Enbiya Suresi 89-91. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَزَكَرِيَّا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ وَالَّتِي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا اٰيَةً لِلْعَالَمِينَ

90.

Zekeriya'yı da hatırla. Hani o, Rabbine, "Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti.

Diyanet İşleri

90.

Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.

91.

Irzını korumuş olan kadını da (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da alemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

89- Zekeriyâ’yı da an, hani bir vakit o, «Rabbim, beni tek başıma bırakma; sen ki vârislerin en hayırlısısın» diyerek Rabbına duâ edip yal­varmıştı.

90- Onun duâsını kabul ettik de Yahyâʹyı kendisine bağışladık; eşi­ni de (gebe kalmaya) elverişli duruma getirdik. Şüphesiz ki onlar hayırlı işlerde birbirleriyle yarışıyorlar, ümit besleyerek için için saygı duyup korkarak bize duâ ediyorlardı. Hem bize içten derin saygı duyup (kalp­leri) ürperenlerdi onlar..

91- İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan o kadını (Meryemʹi) de an ki, biz ona ruhumuzdan üfledik; kendisini de, oğlunu da âlemlere açık bir âyet (belirgin bir muʹcize) yaptık.

ZEKERİYA PEYGAMBER (A. S. )

«Zekeriyaʹyı da an; hani bir vakit o, «Rabbim, beni tek başıma bırakma; sen ki vârisle­rin en hayırlısısın» diyerek Rabbına duâ edip yalvarmıştı.. »

Zekeriya (A. S. ) kıssasına hem Âl-i İmrân, hem de Meryem sûrelerin­de geniş yer verilmiş ve gereken açıklama yapılmıştır. Burada ise, pey­gamberlerin bazı vasıfları ve karşılaştıkları önemli olaylar birer teselli ve öğüt anlamında nakledilirken, Zekeriya Peygamber kıssasına kısaca dokunulmakta ve değişik bir anlatımla onun özellikleri ve duâsının kabu­lüne neden olan hususlar şöyle açıklanmaktadır:

1- Allah’a büyük bir ümitle bağlı bulunuyorlardı..

2- Kendisi ve eşi hayırlı işlerde yarışıyorlardı..

3- İçlerini ve dışlarını Allah korkusuyla disipline edip düzenli bir ha­yat yaşıyorlardı..

4- Her ikisi de içlerinde derin saygı duyarak Allahʹın yüce kudreti karşısında korkup ürperiyorlardı..

Buna mükâfat olarak, -kendisi hayli yaşlı, eşi de kısır olmalarına rağ­men- Allah (c. c. ) Yahya Peygamberi onlara bağışladı. (Bilgi için bak: Meryem Sûresi: 1-15. âyetlerin tefsiri)

Zekeriya kıssasının bu safhasıyla, Hz. Muhammed’in (A. S. ) İslâmi­yet ve ümmeti hakkındaki dileklerinin kabul olunduğuna; yakın gelecek­te İslâmʹın önce Arap Yarımadasıʹnı fethedeceğine işâret edilmekte, son­ra da kıtalar üzerine yayılacağı dolaylı şekilde haber verilmektedir.

Böylece mutlu günlerin yaklaştığı müjdelenerek sabır tavsiye edil­mekte ve teblîğ, irşat hizmetinin sürdürülmesi istenmektedir.

Ayrıca kıssada bütün mü’minleri ilgilendiren bir incelik söz konusu­dur. Şöyle ki: Duânın kabulüne neden olan dört husus her çağda, her mü’min için geçerli bir sünnettir. Kur’ân’da nakledilen bu ve benzeri olay­larla sünnetullahın ölçüleri sergileniyor ve müʹminlere yol gösteriliyor.

İFFET VE NAMUS SİMGESİ MERYEM

«İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan o kadın (Meryem)i de an ki, biz ona ruhumuzdan üfledik; kendisini de, oğlunu da âlemlere açık bir âyet (belirgin bir muʹcize) yaptık. »

Yine Âl-i İmrân, Nisa ve Meryem sûrelerinde Hz. Meryem hakkında geniş açıklama yapılmıştır. (Bilgi için bak: Meryem Sûresi: 16-34. âyetlerin; Nisâ Sûresi: 171. âye­tin; Âl-i İmrân sûresi: 59. âyetin tefsiri) Burada ise, Mekke’de çok ağır şartlar al­tında sıkıntılı günler geçiren Müslüman hanımlar teselli edilmekte ve taklîde lâyık örnek bir kadın misal verilmektedir. İmân, namus, iffet, doğ­ruluk, hakka bağlılık ve gönül yatışkanlığıyla ibadet gibi güzel vasıfların bir kadını ne kadar ünlü ve bahtiyar bir düzeye getirdiğine özellikle par­mak basılmaktadır.

