MEÂLİ:
91- Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber hiç bir ilâh da yoktur; böyle olsaydı her ilâh yarattığını alıp (bir yana) giderdi de kimi kimine üstün gelirdi. Allah onların vasfedegeldiklerinden pâk ve münezzehtir.
92- Gaybı da, hazır olanı da bilendir; onların ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
ALLAHʹA ÇOCUK İSNAT EDEN ŞAŞKINLAR
«Allah hiçbir çocuk edinmemiştir.. »
Cahiliye devri Araplarının bir kısmı meleklerin Allahʹın kızları olduğunu iddia ettikleri gibi, Yahudilerden bir mezhep Üzeyirʹin, Hıristiyanlar ise, İsa (A. S. )ın Allahʹın oğlu olduğuna inanırlardı.
Üzeyir, kaybolan Tevratʹı yeniden derleyip ortaya çıkardığı için; İsâ (A. S. ) da hem babasız doğduğu, hem de ölüleri dirilttiği ve yine Hıristiyanların iddiasına göre, çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilip görüldüğü için ikisinin de ulûhiyet vasfı taşıdıkları inancına varılmış ve böylece Allah ve Peygamber hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan o insanlar, din adına en büyük günahı işlemişlerdir.
İlgili âyetle bu ve benzeri sakat inançlar reddedilmekte, ulûhiyet sınırıyla ubudiyet sınırının birbirine karıştırılmaması emredilmektedir.
Zira evlât edinmek bir ihtiyaçtır, aynı zamanda neslin devamını sürdürmeye yönelik bir duygudur ki, canlıların mayasına enjekte edilmiştir. Allah (c. c. ) ise, yaratılan bir varlık değil, yaratandır. Aynı zamanda öncesiz ve sonrasızdır. Onun hakkında bir soy-sop düşünülemiyeceği gibi, evlât edinme de düşünülemez. Aksi halde illet ve malûl halkaları birbirini izleyerek sonsuza dek uzanıp gider ve hiçbir olumlu netice almak mümkün olmaz. Oysa Allah ilk illettir ki ona akaitte: «İllet-i Ulâ» deniliyor. Böylece illet-malûl zinciri ona kadar uzanıp son bulur. Oʹnun üstünde bir illet söz konusu olamaz. Aksi halde fasit bir devr-i dâim başlar ve gider.
Allah’tan başka ilâh yoktur:
Kur’ân-ı Kerîm 91. âyetle yine Allahʹın varlığını, birliğini bütün sadeliğiyle korumak için aklî ve mantıkî düzeyde delil getirerek birden fazla ilâh inancını kökünden yıkmaktadır. Şöyle ki:
a) Allahʹtan başka ilâh olsaydı, her ilâh kendine has fiil ve tasarrufuyla ve kendine mahsus koyduğu kanunlarla yarattığı mahlûkatı daha üstün kılmaya yönelir ve diğer ilâhlara karşı üstünlük sağlama yollarını arardı. Böyle bir durumda bugünkü mutlak düzen olmaz, kâinatın plânı alt-üst olurdu. Kâinat düzeninin şaşmayan belli kanunlarla devam etmesi, bir tek ilâh’ın varlığının başlıca belge ve delilidir.
b) Şüphesiz çok ilâh ortamında sonu gelmeyen bir rekabet ortaya çıkar, biri diğerinden üstün gelmeye çalışır ve derken sonu gelmeyen savaşlar başgösterirdi. Öyle olunca da nizam-i âlem yıkılıp belirsiz hale gelirdi. Zira bir ülkede birden fazla hükümdar yaşayamaz. Nizam-i âlemin sapmadan, bozulmadan devam etmesi, sadece bir tek üstün kudretin varlığını yansıtmaktadır. (Fazla bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 42, Enbiyâ Sûresi: 22. âyetlerin tefsiri)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın birliğine delâlet eden belgelere yer verildi. O’nun her türlü ortak ve benzerden münezzeh olduğu açıklanarak beşer aklına ışık tutuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, bunca açık delil ve belgelere rağmen hâlâ inkârda ısrar edenlere bir azâbın yakında geleceği konu ediliyor. O bakımdan müşriklerin işleyegeldikleri kötülüklere iyilikle karşılık vermekte yarar bulunduğu üzerinde durularak İslâmiyetin hep iyilikten yana olduğuna işâret ediliyor. Sonra da şeytanın vesvese ve sürtüşlerinden Allahʹa sığınmamız emrediliyor. Arkasından, asıl pişmanlığın öldükten sonra duyulacağı ve inkârcıların gerçeği öğrenince dünyaya geri döndürülme isteğinde bulunacakları belirtilerek, ölmeden önce dönüş yapmanın gereği hatırlatılıyor.
Âhiret âleminde soy-sop bağlarının kesileceği ve herkesin kendi amel ve niyetiyle başbaşa kalacağı haber verilerek, hısım ve yakınlardan dolayı günaha girmenin, küfrü benimsemenin büyük bir hata olacağına dikkatler çekiliyor.