MEÂLİ:
91- Onlara: Allahʹın (rahmet olarak) İndirdiğine (Kur’ân’a) inanın, denildiği zaman, « Biz bize indirilene (Tevratʹa) inanırız» derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki (Kurʹân) onların yanındakini (Tevratʹı) tasdik eden hak (bir kitab)dır. De ki: Eğer (cidden) mü’minler iseniz bundan önce neden Allahʹın peygamberlerini öldürüyordunuz?
92- (Nerede Tevratʹa bağlılık ve imânınız? ) And olsun ki, Mûsâ size apaçık muʹcizeler, belgeler getirdi de sonra onun ardından buzağıyı (tanrı) edindiniz; zâlim olduğunuz halde (bu gibi küfrü gerektiren yola girdiniz. )
93- (Ve nerede sözünüzün doğruluğu ki) bir vakit sizden söz almıştık: Tûrʹu üzerinize yükseltip size verdiğimiz (Tevrat)ı sıkı tutun, (buyruklarımızı iyice) dinleyin, demiştik. (Ama) onlar (yani atalarınız), «Dinledik ve karşı geldik» demişlerdi. Küfürleri sebebiyle buzağıya (tapma) sevgisi (içlerine) sindirilmişti. De ki: Eğer müʹminler (olduğunuzu İddia ediyor) iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!
AHLÂKÎ YÖNÜ
Tevratʹın birçok hükümleriyle amel etmiyen ve bazı dünyevî maksatlarından dolayı onu tahrîf eden Yahudîler, Kur’ân’ın İsrâîloğullarıʹndan olmayan bir peygambere indirildiğini hazmedemiyerek onu inkâr ediyorlardı. Bildikleri halde onları hak yoldan alıkoyan tek kuruntuları bu idi.
Yukarıdaki âyetlerle onların bu haksız tutumları, göz göre göre yalan söyledikleri yüzlerine vurularak, imân ahlâkından ne kadar yoksun oldukları haber veriliyor: «Eğer (cidden) müʹminler iseniz bundan önce neden Allahʹın peygamberlerini öldürüyordunuz? » Halbuki onlar (o peygamberler) İsrâîloğullarıʹndan idiler. Ayni zamanda Tevrat, hiçbir peygamberin öldürülmesine cevâz vermemiştir. Nerede kaldı Yahudîlerin, «Biz, bize indirilene (Tevrat’a) inanırız» sözleri! Hakikatte ise onlar hiçbir semavî kitapla amel etmiyorlardı. İlâhî kitaplar onların elinde bir oyuncak, dilinde bir masal şeklini almıştı. Ahlâken bu kadar bayağılaşan, menfaati için her türlü yalan ve inkârı câiz gören bir millet asla felâh bulmaz. Akıbeti felâket ve husrân olur. Nitekim Yahudîler felaketten felâkete, hüsrandan hüsrana sürüklenmişlerdir.
İÇTİMAÎ YÖNÜ
Kendi gözüyle görebilen, kulağıyla dinliyebilen, kafasıyla düşünebilen ve her hususta ilimle dîni rehber edinmesini bilen âile ve milletler, yaşamanın en iyi yolunu bulmuş sayılırlar. Piramitleri yükselten, yüksek binalar yaptıran fir’avnların eriştiği medeniyet, milleti kör, sağır ve fikirsiz hale getirdiği ve görebilen, duyabilen, düşünebilen yalnız fir’avnlar olduğu için, o medeniyet el değiştirmek zorunda kalmış ve Mısırlılar da asırlarca doğru yolu bulamamışlardı.
İsrâîloğulları, Mısırʹda geçen iki asırlık zaman içinde göz ve kulaklarını kaybetmişlerdi. O kadar ki, ancak kendi mizaçlarında olan önderin gözüyle görebiliyor, kafasıyla düşünebiliyorlardı. Bu yüzden dalâlete düştüler. Hz. Mûsâʹnın açtığı geniş caddede yürümesini bilemediler. Sâmirî’nin yaptığı altın buzağıya tapınma bedbahtlığına uğradılar.
Cenâb-ı Hakk, yukarıdaki âyetlerle İslâm âlemini irşâd etmek için Yahudîleri misal olarak veriyor. Başkasının aklıyla düşünmeyin, gözleriyle görmeyin. Başka milletleri kendinizden üstün görerek onları efendi edinmeyin; ilim ve din, iki meşʹale halinde elinizde olsun. Önünüzü ancak bu ikisiyle aydınlatın. O zaman hakkı görebilir, gerçeği düşünebilirsiniz!
TAHLİLLER
(vesmeû) İtaat yollu dinleyin.
(gâlû semiğnâ ve asaynâ) Sözünü dinledik, emrine karşı geldik.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıda geçen âyetlerle Yahudîlerin samimi olmadığı, aslında hiç bir peygambere -İsrâîloğullarıʹndan olsun olmasın- inanmadıkları, sade Kur’ân-ı Kerîm ile değil, Tevrat ve İncil ile de amel etmedikleri bildirilerek, onların ne kadar yalancı olduğu ve sınırsız bir hırs perdesi altında kalb tıkanıklığına uğradıkları anlatılıyor.
Bu âyetlerle de onların devam edegelen samimiyetsizlikleri ortaya konularak dîn ve imân babında bütün iddiaları çürütülüyor.