinayet ve kötülükler işlemekte yarışan Araplar, Zilkaade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları girince bu yarışmayı bırakıp güven havası estirmeye çalışırlardı. Böylece zayıf kabileler, kimsesizler hiç olmazsa bu dört ay rahat bir nefes alabilirdi.
İslâm gelinceye kadar -bunun devamı sağlanmış- bu köklü âdet bütün kabileler tarafından benimsenmişti. İslâm Devleti güçleninceye kadar bu âdete dokunulmamış, üstelik devam etmesine hız verilmiştir. Devletin temeli oturtulup hâzinesi ve ordusu vücut bulunca, artık sulh ve esenlik için, güven ve rahat nefes alabilmek için senenin her ayı bu düzeye getirilmiş, böylece haram aylarına bir özellik vermenin anlamı kendiliğinden kalkmıştır.
Çünkü İslâm barış ve esenlik, rahmet ve adâlet dinidir. Zayıftan yanadır; zâlimin karşısındadır. Allahʹın keskin kılıcı haddini bilmiyenlerin tepesi üzerinde sallanmakta ve başkasını rahatsız edenler bu sistemde hiçbir şekilde yardımcı bulamamaktadırlar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle daha çok peygamberin görevinin sadece teblîğ olduğu açıklandı. Bu sebeple peygamberin dinî konularda kendiliğinden bir hüküm verme yetkisi bulunmadığı, Allah’tan alıp öylece insanlara teblîğ ettiği hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, bir konuda İlâhî buyruk inmeden peygamberden soru sorulmaması; emir ve yasaklarla ilgili bir âyet indiğinde taşıdığı hükmü anlamıyanların sormasında bir sakınca bulunmadığı açıklanıyor ve bu doğrultuda soru sorma adâp ve kuralına işâret ediliyor.