Meryem’in bakire olduğu halde Melek Cebrâilʹin nefhasıyla İsaʹya (A. S. ) gebe kaldığı ve İsa (A. S. )ın babasız doğduğu birer muʹcize mahiye­tinde belirtilerek, bu gibi olağanüstü olayların mevcut ve câri kanunlar­la izahının mümkün olamıyacağı hatırlatılıyor. Aynı zamanda Âdem Pey­gamber’in ilk insan olarak anasız, babasız yaratıldığına benzer bir duru­mun İsa (A. S. ) hakkında tecelli ettiğine atıf yapılıyor.

İsa Peygamberʹin (A. S. ), büyük bir hayat ve enerji kaynağı olan Me­lek Cebrâilʹin üflemesiyle vücut bulması, bir bakıma âhireti unutup ken­dilerini tamamen dünya saltanatına veren İsrâil oğulları yapısında bozu­lan denge ve düzeni yeniden kurmaya yönelik bir hikmeti yansıtmaktadır. Çünkü yaratılışı gereği, İsa (A. S. )ın yüzü bütünüyle âhirete yönelik bulunuyordu. Yahudilerin ise, o dönemlerde de yüzleri olduğu gibi dünya­ya çevrili idi. Böylece İsa (A. S. )ın onlara peygamber olarak gönderilmesinin, dünyaları ile âhiretleri arasında bozulan bu dengenin sağlanmasıyla ilgili olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. (Bilgi için bak: Tahrîm Sûresi: 12. âyetin tefsiri)

Sonuç olarak:

Buraya kadar isimleri anılan peygamberler ve onlarla ilgili kıssalar, müʹminlere yeni bilgiler vermekte, yönlendirici mesajlar taşımaktadır; şöy­le ki:

a) Peygamberler de hastalığa yakalanabilirler. Asıl şifayı veren ise Allah’tır. O takdirde başımıza bir hastalık gelip çatınca, hem tedavi yol­larını aramamız, hem de hakiki şifayı Allah’tan beklememiz gerekmekte dir. Zira Eyyub Peygamber’in yakalandığı cilt hastalığından kurtulmak için bu iki yola başvurduğu kesindir. Yerden fışkıran ve maden suyu olduğu tahmin edilen suda yıkanması, tedavi yollarından birini öğretmektedir. Di­ğer yandan Eyyub Peygamberʹin Allahʹtan şifa ve rahmet dilemesi, Allah’­ın şifa kaynağı olduğunun bir başka delilidir.

O halde üzücü bir hastalığa yakalanan müʹminler şu iki şeye baş­vurmakla emrolunmuşlardır: Allah’a yönelip O’ndan şifa ve rahmet dile­mek ve arkasından tedavi yollarını sorup öğrenmek, uzman doktora gidip bilgi almak.. Bunun dışına çıkıp şu üfürükçüye, bu muskacıya, şu cinciye ve bu büyücüye gitmek şifa yerine hastalık getirir; sevap yerine insanı büyük günahlara sokar.

b) Zünnûn kıssası bize şu inceliği öğretmektedir: İman edip Allah yolunda yürüyen bir mü’min, mürşit ve dâî, sabırsızlık gösterir de yanlış bir harekette bulunursa, çetin bir sınav ile karşı karşıya bırakılır. Kişi pey­gamber de olsa, bu İlâhî sınav ve uyarıdan kendini kurtaramaz.

c) Zekeriya kıssası, bize şu mesajı vermektedir: Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, gereken tedavi yollarına başvurmakla beraber, her şeyin dizginini kendi kudret elinde tutan Allah’a yönelip hayırlı, salih bir evlât istemeleri en uygun çaredir. Bunun dışında şu ve bu muskacı ve üfürük­çüden, büyücü ve cinciden medet ummak, onların yardımını istemek hem büyük günahlardan biridir, hem de İlâhî gazaba sebep olan bir ölçüsüz­lüktür.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Zekeriya ve Meryem kıssalarından öğüt alı­nacak bir-iki safhaya yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, peygamberlerin kıssalarından anlaşıldığı üzere, semavî dinlerin hepsinin esasta birleştiği; hepsinin de Tevhid İnancı’nı teb­lîğ ettiği konu edinilmektedir. İnsanların aşırı taassubu ve cehaletleri yüzün­den bölünmelerin meydana geldiği ve böylece Tevhîd İnancıʹnın zaman zaman yara alıp yerini başka inançlara bıraktığı anlatılmakta ve bu çok sakıncalı yolda ısrar etmenin çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı hatırlatıl­maktadır; zira dönüşün mutlaka Allah’a olacağı bildirilerek ölmeden önce inkârcıların ve bölücülerin dönüş yapmaları tavsiye edilmektedir.