MEÂLİ:
88- Rahmân çocuk edindi, dediler.
89- And olsun ki, çok çirkin ve de büyük bir söz ortaya getirip attınız.
90- 91- Neredeyse Rahmânʹa çocuk isnât etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek.
92- Oysa Rahmânʹa çocuk edinmek yakışmaz, (Oʹnun ilâhlık vasfına uygun düşmez).
93- Göklerde ve yerde her kim ve ne varsa mutlaka Rahmânʹa kul olarak gelirler.
94- And olsun ki, O, onları birer birer sayıp hesaplamıştır.
95- Ve hepsi de Kıyâmet günü Oʹna yalnız başına gelecektir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Duyduğu eziyete karşı Allahʹtan daha sabırlı kimse yoktur. Oʹna ortak koşuluyor, evlât isnat ediliyor. Oysa O, o iftira ve isnatçıların hem rızıklarını verir, hem de onlara âfiyet bahşeder. » (Buharî/edeb: 71, tevhîd: 3- Müslim/münafikîn: 49, 50- Ahmed: 4/395, 401, 405)
«Ölülerinize Lâ ilâhe illâllah şehadetini telkîn ediniz. Kim ölüm vaktinde bunu söylerse, Cennet ona vâcip olur. »
Bunun üzerine Ashab-ı Kirâm sordu:
- Ya bunu sağlıklı zamanında söyleyen kimse?..
Cevap verdi:
- Ona da (Cennet) vâcip olur. Çanımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki: Gökleri, yeri ve bunlarda, aralarında olan bütün şeyleri getirip terazinin bir kefesine, Lâ ilâhe illâllahʹı da diğer kefesine koysalar, elbette bu kelime ağır gelir. » (Müslim/cenâiz: 1, 2- Ebû Dâvud/cenâiz: 16- Tirmizî/cenâiz: 7- Nesâî/ cenâiz: 4- İbn Mâce/cenâiz: 3- Ahmed: 3/3)
RAHMÂNʹIN EŞİ, OĞLU, DENGİ VE BENZERİ YOKTUR
«Rahmân çocuk edindi, dediler. And olsun ki, çok çirkin ve de büyük bir söz ortaya getirip attınız.. »
Kâinat düzeninde yer alan her şey, düzenin bir parçası olduğunu, belli bir plâna bağlı bulunduğunu, çok yüce bir kudretin tezgâhında şekillendiğini ve mutlak bir hikmete göre var kılındığını yansıtmaktadır.
Çocuk neslin devamı, ailenin tamamlayıcı parçasıdır. Allahʹın oğlu varsa, o halde neslini devam ettirmeğe muhtaçtır. İhtiyacı varsa, sonradan yaratılmadır. Sonradan yaratılmış ise, bir yaratıcının varlığı zorunludur. O takdirde de Allah yaratıcı olamaz, yaratılmış olabilir. Bu da her yönüyle ulûhiyete ve onunla içiçe olan Tevhîd İnancıʹna ters düşmekte ve temelinden yıkıp bir fasit daire meydana getirmektedir.
Rahmân’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek, meâlindeki âyeti dört ayrı yorumla açıklamak mümkündür:
1- Böylesine çirkin, ölçüsüz bir iddiayı göklerin ve yerin yaratılışı, kuruluşu, plânı ve mükemmel düzeni reddeder. Çünkü bunları böyle yaratanın mutlaka her şeyden müstağni olması gerekir. Aynı zamanda öncesiz ve sonrasızlığının zarûretî ortaya çıkar. Zira başlangıcı ve sonu olan bir şey, mutlaka sonradan yaratılmadır. Sonradan yaratılan ise, ilâh olamaz.
2- Allah’ın insanlara karşı rahmet ve hilmi olmasaydı, bu sözün dehşetinden gökler parçalanır, yer yarılır ve dağlar yerinden kayardı. Öyle ki, düzeni sağlayan İlâhî kanun kaldırılır ve öylece her şey altüst olurdu.
3- Bu gibi deyimler daha çok sözün ölçüsüzlüğünü, ilimden uzaklığını, ölçülüp tartılmadan şuursuzca söylendiğini belirtmek içindir.
4- Gökler, yer ve dağlar, eğer akledebilselerdi, böylesine Tevhîd İnancıʹna ters düşen çirkin bir iddiadan dolayı parçalanırlardı.
VARLIKTA NE VARSA, HEPSİ DE KUL OLARAK ALLAH’A GELİRLER
«Göklerde ve yerde her kim ve ne varsa mutlaka Rahmânʹa kul olarak gelir. »
İnsanlar isteseler de, istemeseler de İlâhî plâna uymak, Oʹnun koyduğu esasa göre bir sonuca erişmek zorundadırlar. İnsanlar Hakk’ı tasdîk de etseler, inkâra da sapsalar, kâinatta her şey O’nu anlamakta ve Oʹnun hilkat damgasını taşımaktadır. Kimi hal, kimi de kal diliyle tesbîhini sürdürmekte, varlığını Oʹna bağlayıp baş eğmektedir. Allahʹa baş eğmeyen insanlara gelince: Ölüm olayı ile ilk baş eğme devresine girerler ve tam bir inkıyat ve kulluk doğrultusunda Allah’a döndürülürler.
Gerçek bu olunca, baş eğmeler sürüp gider ve sonunda insan aczini anlayıp gerçeği öğrenir ama neden sonra..
RAHMÂN İSMİNİN TEKRARLANMASI
Meryem sûresinin son bölümlerinde Rahmân ismi ondan fazla yerde anılmaktadır. Önce bu ismin delâlet ettiği manayı özetleyip sunalım; sonra da sebep ve hikmetini açıklamaya çalışalım.
Rahmân: Rahmet kökünden gelen bir sıfattır. Kök mana olarak, rahmet ve iyiliği gerektiren kalp yufkalığı demektir. Ancak bu kavram bazan sadece kalp yufkalığı, bazan da sadece iyilikte bulunma mânalarında kullanılır. O halde Allahʹa nisbet edilip kullanılınca, ikinci manaya; insanlara nisbet edilince -ki edilmesi doğru değildir- birinci manaya delâlet eder.
Rahmân sıfatı, Allah’a has bir isim olarak tevkifî isimler arasında yer alır. Başkası hakkında kullanılması caiz değildir. Çünkü bu sıfat, varlık âlemini kapsayıp kuşatan bir rahmettir ki her şey kendi özelliğine ve yeteneğine göre bu rahmetten payını alır. Bu manayla dünyada müʹmini de, kâfiri de, putperesti de Rahmet sıfatının ihsanından ve tecellilerinden yararlanırlar. Yani bu sıfat hepsini kapsayıp kuşatmıştır. Su, hava, güneş, toprak, ürünler ve yeryüzündeki canlılar bütünüyle Rahmân sıfatının insanlığa takdim ettiği nimetlerdir. Herkes bu nîmetlerden yararlanmaktadır. Aynı zamanda aslan ve kaplan gibi yırtıcı vahşi hayvanlar bile, bu rahmetin birer tezahürü olarak kendi yavrularını yememekte, bir yerden başka bir yere taşırken incitmeden itina ile onları taşımaktadırlar. Âhiretʹte ise, bu rahmet, Rahîm sıfatının tecellileriyle sadece mü’minlerden yana yönelir. Her müʹmin imân ve irfanı, sahih amel ve hizmeti oranında ondan nasîbini alır.
RAHMÂN SIFATININ TEKRARLANMASININ HİKMETİ
1- İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) putperest olan babasına Rahmânʹdan dokunacak azâp, âhirette İlâhî rahmetten mahrûm kalacağına işârettir.
2- Şeytanʹın Rahmân’a başkaldırması, kendisine bu sıfattan yansıyan rahmetin nasıl büyük bir nîmet olduğunu idrâk etmemesinden kaynaklanmıştır. Oysa Cenâb-ı Hak ona da hep bu sıfatla nazar kılmıştı.
3- Rahmân sıfatının aralıksız tecellilerine mazhar olan ve bu sıfatın varlık âlemine nasıl yöneldiğini çok iyi bilen peygamberler, Rahmân’ın âyetleri okununca ağlayarak secdeye kapanmışlardır.
4- Gıyaplarında mü’min kullarına va’dedilen Adn Cennet’i, Rahmân’ın sonsuz rahmetinin âhirette Rahîm sıfatıyla tecelli etmesinin eseridir.
5- Rahmânʹa en çok başkaldıranların, topluluk arasından çıkarılıp ayrılmaları sağlanacak. Kendilerini bu rahmete lâyık düzeye getirmeyen nankörlerin kıyâmette bu rahmetten mahrum kalmaları, bu tutum ve anlayışlarının cezası olacaktır.
6- Rahmân olan Allah, rahmeti gereği, sapıklık içinde kalmak isteyenleri de bir süre erteler, onlara hemen azâp etmez, bunu daha çok âhirete bırakır. Aynı zamanda ölmeden önce dönüş yapıp Rahmânʹa dosdoğru kul olurlar diye onlara mühlet verir.
7- Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınanlar, dünyada Rahman sıfatından nasiplerini alacakları gibi, âhirette de bu sıfatın tecellisiyle kalkıp Oʹnun rahmetiyle ebediyen mutlu olacaklardır.
8- Rahmân’ın rahmetine lâyık olup canlılara karşı kalpleri yufkalaşanlar, kıyâmette bu sıfatın havasına kavuşup şefaat etmeye lâyık görülecekler.
9- Rahmân’ın rahmeti, iyilik ve ihsanıdır. İnsanların rahmeti, kalp inceliğinden doğan sıcak ilgi ve yardımdır. Bunun için Rahmân’a evlât edinmek yaraşmaz. İnsana ise, hem hayatın meyvası, hem neslin devamı bakımından lüzumludur.
10- Göklerde ve yerde kim ve ne varsa, hepsi de Rahmân’ın rahmetinin eseridir; O’nun kudretinden gelmişlerdir ve yine kul olarak O’na döneceklerdir. O rahmete göre salih amellerde bulunup düzenli bir hayat sürenler, kıyâmette yine ona ehil olacaklardır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹa evlât isnat edenlerin çok çirkin ve aynı zamanda büyük bir söz ortaya attıkları, Tevhîd İnancıʹnı temelinden yıkmaya yöneldikleri belirtildi. Oysa varlıkta ne varsa hepsinin Rahmân’a kul olarak geleceklerinde hiç şüphe olmadığına dikkatler çekilerek Allah’ın evlât edinmekten pak ve münezzeh olduğu açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle, imân temeli üzerinde salih amellerde bulunanların Rahmân olan Allah ile dostluk kurma mertebesine eriştirilecekleri müjdeleniyor. Kur’ân’ın indirilmesinin birçok sebeplerinden iki önemli kısmı üzerinde duruluyor. Sonra da Hakkʹa başkaldırıp inkârlarında ısrar edenlerin silinip belirsiz hale getirildikleri bildirilerek yaşamakta olan sapık inkârcıların bu hususu iyi düşünmeleri ihtar ediliyor.